• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Ahmet Sargın

Ahmet SARGIN'ın “Dost diye diye” şiirinin tahlili


AHMET SARGIN: 1954 yılında Yozgat Merkeze bağlı Kırım Köyünde doğdu. İlkokulu kendi köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat'ta okudu. Yozgat İmam-Hatip Okulu ve Yozgat Lisesi Mezunudur. 1975 yılında Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünden 1978 yılında mezun oldu ve Türkçe öğretmeni olarak göreve başladı. Çeşitli illerde görev yaptıktan sonra l989 yılında bu görevinden istifa ederek Yozgat Yerköy MTSK Müdürü olarak göreve başladı. Bu görevinde bulunduğu sırada Yozgat Bayrak TV'de program yapımcılığı ve İleri Gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Yozgat Bayrak TV'de 'Bozok Şiir Akşamları' programını hazırlayıp sunan şair, 'Gündem ' programları ile de izleyicisinin karşısına çıktı. 1995 yılında Yerköy Delice TV. Müdürü olarak görev yaptı. Yerköy televizyonunda çeşitli programlar hazırlayıp sundu.'Yerköy'ün Sorunları ve Çözüm Yolları' konulu bir dizi toplantılar düzenledi. . Aynı yıllarda bir matbaacı ile birlikte 'Gelişen Yerköy Dergisini' çıkardı (1996). Bu derginin Genel Yayın yönetmenliğini ve Yerköy Gazetesinin Yazı işleri müdürlüğünü yaptı. 1987 yılında yeniden öğretmenlik görevine döndü. Aynı dönemde Yozgat Gazetesi ve İleri Gazetesi köşe yazarlığını sürdürdü. 'Bozok Gündemi ' başlıklı yazıları ile Yozgat Kamuoyunun ilgisini toplamaya çalıştı. 2004 Eylül ayında kendi isteği ile emekli oldu. Halen Yozgat İleri Gazetesinde Köşe yazarlığı yapmaktadır... 
TV. Program yapımcısı, gazeteci, şair ve yazar Ahmet Sargın, İlkyazı çalışmalarına öğretmen vekilliği yaptığı Haydanbeyli'de başladı. Öğrencilik yılları sıkıntı ve çilelerle geçen yazar, Isparta Özgül Yayınları Yayım kurulunda yer aldı. İlimiz Gaziantep, İlimiz Şanlıurfa, Türkiye Haritası Katalogu gibi eserlerin hazırlanmasında görev aldı. Bugüne kadar sekiz adet masal kitabı yayınlandı. Yazı ve şiirleriyle çeşitli gazete ve dergilerde kendini gösterdi. Yazı ve şiirlerinde: Ahmet Taşkın, Abdullah Ecevit, Mehmet Emin, Alperen Selçuk, Ahmedi, gibi mahlasları da kullanan Sargın'ın yayımlanmış araştırmaları kitapları da bulunmaktadır. 
Halen Yozgat'ta ikamet etmektedir. Yozgat Şairler Ve Yazarlar Birliğinin Başkanlığını yapmaktadır. Sorgun Ozanlar Derneği ve Yerköy Halk Âşıkları Derneğinin Kurucuları arasında yer almış, bu derneklerin Yönetim kurulu üyeliklerini yapmaktadır. Şiirleri çok sayıda antoloji kitaplarında yer almıştır.

Dost Diye Diye!

Ateşte yandı bu gönül 
Çağırdı dost diye diye 
İnan ki yanıp kül oldu 
Savruldu dost diye diye. 

Onun ataşiyle düştü 
Alev ortamında pişti 
Acılar gönülü seçti 
Yalvardı dost diye diye. 

El vurup yâre karıştı 
Can cananıyla kavuştu 
O sevdiğiyle görüştü 
Ağlaştı dost diye diye. 

Dolaşıp dağları aştım 
Ozanlar peşinden koştum 
Sevincimden inan uçtum 
Seslendim dost diye diye. 

Sargın dosta olur âşık 
Balın içindeki kaşık 
Gönül bunlara alışık 
Buluştu dost diye diye.

