• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Serbest Tarz

ŞİİR VE ŞAİR

Kelimeler cenindir

Şiir ruh

İşlendikçe şekillenir

Şekillendikçe canlanır

 

Şair heykeltraştır

Şiir ham çamur

Seyran eder kelimeler

Yoğurulup güzelleşir

 

Şair yüreğini ortaya koyar

Şiir yansıtır

Okuyucu ile buluştuğunda

Çağlayan olur ağlatır

 

Berrak göldür Şair

Şiir, içindeki balık

Sudan çıktığında

Herkes kendini bulur.

FAHİŞE

 

Senin tebessümün bir itin havlaması
Gülüşün bir itin paçama yapışması gibidir fahişe

Bu nedenle kendini nimetten sayıp lâf ebeliği yapma
Yüzündeki tebessüm seni iplemeyişimin şaşkınlığındandır fahişe.

Yüzüme Bak! Zevkten sarhoş olduğumu göreceksin!
Hâlım gelmişini, geçmişini tatmin etmenin verdiği zevktendir.

Sanmaki özleminle peşinde divane gibiyim.
Kirlettiğin güzellikleri temizlemekle meşgulüm fahişe.

Ne seni anarım ne de eteğinden tutanları ararım
ne arkandan yas tutarım ne de ağlarım fahişe.

Yüzündeki ifade bir köpeğin doymak için yaptığı
Onursuz bir yalakalığın işaretidir fahişe.

İyisi mi çekil git yoluna, bende yoluma
Senin gibi reziller çöplükte yallanır fahişe.

 

AYRILIK TRENİ

Gidiyoruz işte

Gözyaşlarımızı içimize akıtarak

Birer birer perde çekip anıların üstüne

Hiç yaşanmamış gibi

kızgınlığımıza yelken açarak

 

Sen ayrı bir yola

Ben ayrı bir yola

Yaşanmış ne varsa

Sere serpe saçarak

 

Bu ev de kalamam artık

Duvarlar yüzüme gülüyor

Bazen şen kahkahalar

Bazen hıçkırık sesleri

Mutfaktan gelen sesin

Yatak odasında senin kokun

 

Haykırdık kızgınlığımızı kaç defa

Erteledik kahpe ayrılığı her seferinde

 

Ayrılık treni düdük çalarak geliyor

Hasret treni olacak yüreğimi dağlıyor

Ah be sevdiğim bu acelen neden

Şu bileti bir sonraki trene ertelesen.

 

Yüreğim yanıyor, içim kanıyor

Kalp ağrızı başlatı, daraltıyor

Etme sevdiğim şiirlerin öksüz kalıyor

Odalar sensiz sevdasız kalıyor

Ben ölüyorum, ruhum sensiz daralıyor.

 

Sanıyor musun ki senden ayrı yaşarım

Ankara'nın taş kaldırımlarında seni ararım.

 

Hadi be gülüm bu kadar naz yapma

Oyuncak gibi bir köşeye atıp gitme

Bir nefesine razıyım çok görme

Şu treni bir sonraki sefere ertele.

 

DUYGU SONESİ

Meçhul bilinmeyendir

Gizem, içindeki sır

 

Ufuk, çok uzak, ulaşılması zor

Hayâller, onu saran sıcak duygular.

 

Dağlar, içimdeki yüksekliğin aynası

Kariye; dişimle, tırnağımla var ettiğim yansıması.

 

Her yükselişin bir inişi var, bir meçhulde gizemiyle

Dağların tepesine çıkarım, ufka yüz süreyim diye.

 

kadın gibisin şarap 

ne zaman köyüme gitsem

kerpiçten evler çorak topraktan dam

sergiye çıkmış üzüm kokusu gelir bağ’dan

sarhoş eder sanki gelir ulvi mekandan

ki, şımartır ruhumu damlan

 

girdikçe damarlarıma çekilir canım

cımbız gibi çeker tenimden girift damlan

 

ve dayanamam, ab-ı hayat bana, ben ona ram

kutsamış, ayın on dördü gibi açmış salkım salkım

azdırır duygularımı, cezp eder salkım hanım

 

