• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Fatih Kandemir

Fatih Kandemir'in “ Gönül arzu eder ” şiirinin tahlili


Fatih KANDEMİR: 1989 İstanbul doğumlu, Erzincan-Kemah Kemeryaka Köyü nüfusuna kayıtlıdır. İlköğrenimini Üsküdar Fatih İlköğretim Okulunda; ortaöğrenimini ise Çengelköy Lisesinde tamamlamıştır. Erzincan Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümü 2. Sınıf öğrencisidir. 
Fatih Kandemir'in edebiyata olan ilgisi ilkokul ve lisede Türkçe ve Edebiyat öğretmenleri sayesinde olmuştur. 
Şiir yolculuğunda henüz çırak olan şair, 2000'li yılların başlarından itibaren kendi halinde şiir ve öykü yazmaya başlar. Edebiyat derslerinde yazdığı kompozisyonlarla öğretmenlerinin beğenisini kazanır. Eleştirilerin ışığında azim ve sabırla kendini yetiştirmeye çalışır. 
Fatih Kandemir, şuan için tanınmış bir yazar ya da şair değildir. Yazdığı yazılar şiir ya da öykü olma adına gerekli unsurları tam olarak yerine getirmiyor olabilir. Ancak o’nun yılmadan yazması ve kendini yetiştirmeye çalışması, azmini, başarısını ve geleceğin başarılı bir edebiyatçısı, edebiyat öğreticisi olacağını göstermesi bakımından önemlidir.

 

GÖNÜL ARZU EDER 

Kaya başında iki fidan durur

Gönül arzu eder bulamaz yâri

Bir gözüm yaşarır bir gözüm kurur

Gönül arzu eder bulamaz yâri.

Taşların üstüne tohumlar ektim

El görmesin diye üstünden sektim

Geçtim karşısına resmini çektim

Yaşımla suladım açan çiçeği.

Ne yağmurlar yağmış toprak ıslanmış

Kaya başında yâr taşa yaslanmış

Kirpiklerim üstü yaştan paslanmış

Neyleyim yeşeren bostan bahçeyi.

Fatih KANDEMİR

  

        “GÖNÜL ARZU EDER” ŞİİRİN TAHLİLİ  

1- DİL: Şiirde kullanılan dil duru Türkçedir. Şair, herkesin anlayabileceği bir dile sahiptir. Kullanılan dil hakkında söylenebilecek ilk şey sade ve anlaşılır bir dilin kullanılmış olmasından dolaylı her dönem rahatlıkla okunabilecek olmasıdır. Bu da şairin, her dönem okunmayı arzu ettiğini göstermektedir.

Halk ozanlarının kullandığı dilin özellikleri şiirlerinde görülmektedir. Şiirlerinde kullandığı dil, o’nun evrensel şiir anlayışı hakkındaki düşüncelerini anlamamızı sağlar. Şairin diğer şiirleri incelendiğinde o’nun edebi kişiliğinde sanat için sanat değil, halk için sanat anlayışının hakim olduğu görülecektir. Bu anlayıştan yola çıkarak o’nun bir halk şairi olduğunu söyleyebiliriz.

Edebiyat Fakültesi öğrencisi olan şairin hece veznini şiirlerinde kullandığını görüyoruz.

Dil bakımından, Türk Halk Edebiyatı geleneğinin takipçisidir.

2-ZAMAN: Şairin zaman karşısında takındığı tavrı üç kıtada farklı seslenişte görebiliriz.

Bir gözüm yaşarır bir gözüm kurur, mısrasında içinde bulunduğu zamanı anlamamız gerekir. Aradığı sevgiliyi bulamayan şairin bir yandan ağladığını, diğer taraftan ağlamaktan göz pınarlarının kuruduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Taşların üstüne tohumlar ektim / El görmesin diye üstünden sektim / Geçtim karşısına resmini çektim /

Yaşımla suladım açan çiçeği mısralarında bulunduğu zamanda bir eylem içinde olduğunu anlıyoruz.

Şiirin genelinde, aradığı ve arzuladığı sevgilinin acısını, hüznünü yaşayan şairin hayalinde tasavvur ettiği sevgilinin buruk hüznünden bile mutluluk duyduğu görülmektedir.

Şairi ilgilendiren, sevgilinin kendisidir. Zaman karşısında takındığı tavır o’nu bulmak arzusudur.