AHMET SARGIN

“DOST DİYE DİYE” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

1-DİL: Dost Diye Diye şiirinin en belirgin özelliği sade ve anlaşılır bir Türkçe ile yazılmış olmasıdır. Şairin Türkçe öğretmeni olması yazılarında hissedilmektedir: Şiirlerindeki dil, sadelik, anlatış tarzı, öğretmen olarak diline derin sevgi ve saygı beslediğini göstermektedir. Şair, sade ve anlaşılır bir Türkçe kullanmakla aslında gelenekçi bir yönünü de ortaya koymaktadır. Geleneklerine bağlı olmayan bir şairin şiirleri ancak kopya olabilir! Şair, Türk dilinin özelliklerini iyi bildiğinden eserlerinde başarıyla kullanmıştır. Bu özelliği ile evrensel şair olmak arzusunu göstermektedir. Şunu söyleyebiliriz ki, şairin herkese hitap etmek istediği anlaşılmaktadır.

2-ZAMAN: Şairin zaman karşısında takındığı tavrı üçüncü kıtada net olarak görebiliyoruz.

El vurup yâre karıştı 
Can cananıyla kavuştu 
O sevdiğiyle görüştü 
Ağlaştı dost diye diye.

Birinci ve ikinci kıtada, dostun aşk ateşiyle kavrulan şair, üçüncü kıtada dostu görmenin heyecanı içerisindedir. Şiirdeki tasavvufi söyleyiş açıkça görülmektedir. Sevgiliyi görüp o’na kavuşan şair, bu heyecan içerisinde sevinçten ağlamaktadır. Bu bir aşk ağlayışıdır. Şair, sevgiliye kavuşmanın haleti ruhaniyeti içindedir. Zamanı bu duygularla aşmaktadır.

Şiirde mistik bir hava mevcuttur. Teşbih sanatı kullanılmış ve gizli ifadeler başarıyla tasvir edilmiştir. “El vurup yâre karıştı/Can cananıyla kavuştu”mısralarında “yâr” ve ikinci mısradaki “canan”, Tanrı’nın veya Peygamber Efendimizin kendisi olabilir. Can olarak ifade edilen varlıkta, şairin “Ben”lik duygusunun öne çıktığını görüyoruz. Burada ifade edilen can, yani benlik, ruhun kendisidir. Şairin mana bakımından çok derin ve gizli ifade kullanması şiiri güçlü kılmıştır. Bilindiği gibi divan şiirlerinde bu tip gizli ifadeler çok sık kullanılmakta ve teşbih sanatları daima ön plana çıkmaktadır. Şair, mevcut zamandan (içinde yaşanılan zaman) söz etmektedir. Yâr ve canan olarak ifade edilen varlığın tanrı olarak algılanması yanlış olmayacaktır. Bu mısradalar da tanrı’ya ulaşılan zamanın varlığı söz konusudur.

Üçüncü kıtayı derinlemesine incelediğimizde bizi, öteki âleme geçişteki zamandan da söz ediliyor, düşüncesine sevk etmektedir. Öteki âlemde sevgiliye kavuşmak, O’nunla görüşmek vardır. Bu da “El vurup yâre karıştı / Can cananıyla kavuştu /O sevdiğiyle görüştü” mısralarında kuvvetli olarak görülmektedir. Bu düşünceye göre, şair, hem içinde bulunduğu zamandan söz etmektedir ki, içinde bulunduğu zamanı sevgiliyi görerek ve O’na kavuşmak suretiyle aşmıştır. İkinci olarak, öteki âleme geçişe ait zamandan bahsedilmesi söz konusudur. Bunu da yine, sevgiliye kavuşmak ifadesinden anlıyoruz. Ancak burada öteki âleme geçiş kalp ile mümkün olmaktadır.