ezilir ayakların altında  her “ah” bir şehvet nidası

her damlasında tatlı bir yorgunluk siması

her damlasında emeğe karışmış tuzlu ter damlası

 

olgunlaşan her tanesi, sanki birer aşk tanrıçası

sarhoş eder çingene cilvesiyle yağız delikanlıyı

 

hoş kokulu kadın edasında  kırmızı fistanıyla vals eder

fıçılarda  serin sarayında inzivaya çekilir

- kadın gibi şarap – sarayında demlenir

demlendikçe güzelleşir  şûh bir koku sürünür

 

düşünmem, buğulu gözlerin esrarı olduğunu

düşünmem, akan kızıl kanın bıçağı olduğunu

 

o beni çeker, kadın gibi

beni cezp eder, düşümde Tanrı gibi

çeker damarlarıma elzem kan gibi

ki, o seni çeker, dudağındaki isim gibi

 

bir kadeh yetmez  loş gecelerin  asi sarhoşluğuna

demlendikçe istersin  bir daha, bir daha

o kadeh ki, kan kırmızısı deminde gelir aşka

gözlerim, şehvetin kırmızı damlası tuzağında

göz kırpışım, aşkının tam on ikisinde  pusuda

 

ben, bozkırın yağız delikanlısı

aklımı devşiren her dem girift damlası

ütopyamda aykırı düşlerimin sis lambası

damla damla ihtilâller yaratır her damlası

ah! sakin gönlümün deli fırtınası

 

ah şarap! utangaç duygularımın altın şifresi

bilmediğim gizemli ütopyanın sefil elçisi

 

gelemem

ey dostlar!

bu akşam beklemeyin

gelemem

 

Kan geliyor zehir yutan ağzımdan

n’olur beklemeyin

gelemem

 

hava karanlık

 hava çok soğuk

telefonla da aramayın

ne arayın, ne sorun

bu akşam gelemem

 

zaten

umurunuzda da değilim

nasıl olsa çekilirsiniz akşam

 

biri bekler gözleri yaşlı

çile yumağına dönmüş/yaslı

ona söyleyin

bu akşam gelemem

 

herhangi bir meyhanede

kafam masada

küskünlüğüm bardakta

n’olur beklemeyin

gelemem

 

dışarıda kar var

hayallerde tütmemeli dumansız bacalar

kan var

gözyaşı var

feryat var

n’olur beklemeyin

gelemem

 

dışarı çıksam

biliyorum ki taşıyamaz bu bacaklar

kalksam gelemem ki

n’olur beklemeyin

gelemem

 

sadık kalamadım verdiğim zamana

bu sefer  kara saplandı sözüm

görüyorsun ya

geç  kalan hep ben oluyorum

oysa birlikte izleyecektik çiçekleri

tomurcuklar açarken ağaçları

yıldızları izler gibi

yine kaçırdım baharı

n’olur beklemeyin

gelemem

 

kaderimi terkime aldım

çizgide ne varsa

yaşamaya gidiyorum

ben, seni Sırat’ta sevmiştim

sen de beni

hayallerindeki gibi sev

yolun sonundayım bu akşam

n’olur beklemeyin

gelemem.

 

ayışığında

ayışığında

patika bir yol

cıvıl cıvıl

hoş kokusu

serin havasıyla

yeşile bürünmüş

orman

 

dağ evinde

ıssız çamların arasında

akşam kendi sevdasında

kelebekler vals yapıyor

ayışığında

 

dağ evinde şömine cayır cayır

kendi sevdasında

gaz lambası bitmiş bir aşkın sevdasında

 

mısralar ürkek

şiir kendi korkaklığında

şair solmuş yitik cennet bahçesinde

yılmış yıkılmış aşkı aramaktan

gözyaşı dökmekten

ayışığında

 

yalnızlık ölüm aslında

sevgiliyi düşünmek sarhoşluk aslında

 

sevgili

sarhoşluk

ve ölüm

 kayboluşun

ayışığına

yansıması aslında. 

 

kahpe akşamlar 

Leylâ vü Mecnûn ile başlar ipnotizma

derin dokunuşlar gözde başlar evvelâ

 

çok görme be kan kusan kadın!

sıcak bakışlarına

 tatlı dokunuşlarına ram oldum

ince bir sızıydı yüreğimi yakan

pusulam ona çevrildiği akşam

ve kendimi kaybettiğim

 bilinmeze kürek çektiğim

o kahpe akşam!