3-MEKÂN: Şair, sevgiliyi bulmak arzusundadır. Bunun hüznünü yaşamaktadır. Bu nedenle Gönül arzu eder bulamaz yâri, diye seslenmekte, ancak ıslanan kirpiklerinden pişmanlık duymamaktadır. Kaya başında iki fidan durur / Taşların üstüne tohumlar ektim / Ne yağmurlar yağmış toprak ıslanmış / Kaya başında yâr taşa yaslanmış / Neyleyim yeşeren bostan bahçeyi, mısralarını incelediğimiz zaman şiirdeki mekânın sanki doğa olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak birinci kıta incelendiği zaman özellikle Gönül arzu eder bulamaz yâri, mısrasında şiirdeki mekânın doğa olmadığını, şairin ruhunda yeşerttiği bir mekânın varlığından söz edebiliriz. Bu mekân, şairin, sevgiliyi arayan, o’nu bulamamaktan gözyaşı dökmesine neden olan ve o’nun yüreğini hüzne boğan kalbi olduğunu söyleyebiliriz. Şairin bu durumdan kurtulmak için içinde bulunduğu mekânı aşmak gibi bir düşüncede olmadığını da görebiliyoruz.

4-İNSAN: Gönül Arzu Eder şiirinde öne çıkan insan şairin kendisidir. Şiirde sevgiliye hitap edilmesine ve o’nu aramak ve bulmak gibi düşünce içinde olduğu görülmesine rağmen, aslında böyle bir eylem içinde değildir. İnsan olarak sevgili ön plana çıkmasına rağmen asıl olan şairin kendisidir. Burada “Ben’lik” duygusu ön plana çıkmakta, bu da şiire lirik bir hava vermektedir. Şiirin bütünü incelendiğinde üç kıtada da şairin ben’lik duygusunun öne çıktığını görüyoruz. Bu da şiirdeki insanın, şairin kendisi olduğunu bize kuvvetle göstermektedir.

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirdeki temel düşünce bir insana duyulan arzu, o’nu aramak, o’nun için hüzünlenmek, sevgi ve özlemdir.

Kaya başında iki fidan durur, mısrasında şairin hem kendini, hem özlemini duyduğu sevgiliyi kastettiğini söyleyebiliriz. Gönül arzu eder bulamaz yâri, mısrasında şairin sevgiliyi bulmayı ve kavuşmayı veya gönlündeki sevgiliyi görmeyi arzu ettiği anlaşılıyor. Aslında, Kaya başında iki fidan durur, mısrasında geçeniki fidan söz grubundan kastın gönlündeki sevgili olduğunu anlamamız yanlış olmayacaktır. Gönlündeki sevgiliyi kaya başında arayan şairin sevgiliye kavuşamaması hüzne neden olur. Bu nedenle ağlamaktan göz pınarları kurur. Bir gözüm yaşarır bir gözüm kurur, mısrasında anlatılmak istenen duygu ve düşüncenin ağlamaktan göz pınarlarının kurumuş olmasını anlamak gerekir. Sevgiliye kavuşamamaktan dolayı yansa, durmadan ağlasa, göz pınarları kurusa da gönlünde arzuladığı sevgiliyi bulamayacak, ancak aramaya da devam edecektir.

Birinci kıtanın birinci mısrasında “kaya başında iki fidan”dan söz eden şairin, ikinci kıtanın birinci mısrasında taşlara tohum ekmesi ilginç bir tasvirdir! Taşların üzerine tohum ekilmeyeceğinden, şairin, taşların üzerinde otururken sevgilinin hayali ile avunduğunu anlamak zor olmayacaktır. Belki hayalinde tasavvur ettiği kavuşma bir gün gerçekleşecektir. Ancak bu hayalin filizlenmesi için dilek tuttuğunu görüyoruz! Nevruz adıyla bugün kutladığımız bahar bayramının eski Türklerden kalma bir gelenek olduğunu biliyoruz. Bahar bayramı kutlanırken ateş yakılarak üzerinden atlanır ve bunu yaparken dilek tutulur. Bu dileğin gerçekleşeceğine inanılır. Şairin kavuşmayı arzuladığı sevgili tasviri bir taşın üzerinde şekillenmiştir. Kimse görmeden taşın üzerinden atlayarak dileğin gerçekleşmesini temenni etmiştir. El görmesin diye üstünden sektim, mısrasında bu duygu ve düşünce içinde olduğunu görüyoruz. Geçtim karşısına resmini çektim, mısrasında taşın resmini çekmediği aşikârdır. Bir taşın üzerinde otururken kendince bir sevgili yaratmış ve o’na kavuşmayı tasavvur etmiştir. Belki bu taş, o’nun sevgili yerine koyduğu, kendisi için çok değerli olan sevgilinin yerine geçen bir varlıktır! Hangi düşüncede olursa olsun bu aşamadan sonra o taşın anlamı ve yüklendiği bir değeri vardır. Bu nedenle taşın karşısına geçerek o’nu izlemiştir. İzlediği aslında sevgilidir. Ki bir sevgili olarak tüm detaylarını hafızasına kazıyan, bundan mutluluk duyan bir âşık vardır karşımızda. Taşın üzerinde filizlendirdiği sevgili için gözyaşı döken şairin çiçek tasviri ile anlattığı sevgiliyi gözyaşlarıyla suladığını Yaşımla suladım açan çiçeği, mısrasında dile getirmektedir.