3-MEKÂN: Dost Diye Diye şiirinde, ilahi anlamda sevgili için yanmak, sevgiliye duyulan özlem ve O’na kavuşmak ifade edilmektedir. Şairin, sevdiğiyle görüşüp O’na kavuşmasından sonra mekânı aştığını görüyoruz. Buradaki mekânın ahiret olmadığını, kalp ile kavuşmak olduğunu anlamamız gerekiyor. O halde mekân şairin kalbidir. Dolayısı ile şair, madde âleminden mana âlemine geçmiştir. “El vurup yâre karıştı / Can cananıyla kavuştu/ O sevdiğiyle görüştü” mısralarında kalp ile mekânı aştığını görüyoruz.

4-İNSAN: Beşinci kıtanın birinci mısrasından şiirdeki insanın şairin kendisi olduğunu anlıyoruz. “Sargın dosta olur âşık” mısrasından da anlaşılacağı gibi şairin kendisi olduğu kuvvetli bir şekilde vurgulanıyor. Burada ben’lik duygusunun öne çıktığı görülüyor ki, bu da şiire bir lirizm katıyor. Birinci kıtanın birinci mısrasında “Ateşte yandı bu gönül” ve dördüncü kıtadaki “Dolaşıp dağları aştım” dizesinde “Ben”’lik duyguları öne çıkmakta ve şiirdeki insanın şairin kendisi olduğu açıkça görülmektedir.

Şair, üçüncü kıtada insan-ı kâmil olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada şairin mutlak ve tek olan hakikate ulaştığını görüyoruz. Bu da şiirdeki insanın hakikate, yani tanrı’ya ulaştığını göstermektedir. Tasavvufta “Ben”lik rûh olarak ifade edilmektedir. Bu halde, şiirdeki insanın yana yana benliğinin, yani ruhunun olgunlaştığını ve tanrı’ya ulaşacak kâmil’e erdiğini anlıyoruz. Şiirde “Ben”lik duygusu aşırı derecede öne çıkmaktadır.

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Bir şiirdeki gizli mana ve kuvvetli tasvirleri bulup ortaya çıkarmak için şiirin çok iyi incelenmesi gerekir. Bu mana da, bu şiiri beşeri bir aşk şiiri olarak değerlendirenler büyük bir yanılgıya düşerler.

Dost Diye Diye şiirinde öne çıkan ana tema, sevgiliye olan büyük aşk ve O’na kavuşmaktır. Bunun neticesinde duyulan aşırı sevinç ve heyecan vardır ki, şiirde tamamen tasavvufi bir sesleniş söz konusudur.

Şairdeki duyuş farklı bir dil ile anlatılmakta ve sevgilinin Tanrı olduğunu düşünmemize sevk etmektedir.

Şiirin dört bölümden oluştuğunu görüyoruz. Birinci ve ikinci kıta şiirin birinci bölümünü, üçüncü kıta şiirin ikinci bölümünü, dördüncü kıta şiirin üçüncü bölümünü ve beşinci kıta şiirin dördüncü bölümünü meydana getirmektedir.

Şiirin birinci bölümünü oluşturan birinci ve ikinci kıtalar, şairin ”Ben” lik duygusunun öne çıktığı bölümdür.

Ateşte yandı bu gönül 
Çağırdı dost diye diye 
İnanki yanıp kül oldu 
Savruldu dost diye diye. 