 

bebek gibiydim beşiğimde

 ninniler fısıldanıyordu kulağıma

cin çarpmış gibi  büyüsüne kapıldığım o sima

ah be kadın

 kan kusan kadın ne olur yüzüme vurma

vurma

girift günahları yüzüme vurma

 

ayaklarıma kapandığın akşam

aldırmadan  aşkının üzerine basıp gittiğim akşam

verilmiş ne kadar söz varsa terkime alıp gittiğim akşam

o kahpe akşam!

 

dertleşmek istediğinde yanında yoktum

gözyaşına mendil olamadım

tek tesellin sigarandı o saatte belki

o’da seni acımasızca terk etmişti

 

ihanet dolu her akşam

o kahpe  akşam!

 

Belki, kahvaltıda zeytin peynir bulamadın

Oysaki kuş sütü eksikti hayallerinde

 ona da umarsızca el salladın

 

hayallerini çalan akşamlar

duygularına saldıran akşamlar

o kahpe akşamlar!

 

sürmeli yârim

mini etekleri/düşünme/at gitsin

rimel çekilmiş gözleri

kan kırmızısı şuh dudakları

ojeli tırnakları

 

düşlerimde bir ihanet damgası

kırmızı mühürlü sırça sarayı

 

seni sevmeliyim bir bağ bozumunda

yavukluma göz kırpar gibi bakmalıyım

anamın nasırlı ellerini öper gibi öpmeliyim

içimdeki borana inat ellerini okşamalıyım

 

gebeymiş sırtında bostan taşırken tarladan

siyah saçları sararırmış kına gibi tozdan

biliyor musun sürmeli? onun elleri şuh çalışmaktan

çizgiler arkadaş olmuş inadına / kararmış tarladan

 

seni seversem, anam gibi sevmeliyim

översem, anam gibi katıksız övmeliyim

katıksız olmalı bu sevgi / yalandan arınmalı

anamı sarar gibi sımsıkı sarmalıyım

 

tarlayı, bağı, bahçeyi bilmiyorsun

masal gibi dinliyorsun

dinleme beni öyle fettan

çok çekmişim zaten sürmeli gözünden.

Beni Tanırsın Ankara

beni tanırsın Ankara

babamdan iyi tanırsın

Yakamoz yansımaları yansıdı yüreğime

 

damla damla yaş döken

ağlaması gibi bir ağacın

ki gözümden akan da öyle

 

yalnız bir kelebek ilkindinin sıcaklığında

Çitlembikten korkmuş Nilüfer’e konmuş

kaçtır buluşmasında yine hasret işlenmiş

bir hasret / bir yürek yangısı

tortuya dönmüş maziden bir şeyler

 

yutkunmakta zorlanırken düğümlenen hasret

bilir misin bu düğümde tanışıklığımız senle

bilir misin hasreti demet yapıp gönderdim senle

 

sarılarak gönderdim seni bir yıldız akşamında

sarılarak tanıdım/ oyuncaklarımla oynuyordum

 

beni tanırsın Ankara

babamdan iyi tanırsın

yürek sergisiydi bir tebessümü

tan da yüreğime yansıyan yüzü

 

ben, babamı sevdim

çünkü başka sevenim yoktu

ben, babamı bildim

çünkü başka kimsem yoktu

çünkü elimden tutanım yoktu

 

kaç defa tuttun ellerimden

kaç defa okşadın saçlarımdan

kaç defa öptün yanaklarımdan

 

şûh bir kadın edasında Ankara

öylesine hafif / mutluluğun yalancı

akşam sefasında

parlayan ışıkların ölgün

kaç gözyaşı kadehlerde süzgün

ki ben de meczup’a döndüm sen de 

                                                 ölgün/ süzgün

 

beni tanırsın Ankara

törpülediğin gençliğimde / bozulmamış bir delikanlı

bir delikanlı hikâyesi / yaşlılığında köhnemiş duygular

 

kaç defa tuttun ellerimden baba

kaç gece kabuslarla uyandığımda koştun yanıma

ter ve korku içindeyken sardın beni

kaç defa kokun üzerime sindi

 

beni tanırsın Ankara

tohumun çimlenmeye hasretliği misâli

ruhumun alevle boğuştuğu ıslak gecelerimi

 