Bu bölümde, şiirdeki insan ruhunun sevgilinin aşkıyla yandığını görmekteyiz. Birinci mısrada gördüğümüz “Ateşte yandı bu gönül” seslenişi, büyük bir aşk ve özlem seslenişidir. Buradaki “ateşte” kelimesinden kasıt bildiğimiz ateş değildir. Kalpteki yangındır! Şair, gönül ateşiyle yanmaktadır. Aşk ateşiyle çıktığı bu yolculukta okuyucuyu da beraberinde sürüklemektedir. “Gönül” kelimesi şiirdeki anlamı ile şairin içinde bulunduğu psikolojik durumu ifade etmektedir. “Çağırdı dost diye diye” mısrasındaki “çağırma”, normal bir sesleniş değildir. Yani herhangi bir kişiyi çağırmak gibi algılanmamalıdır. Buradaki çağırma tasavvufi anlamda bir sesleniş olup, İslâm dininin gereklerini yerine getirdikten sonra, gece ve gündüz tespihatlarla tanrı’nın anılmasıdır. “Dost” diye seslenilen varlık tanrı’nın kendisidir. Şiirde öne çıkan insanın benliği dost diye öyle bir yanmıştır ki, ondan başka bir varlık düşünmemekte ve dost olarak benimsediği ve duyumsadığı bu varlığa seslenmektedir. Dostunu arayan ve O’nun için adeta yanıp küle dönen ruh, artık kendinden geçmekte ve sağa sola savrulmaktadır ki, buradaki savrulma yaprak gibi bir yere savrulmak değildir. Buradaki savrulmayı, dostun aşkıyla yanan ve ondan başka bir varlık düşünemez hale gelen benliğin, sürekli tanrı’nın adını zikrederek sağa sola sallanmasıdır. Tarikatta buna zikir çekme denir. Tanrı aşkıyla yanan şairin gönlü ondan başka dost aramamaktadır. Ancak tanrı’dan uzak olması da acı vermektedir. İçindeki aşkı, ateşi ve bu acıyı dindirecek tek ve mutlak varlık tanrı’nın kendisidir.

İkinci kıtada, “Onun ataşiyle düştü / Alev ortamında pişti” mısralarında görüldüğü gibi, cananın aşkıyla yanan ben’lik nihayet olgunluk devresine girmiştir. Pişmek kelimesi, insan ruhunun olgunlaştığını ifade etmektedir. Tasavvufta da buna olgunlaşma denir.

Onun ataşiyle düştü 
Alev ortamında pişti 
Acılar gönülü seçti 
Yalvardı dost diye diye

İkinci kıtada görülen acı, ruhun acı çekmesidir. Yani şiirdeki insanın kalbinin, benliğinin tanrı için yanması ve şaire acı vermesidir. Şair bu acı ile kendine dost seçtiği tanrı’ya yalvarmaktadır. Bu yalvarış tek değil, geniş anlamda bir yalvarmadır. Şair, madde âlemine ait herhangi bir talepte bulunmamaktadır. Bunun özellikle bilinmesi gerekmektedir. Şair, tanrı için çekilen acıdan da zevk almaktadır. Bu da İnsan-ı Kâmil olmanın özelliklerinden biridir.

Şairin, birinci bölümdeki dosta olan seslenişi, bize, tanrı’ya ulaşmak için hiç bir şeyi gözü görmeyen Yunus’un “bana seni gerek seni” seslenişini hatırlatmaktadır.

Şiirdeki dil herkesin anlayabileceği tabii bir dil olmakla kalmıyor, aynı zamanda şiire psikolojik ve felsefi bir yaklaşım getiriyor. Her türlü dünyevi istek ve arzudan sıyrılan şair, yalnız dostunu, yani tek olan tanrı’ya kavuşmayı istemektedir. Şairdeki duyuş, ifade edilebilecek özelliklerin yardımıyla şiire biçim vermektedir.

 İkinci bölümü oluşturan üçüncü kıtadaki temel düşünce, sevgiliyle buluşmayı anlatmaktadır.

Birinci mısrada “el vurup” söz grubundan anlaşılması gereken, görmektir. “ El vurup yâre karıştı / Can cananıyla kavuştu” mısralarında şair, sevgiliyi kalp gözü ile görerek, benliğinde, yani ruhunda O’nu hissetmiştir. Ve ikinci mısrada da ifade edildiği gibi sevgiliye kavuşmuştur. “O sevdiğiyle görüştü /Ağlaştı dost diye diye.” Mısralarında da görüldüğü gibi, sevgiliye kavuşan şairin heyecan fırtınasına kapıldığını ve o aşk ile gözyaşına boğulduğunu anlayabiliyoruz.

Bu bölümde Ozan’ın telvin halindeki psikolojik durumunu görebiliyoruz. Tasavvufta telvin makamına giren dervişlerin halden hale girdikleri bilinir. Abdülbaki Gölpınarlı telvin makamını şu şekilde açıklıyor:”Sofilerce telvin makamı, kulun hâlden hâle girmesidir. Birçok sofi, bu makamı tam olgunluk makamı bilmez, bu makamda kulun bazı kere gerçeğe ulaşacağını, bazı kere tabiat perdesiyle örtü altına girmiş bulunacağını, bazı kere sevince, bazı zaman kedere düşeceğini, korkuya ümide kapılacağını söyler.” 

Şiirin üçüncü bölümünü oluşturan dördüncü kıtadaki temel düşünce, şairin dosta kavuştuktan sonraki ruh halini yansıtmaktadır. Ben’lik duygusu net olarak anlaşılmaktadır.

Dolaşıp dağları aştım 
Ozanlar peşinden koştum 
Sevincimden inan uçtum 
Seslendim dost diye diye.

Mısralarında dost ile buluşan şair, tasavvufi anlamda bir sarhoşluk içindedir. Büyük bir sevinç ve heyecan yaşamaktadır. Bu sevinç o’nu meczuba döndürmüş, dağ dağ gezdirmekte, sözü tanrı olan ozanların peşinde koşmakta ve kendini kuş gibi hissetmektedir. İslâm felsefesine göre, şair, dost diye tanımladığı tanrı’yı görüp, O’na kavuştuktan sonra meczuba dönmüş ve kendini kaybetmiştir. Adeta sarhoşa dönmüş ve bu sarhoşlukla dağ, bayır gezmekte ve dost dost diye inlemektedir. Buradaki inleyişin tanrı’nın adıyla yapılan coşkulu bir inleyiş olduğunu görüyoruz.

Şiirin son kıtası olan dördüncü bölümdeki temel düşüncede, ilâhi aşkın ifadesi söz konusudur.

“Sargın dosta olur âşık/Balın içindeki kaşık” mısralarında kendi benliğini öne çıkaran şair, dost olarak seslendiği tanrı’dan başkasına âşık olamayacağını ifade etmekte, artık O’nun için maddi âlemin hiçbir öneminin kalmadığını anlamaktayız. Bu aşk o’nun için “bal” anlamındadır. Kendisini bu baldaki kaşık gibi görmektedir. Bal bildiğimiz gibi tatlı olan ve cennetteki yiyeceklerden biridir. Cennet yiyeceğini yemek ve balın içinde kaşık olabilmek için İnsan-ı Kâmil olmak gerekir ki, şair, tanrı için gözyaşı dökerek ve yanarak bu kâmil’e ermiştir. Olgunlaşan ruhu artık mana âlemine ait her şeye alışmıştır.

6-KENDİNİ AŞMA: Bir şairi ve eserlerini yakından tanımadan, o’nun sanatsal kişiliği hakkında bilgi sahibi olmadan, bir şiirine göre değerlendirebilmek oldukça güçtür. Ancak, şairi yakından tanımış ve dost olarak yakın münasebetlerde bulunmuş bir kişi olarak, şiirlerinde kullandığı dili, duygu ve düşünceleri, bunların ifade ediliş tarzı, şiirlerinde kullandığı sanatlar ve edebi kişiliği hakkında yakından bilgi sahibi olmam nedeniyle Dost Diye Diye şiirini tahlil etmekte zorlanmıyorum.

El vurup yâre karıştı / Can cananıyla kavuştu / O sevdiğiyle görüştü. Mısralarında sevgiliyi kalp gözü ile gören şairin O’na kavuşmasıyla kendini aştığını görüyoruz. Buradaki duyuş farklı bir tarzda ifade edilmiştir. Şair, sevgiliyi ruhunda hissederek madde âleminden mana âlemine geçmiştir. Bu geçiş şairde ciddi ruhi reaksiyonların meydana gelmesine de vesile olmuştur. Nitekim “Dolaşıp dağları aştım/Ozanlar peşinden koştum/Sevincimden inan uçtum /Seslendim dost diye diye.” mısralarında daha açık görülmektedir. Şairin tanrı aşkı ile kendini aştığını görüyoruz.