özlemine kat kat örttüğüm yürek yorganından bilirsin

sen, beni iyi tanırsın Ankara

 

Ölümün Sesi

ruhumun ütopyasında kopan bir fırtına
iki sistem çarpışıyor ütopya da
şimşek çakıyor kızıla boyanmış karşılaşmada
duygularım ve yalnızlığım gelen ölümün kucağında

yüreğim hep titrek
bacaklarım titrek

siyaha yenik düşmüş bir gece de
aşka küskün kucak açmış ecele

alacakaranlık ütopya da
çakarken şimşek ölümün suskunluğunda
yıldırım, atom bombası kızgınlığında
iç dünyası karışık bir hezeyanda

kırık bir kalp, bitik bir hayâl

sırılsıklam bir gece
ajitasyon kaplamış buhranlı bir gece
vurgun yemiş sol yanından bu gece
şimşekler çakar aydınlatır bu gece
kızıl bir cehennem alevinde

belki bir türküdür dudaklarında ölüm
çarpışan ikiz ruhların ölüm rengi / kalbinde dudağım
yürek yangısına tuz basmış / belki koşuyor ona ölüm

ölüm kucak açmış bana giderim mekânımdan
atlarım bir gökdelenin kucağından
parçalanmış bir kalp
ve ölümün sesiyle ürperen öteki kalp

dudağımda hüzünlü bir şarkı
benzi solmuş, ağırlaşmış bacakları
yağmurla ıslanmış üşüyen bir kalp
yarım kalmış, hazana dönmüş kırık bir kalp

adı gözyaşıdır, yarım kalmış aşkın şarkısı
nefreti şarkılaştırmış bir ıslık / her dokunuşu hüznün şarkısı

türküdür şimdi nefretin adı
aşk soğuktur , sevda ölmüştür .... ya öteki adı

hayallerini parçalamak için çıkmış onuncu kata
"Bu akşam ölürüm" nağmeleri dudağında
aşkını / sevdasını / beraberinde çakar kaldırıma
öyle bir çakar ki soğuk kaldırıma
yağmurun bulanık kimyasal tortusu altında
ve ölür / kan bulaşır mazgala
kan bulaşır mezarının aşk kokan kıble yamacına,

 

Bir Sürgünün Düşündekiler

Eğitimci-Şair Mustafa Ünver'e ithaf
 

1

tuttu elimden falcı 
avucuma baktı 
-at bir beşlik şuracığa                 

söyleyeyim hayâllerini sana

baktım gözlerine, ki 
anlasın hayâllerimi 
nasırlı ellerine uzattım elimi
söylesin bir sürgünün düşündekileri

 

-iki vakit mi, üç vakit mi 
bir yol görünür size


yine bir sürgün 
bir sürgün Çelebi 
bir sürgün Mustafa 

bir sürgün var yine bahara

 

2

falcı ne bilir 
yazımın kışımın mevsimini 
bir sürgünün düşündekileri 
ancak bir sürgün bilebilir
falı, kehaneti boşver 

görünen köy kılavuz mu ister 
                                                   Mustafa


bir sürgün var yine bahara

 

 

3

çok adamlar gördük adam suretinde 
yerimize oturmak için eğilir eteğe                            beynimi
dilimi
yüreğimi

uladım birbirine de 
hortum olsa gayrısı

yıkılır mıyız Mustafa?

lâkin

 

bir sürgün var yine bahara

 

 

4

kulak verin

bir sürgünün düşündekine 
tüm sevdaları erittim yüreğimde

lâkin kor oldu 
lav oldu 
süzüldü beden de 
Yaktı 
acılar bıraktı

her biri/ ben de
              Mustafa

 

bir sürgün var yine bahara

 

 

5

düşlerimi uğurladım mavi hayâllere

Bigudi taktım saçına kara gözlümün 
sürgüne yolladım 
kanat çırpıp uçtu avuçlarımdan 
duygulara sürgündü geriye kalan 
bir sen bilirsin 
bir sürgünün düşündekini 
 bir de ben 
Kent'te ışıkları solgun bir apartman balkonunda 
sürgün Mustafa

 
ayazda

elinde valizi

sürgün Çelebi

 

 


“Sürgünün günlüğü” beni yakar 
seni yakmış zaten 
vurgun yemeyen anlar mı beni ve seni 
“Çelebi teri damlamış ayağımıza” 
   olsun 
varsın sürgünü yazanlar hoş olsun 
                            Mustafa

 

bir sürgün var yine bahara 

      

7

“Adem atadan kalmış bize sürgün” 
Adem'e Hak'tan/bize kuldan 
başımı eğersem namertlere korkudan 
 lâkin
  Mustafa!

 

bir sürgün var yine bahara

 

8

nice ayaz gecelere direndim

söverken inadımdan üşümedim

ezanlar okunurken sustu dilim 
lâkin

zor gelir bu sürgün

mıh gibi saplanır sol yanıma

                              Mustafa

bir sürgün var yine bahara 

                    

9

çingene dansıyla uğurlandım / sürgüne 
masumiyete bağlı şeyler vardı / geride 
güzel bildiğim ne varsa bastılar /üstüne                                                                                  
yaralı kaplan gibi saldırmaz mıyım                                                    

                                   Mustafa              

bir sürgün var yine bahara.

 

Gidişin Bestesi

aşk derin bir uçurum mudur?

yoksa pembe masallar ikonu mudur?

 

aşk giderken güle güle diyemeyiz

el sallamayız, tebessüm de edemeyiz

aşka ihanet olur

belki bir otobüsün ardından

ya da bir vapurun

salına salına kayışından

çok sonra acısı yakar

bakarız ardından

 

bir otobüs durağında

ya da bir rıhtımda

beyaz mendilimizi sallayarak

bir iki damla gözyaşı akıtırız

 

gidişin öyküsü ya sabah başlar

ya öğleden sonra

ya da akşamın hüzünlü serinliğinde

rüzgâr vardır bu saatte

saçların dağılır

rüzgârın her yaladığında

 

üzerinde ya ceket vardır

ya pardüsü / yakası dağılmıştır

saçlarını okşayan rüzgârın kendisidir

o an bir yerin acır

dilinde pişmanlık bestelenmiştir

 

geriye dönemezsin

yelkovan rüzgâra yelken açmıştır

 

yüzünü okşayan rüzgârın kendisidir

keskin tokat sesi rüzgârdan gelir

dağılmış saçlarınla

gidişin bestesi

yüreğinde dile gelir

 

aşk giderken hoşça kal demez

aniden kapıyı çarpar

ve solgun aşk merdiveni gibi

o’ da solgun çıkar gider

sana kalan hatıralardır           

 

o’na ait eşyalarda bir iki tel saç

belki tencerede kalmış biraz kuru fasulye

ve kirli sepetindeki gömleklerin

 

sana tek miras acıdır

gidişin acı bestesinde

 

GEL

İster tan ağarırken gel, kurtar münzevi geceden

Gizemli bir ütopyada seyri seferdeyken

 

İster öğlen vakti gel

Güneş tepeden vururken

Bir cehennem sıcaklığında

 

İster akşam gel

Yıldızların göz kırptığı gizemde

Münzevi gecede

 

İster gece yarısına çeyrek kala

Dalmadan uykuya

Çırıl çıplak gecenin esrarlı siyahında

Kollarımın arasında severken seni

 

İster lodos’un ardından

İster hortumun önü sıra / hırçın bir küheylan gibi

Bir taş, bir kum, sert bir esinti gibi

İster beni de götür, ister öldür.

 

YALAN

Bir çırpıda silip attım seni

Attım / cennet mekanından seni

Ve kapattım yüreğimi

Ömür boyu kilit vurdum / pas diye sildim seni

 

Baharı andıran gözlerin

Umuda ışık olan sözlerin

Bedenimde kir olan dokunuşun

Ve bir çırpıda silip attığım sen

 

Beni nasıl yormuşsa çılgın sevdan

Terimi silip atar gibi / attım yüreğimden

 

İpek saçları dalgalı / rüzgârın kızı

Haşin, nazlı, altın sarısı saçları

Vurgun gibiydi / yüreğimi delerken baygın bakışları

 

Acımasızca beni nasıl vurmuşsa bakışların

Kalkan yaptım şimdi yüreğimi / çaresiz kalır büyülü bakışların

 

Yüzyılın büyücüsü müsün?