Aynı zamanda, şairdeki tanrı sevgisi ve iman kuvveti kendini göstermektedir.

7-ANLATIŞ TARZI: Tekke Edebiyatı nazım türlerinden ilahi tarzında yazılan Dost Diye Diye şiiri, 8’lik hece ölçüsü kalıbıyla yazılmıştır. Âşık Edebiyatının koşma nazım türüne benzemektedir. Birinci kıta 3+5=8’li hece kalıbıyla duraklı yazılmıştır. İkinci kıtanın üçüncü ve dördüncü mısraları 3+5=8’li hece kalıbına göre yazılmıştır. Diğer mısralarda duraklar bozuktur.

Birinci kıtanın birinci mısrasında t-n-e-a sesleri, ikinci mısrada d-y-e-i sesleri, üçüncü mısrada n-l-k-a sesleri, dördüncü mısrada s-d-y-e-u sesleri, ikinci kıtanın birinci mısrasında n-ş-ü-a sesleri, ikinci mısrada t-a sesleri, üçüncü mısrada a-ü-l sesleri, dördüncü mısrada d-y-e-a sesleri, üçüncü kıtanın birinci mısrasında r-u-ı sesleri, ikinci mısrada c-n-a-u sesleri, üçüncü mısrada i-ü-e ve birbirine yakın ve ş sesleri, dördüncü mısrada a-t-d-y-e-i sesleri, dördüncü kıtanın birinci mısrasında d-ş-l-a sesleri, ikinci mısrada n-e-o-a, üçüncü mısrada n-m-i-e-u, sesleri, dördüncü mısrada s-d-y-e-i sesleri, beşinci kıtanın birinci mısrasında r-a-o-s-ı sesleri, ikinci mısrada n-k-i-ı-a sesleri, üçüncü mısrada ı-n-a-l sesleri ve dördüncü mısrada d-y-e-u-iseslerinin uyum içinde kullanıldığı ve şiirde bir ahenk oluşturduğu gözlenmektedir.

Birinci kıtanın ikinci mısrasında ve her dörtlük sonunda tekrarlanan dost diye diye söz grubu şiirde ses uyumunu zenginleştirmiş, hem de ritmi kuvvetlendirmiştir.

Şiirde redif ve kafiye yapısını inceleyelim.

a- Birinci kıta;

 Ateşte yandı bu gönül 
Çağırdı dost diye diye 
İnan ki yanıp kül oldu 
Savruldu dost diye diye.

Birinci kıtanın ikinci ve dördüncü mısralarında yinelenen dost diye diye kelime grubu rediftir.

İkinci mısrada çağırdı ve dördüncü mısrada savruldu kelimelerinde ı ve u seslerinden önceki d sesi yarım kafiyedir.

Bazı şiirler sadece redif ile şekillenebilir.

İkinci kıta;

Onun ataşiyle düştü 
Alev ortamında pişti 
Acılar gönülü seçti 
Yalvardı dost diye diye.

İkinci kıtanın birinci mısra sonunda düştü ve ikinci mısra sonunda pişti kelimelerinde ü ve i seslerinden önceki t sesi redif, ş sesi yarım kafiyedir.

c- Üçüncü kıta;

El vurup yâre karıştı 
Can cananıyla kavuştu 
O sevdiğiyle görüştü 
Ağlaştı dost diye diye.

Üçüncü kıtanın birinci mısra sonunda karıştı ve ikinci mısra sonunda kavuştu kelimelerinde ı ve u seslerinden önceki t sesi redif, ş sesi yarım kafiyedir.

d- Dördüncü kıta;

Dolaşıp dağları aştım 
Ozanlar peşinden koştum 
Sevincimden inan uçtum 
Seslendim dost diye diye.