Çekici gözlerinde eriten

Her dokunuşunda lav olup püsküren

Ve gecelerin ağulu zemherinde yakan

 

Yanar ki yürek, kavrulur zaman ötesi mekan

Ki çıkar gelir sarhoş olmuş öteki ütopyadan

 

Bilirsin ki yalan sözlerim

Bir yürek yangısı / bir hıçkırık ötesi sözlerim

Bilirsin ki seni unutamaz bu yangın yürek

O zaman ecel gelir (ki ) hakkı bir kürek toprak.

 

Seni Seveceğim

Sana bir mektup yazmak istemiştim ya,

Mektup yerine gönlümün sesi ulaşmıştı da

Hani, yosun gibi sarmıştı bedenimizi aşk

 

yine aynı duygulardayım

Yine o tepeye çıktım:

Köyüme bakışı muhteşem

Kartal gibi duruşu var

İhtişamlı, vakur, onurlu, benim gibi

 

Ne var ne yoksa incelemeye aldım

Karşımda hayalini, yüreğimde seni

Karşımda duran şu tozlu yol, sisli vadi

Bağrına basmıştı yalın ayak bizi

Dikenler batmıştı ayağımıza, kanatmıştı da

Yine de aldırmamıştık

Çünkü birlikteydik, sevmiştik

 

Delice Irmağından kaç defa tuzlu su içtik

Kaç defa el ele derinliğine daldık

Ölümden korkmadık

Çünkü birlikteydik, sevmiştik

 

Şu harabeye dönmüş köy evi

Kaç gece bağrına bastı bizi

Kaç defa üşüdük, sabahladık

Yine de ah çekmedik

Ne yoksulluğa lanet okuduk

Ne de gecenin kahreden karanlığına

Çünkü birlikteydik, sevmiştik

 

Cisimleri tane tane inceliyorum

Her şey değişmiş

Hayâlimden eser kalmamış

Şimdi gönlüm boş

Yoldaki izimiz silinmiş

Delice Irmağının suyu çekilmiş

Eskisi gibi hırçın akmıyor

Çünkü her şey değişmiş

 

Dün gece

Resimlere baktım birer birer

Hepsi sararmış, solmuş

Hatıralar birer birer yok olmuş

Mevsimler, geceler değişmiş

Baktım, bendeki sen değişmişsin

Mahallem geldi de gözlerimin önüne

Caddeleri sokakları değişmiş

Evleri değişmiş, kiremitleri kırılmış

Boyaları eskimiş yıpranmış

 

Alay konusu bir “Cırrık” vardı mahallede

Çağdaşlaşmış! O bile değişmiş

Bir bağ vardı, top oynardık;

Ekmek arası, kolasına: O değişmiş

Bir sinemamız vardı yıkılmış

Arkadaşlarım, dostlarım toptan değişmiş

Kitapları açtım: Sayfalarını şöyle bir karıştırdım;

İçindeki bilgiler değişmiş,

Yazarları çizerleri değişmiş

 

Yarın gece yine bu tepede olacağım

her şeyi yeniden inceleyeceğim

Belki, değişmeyen tek sen kalmışsındır gönlümde

                                                                                 Seni bulacağım

Belki, değişmeyen tek şey kalmıştır ben de

                                                                       Seni seveceğim

 

Isı – Işık Aşk Misâli

girift bir ışık hüzmesi
                                      yakamoz gibi
hırçın dalgalarla boğuşan
ve kederli göz kırpışları / denizin

sarı yüzünü bana çevir
engerek duygularının 
                                       hoyrat kırpışlarını / bana
hüznün yansımasın kara toprağa

yürek titremesi gibi hırçın sulara
göz kırpmasın benden uzağa

ağaç
          toprak
                       su
                             hasret sana

gölgem ziyâna

pınar çağıltısı yüreğime
-su serpmesi gibi- düş yorgunluğuma

bana gel / bak bana
gözlerini bana / yüreğin bana

çetrefil işlerden yorgun başıma
                                                        sevda tohumları ek
altın sarısı aydınlığını sal
turuncu sarı / renkleri al al
bu ütopya bir yana
ışığını çevir bana
yansıt / ısıt
bir beni ısıt.