Dördüncü kıtanın birinci mısra sonunda aştım, ikinci mısra sonunda koştum, üçüncü mısra sonunda uçtum kelimelerinde m sesi redif, tu sesi tam kafiye ve aştım kelimesinde t sesi yarım kafiyedir.

e- Beşinci kıta;

Sargın dosta olur âşık 
Balın içindeki kaşık 
Gönül bunlara alışık 
Buluştu dost diye diye

Beşinci kıtanın birinci mısra sonunda yer alan âşık, ikinci mısra sonunda kaşık, üçüncü mısra sonunda alışık kelimelerinde k sesi rediftir.

Birinci mısra sonundaki â uzatmalı olduğu için çift a okunur, bu nedenle âşı sesi zengin kafiyedir. İkiden fazla ses zengin kafiye sayıldığından a sesinin üzerinde ^ uzatma olmasa dahi zengin kafiye sayılması gerekirdi. İkinci mısrada aşı zengin kafiye ve üçüncü mısrada şı sesi tam kafiyedir.

Şiirde yer alan kelimelerden ateşte, yandı, çağırdı, kül oldu, pişti, acılar, yâre karıştı, canıyla kavuştu, sevdiğiyle görüştü, dağları aştım, uçtum, bal söz grupları, kelime anlamları dışında öyle derin manalar yükleniyorlar ki, bu da şiirin dilini, biçimini ve ifade tarzını etkileyen önemli unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şiirin genelinde mısraların kendi içinde ve sonunda kullanılan harflerin ses uyumunu güçlendirdiği, bunun da şiire zenginlik kattığı görülmektedir. Şiirde görülen aliterasyon ve asonans ritmi güçlendirmektedir. Mısraların kendi aralarında ve çapraz olarak ses uyumu hem sık sık yinelenen harflerle, hem de kelimelerle sağlanmış ve şiirdeki duyuşun daha kuvvetli seslenişini sağlamıştır. Harf ve kelime yinelenmeleri ile sağlanan ses zenginliği, şiir dilini de güçlendirmiş, şiire musiki havası vermiştir. Ses zenginliği, aliterasyon ve asonansla bir bütünlük ve zenginlik içindedir.

Şiirdeki dil, şairin duyuşuna göre şekillenmiştir.

Şair, kelimelerle adeta top gibi oynamaktadır. Böylece anlatmak istediği duygu ve düşünce kalıbına zemin hazırlayarak hiç zorlanmadan ustaca dile getirdiğini görüyoruz.

Şiiri zenginleştiren unsurlar, şiirdeki sadelik, ahenk ve duygu yoğunluğudur.

Şiirin teknik unsurlarını meydana getiren özellikleri bilerek ve anlayarak okunması halinde daha bir zevk alınacağı muhakkaktır.

Şiirde konu anlatımı ve kurgusu başarılıdır.

Şair, noktalama işaretlerinden hiçbirine başvurmamıştır. Şiirin genel yapısı itibariyle noktalama işaretlerine ihtiyaç duyulmamış olması, şairin duygu ve düşüncelerini ifade ediş tarzındaki kuvveti ve gücü göstermektedir. Şiirdeki bu genel yapı okuyucunun edebi duygularına hitap etmektedir.

İlk bakışta anlatım ve kurgu zayıf gibi görünebilir. Ancak şiirin tahlil kısmında açıklamaya çalıştığımız unsurlar dikkate alındığında, şiirin hiçte zayıf olmadığı, aksine herkesin anlayamayacağı gizli ve çok derin manalar ifade eden kuvvetli tasvirler kullanıldığı anlaşılacaktır.

Şiir, güçlü bir poetikanın ürünüdür. Nitekim şiirde tekrarlanan kelime, ses ve kafiye ile bütünleştirilmiş mısralar, şiirin ne kadar zengin, güçlü ve musiki havası yansıttığı hakkında fikir verecektir.

Günümüzde Yunus’tan etkilenmeyen şair yoktur. Ahmet Sargın’da bunlardan biridir. Dost Diye Diye şiirinde Yunus’un etkisi görülür. Yunus’un, “Ten çürüye toprak ola / Tozam hey dost deyi deyi” deyişinde dost, tanrı’dır. Görüldüğü gibi Sargın’ın bu şiirinde Yunus’un seslenişi vardır.


Yorumlar - Yorum Yaz