         

HATIRLA

Gittin / ya da savrulduk ayrı ütopyalara

Bir ağu gibi yaktı yüreğimizi bu yara

Gözümüz yaşlı, yüreğimiz yaslı, talihimiz kara

Yaralı bir kuş görürsen beni hatırla

Unutma /  beni hatırla

 

Neredesin bahar gözlüm

Kimin yüreğine, gözlerine  mahkum

Kime çaresiz, kimin dudağında “sevgilim”

Kurumuş bir dudak görürsen beni hatırla

Unutma / beni hatırla

 

Işıkları solgun bir kentteysen

Ve balkonunda çiçek suluyorken

Solgun aşk merdiveni görürsen

Hazana dönmüş yüzümü hatırla

Unutma / beni hatırla

 

El açarsa bir dilenci sana

Üç kuruş verip geçme avucuna

Aşk dilecisidir belki / gözlerine baka baka

Aşkını isteyen beni hatırla

Unutma / beni hatırla

 

Şen kahkahalarla çay bahçesinde

Güzel gözlerin baygın bir bakış arifesinde

Yüreğin belki yanar bir aşk ateşiyle

O zaman yanan bu yüreği hatırla

                              Unutma / beni hatırla 

               

Bir İstanbul Hikayesi

                                                          ey! İstanbul ey! 
                                                           pembe masalların 
                                                           büyülü şehri
 
                                                           Mehmet'in çocukluk rüyası 
                                                           kaldırım taşlarına döşenmiş 
                                                           kanlı aşkların şehri

                                                           Aysa'dan Avrupa'ya 
                                                           gökkuşağı gibi bağlanmış 
                                                           karanlık

                                                           dipsiz suların şehri! 

                                                           sevinçlerin beşiği 
                                                           faili meçhul
                                                           kanun hükmünde 
                                                           yalanların şehri! 

                                                           göz kamaştıran 
                                                           hülyalarla avutan 
                                                           güllerin

                                                           dikenlerin

                                                             büyülü şehri

 

                                                              ey! İstanbul ey! 
                                                              elinde valizi 
                                                              sırtında yorganı 
                                                              Anadolu'ma kucak açan 
                                                              çıplak umutların şehri

                                                              aslında bir kurşundur 
                                                              bir ihanettir 
                                                              büyülü güzelliğin 
                                                              ah! pembe dudakların 
                                                              kırmızı ruj izlerini taşıyan şehri


                                                              ey! İstanbul ey!  
                                                              açık sinemaların 
                                                              akşam kahve sohbetlerin

                                                              ve şen çocuk çığlıkların 
                                                              nerede o saf masalların? 
                                                              nerede o sevilen yüzün?


                                                              güllerin infazlarda 
                                                              gözlerin yaslarda 
                                                              ağıtlar yakılıyor şimdi 
                                                              her bıçak darbesinde 
                                                              çığlıklarda keder var 
                                                              otobüslerde uykusuz yüzler 
                                                              Yedi tepe'de huzur kalmadı 
                                                              bir tufanın ortasındayız 
 

                                                              sen de, ilkbahar solgun 
                                                              rüyalar bozgun 
                                                              eksantrik hayallerle 
                                                              avındayız

                                                              biliyor musun?

                                                              hayaller hançerlenmiş


                                                               ey! İstanbul ey!
                                                               gözlerimi kamaştıran 
                                                               gönlümün küskün şehri

Sürgün

Sokağa fırladı çıplak ruhum

İnançlarım depreşti, misafirliğe geldi ruhum

Aslında saftı çocuk ruhu gibi

Birbirine düşman ruhlarla çatıştı geldi, ruhum.

 

Akşamın karanlığında çarpışan kiracılarımla

Yalın ayak ve çıplak taş kaldırımlarda

Diken batmış, kanatmış kimin umurunda

Ki sürgün, kendi masumiyetine inanmıştı aslında

 

Ankara havasıyla yollara düştüm

Soğuk ve ruhsuz simalara düşman

Dilimde küfür, beynimde idam mangası

Kendi düşlerine misafir, ayrılıyorum bu kentten.

 

Gidişim sürgünedir

Dillerinde iftira, ellerinde hançer, kovalar

Kovalar kiralık katiller

Aslanı kovalar gibi, öyle acımasız ki bu düşmanlar.

 

Çingene valsıyla uğurladılar sürgüne

Oysa ki, masumiyete bağlı şeyler vardı geride.

 

An Gelir

an gelir yanarsın 
ister sevda olur 
ister bela

an gelir ayakların dolanır 
ister sevda ateşinden 
ister korku belasından

an gelir titrersin 
ister sıfırın altında soğuktan 
ister Azrail'in nefesinden

an gelir üşürsün 
ister fukaralıktan 
ister çaresizlikten 

an gelir, o an! 
ister hastalıktan 
ister intihardan 

kendini musalla 
taşında bulursun

 

Avcı

Avcı bir ceylan’ın peşinde

Bir defa da işi bitsin diye

Basmış domuz kurşununu gözüne

 

Aylardır saklambaç oynuyorlar karın üstünde

Mutluluk okunuyordu bir zamanlar gözlerinde

Seyrediyordu yavru ceylanı sevgi ve şefkatle

 

Şimdi korku var gözlerinde

Ölüm valsi yapılıyor korkunun gölgesinde

Kıpkızıl kana bulanmış karın üstünde

Yatıyor çırpınarak çaresiz öylece

 

Derin bir iç çekti son nefesinde

Keskin bıçak boğazına değdiğinde

İki damla yaş düştü karın üzerine

Bağırdı avazı çıktığı kadar avcı’nın yüzüne

 

Zaferimsi bir ışık vardı avcı’nın gözlerinde

Karardı sonra her yer bembeyaz karın üzerinde.

İnziva

Gözlerim kapalı düşünüyorum; 
akşamdan kalma bir şairin 
sarhoş düşünceleri gibi değil 
ama körkütük sarhoşum 
Mevlana'nın aşk sarhoşluğu
Karacaoğlan'ın gönül hoşluğu
Bir çağlayan akışı gibi coşkulu

gözlerim kapalı düşünüyorum;
eli nasırlı körpecik güzelleri
elinize çapa değil 
gönlünüze sevda yaraşır 
dışınız tenha içiniz kalabalık ey güzeller! 
benim içimde sen yoksun
tenhadayım erenler gibi 
inziva da kendimi aramaktayım.

 

SEVGİLİ

Vuslata çeyrek kala öldürme sevdiğim

 

Gözyaşlarımı katık yaptım bu aşka

Düştüm, bir meczup misali arkasına

Düştüm, muhtacım şimdi baharına

 

Köprü altlarında İstanbul’un

Kimsesiz, keder kaplamış yüzlerinde çocukların

Ararım / ellerinde ucuz şarap şişelerinin

Mantar kokusu son yudumlarında adın

 

Tanımazlar seni avareler / lüks apartmanlar

Barlar, pavyonlar, gazinolar

Yalancı şûh aydınlığında ışıklar

Ki yalancıdır aslında / karanlık aydınlığında patlayan flaşlar

 

Sen yalnızca benim karanlık dünyamın patlayan flaşıydın ya

 

Vuslata çeyrek kala öldürme

Bu aşkı öldürme

Beni öldürme

 

Vuslata çeyrek kala öldürme sevdiğim.

 

SENSİZ

yine akşam oldu Batı’ daki kızıllık sensiz

ben seninle baş başayım; Sessiz.

bir elimde kadehim, bir elimde sigaram

önümde koca bir portre; durmadan içiyorum

gözlerimden sen akıyorsun sessiz sessiz

papatyalar, laleler, Sümbüller açmış bu sessizlikte

felç olmuş bir adam var sandalye de sessiz

bu sessizlikte zevk vermiyor sensiz

gece kuşları zevkten çığlık atıyor

her okşayışında sen varsın sessiz sessiz.