Göğün yarılıp boşaldığını anladığımız “ne yağmurlar yağmış” söz grubundan, şairin sevgili için durmadan ağladığını, gözyaşlarıyla toprağı ıslattığını anlıyoruz. Üçüncü kıtanın birinci mısrasında geçen Ne yağmurlar yağmış toprak ıslanmış, dizesinden anlaşılan bu olmalıdır. Hayal edilen sevgili tasviri şairi ağlatmaktadır. Aradığı ve kavuşmayı arzuladığı sevgiliye kavuşamamak o’nu yaralamakta, gözyaşı yağmur gibi akmaktadır. Bu nedenle yürekli gözleri yaşlı, kirpikleri ıslaktır. Bu ıslaklık hiç kurumamıştır. Sevgiliyi arayan şair, ondan başkasını görmemektedir. Gözü onda, gönlü ondadır. Kaya başında yâr taşa yanlanmış / Kirpiklerim üstü yaştan paslanmış / Neyleyim yeşeren bostan bahçeyi, mısralarında bu duygu ve düşünce içinde olduğunu görüyoruz.

6-KENDİNİ AŞMA: Çok genç yaşta olan şairin aşık tarzında ilk denemelerinden olan bu şiir, o’nun şiir dili, kullandığı imge ve biçimi ile gelecek için umut vaat ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu şiir ile şairin kendini aştığını söylememiz yanlış olmayacaktır.

7-ANLATIŞ TARZI: Gönül Arzu Eder şiiri halk edebiyatı dörtlük nazım birimine göre üç dörtlük, 11’li hece kalıbına göre yazılmış aşık tarzı bir şiirdir.

Şiirde redif ve kafiye yapısını inceleyelim.

a- Birinci kıta; Birinci kıtanın ikinci ve dördüncü mısralarında yinelenen Gönül arzu eder bulamaz yâri, rediftir. Birinci mısra sonunda durur ve üçüncü mısra sonunda kurur kelimelerinde r sesi redif, r’den önceki uru sesi zengin kafiyedir.

b- İkinci kıta; Birinci mısra sonunda ektim, ikinci mısra sonunda sektim, üçüncü mısra sonunda çektim kelimelerinde tim eki redif, ek sesi tam kafiyedir.

c- Üçüncü kıta; Birinci mısra sonunda ıslanmış, ikinci mısra sonunda yaslanmış, üçüncü mısra sonunda paslanmış kelimelerinde mış eki rediftir. İkinci ve üçüncü mısralardaki yaslanmış ve paslanmış kelimelerinde aslan kelimesi zengin kafiyedir. Buna tunç kafiyede diyebiliriz. Birinci mısra sonundaki ıslanmış kelimesinde laneki zengin kafiyedir.

Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim.

Birinci kıtanın birinci mısrasında d – r ünsüz ve iç ses olarak a – i – u ünlü seslerin, ikinci mısrada r – l ünsüz ve iç ses olarak e – u – a ünlü seslerin, üçüncü mısrada b – r – g – z – m ünsüz ve iç ses olarak ö – ü – a – i – u ünlü seslerin kullanıldığını, iç seslerde i – ö – ü seslerinin mısra içinde ritmik dolaşımı kulağa hoş gelen bir ses ahengi yaratmıştır. Dördüncü mısrada tekrar edilen Gönül arzu eder bulamaz yâri, mısrası birinci kıtada ses güzelliğini ve zenginliğini yaratan, musiki havasını kuvvetlendiren bir ahenk oluşturmuştur.

İkinci kıtanın birinci mısrasında t – l – r – n – m ünsüz seslerin, iç ses olarak a – ü – e ünlü seslerin, ikinci mısrada m – n – s – d – t ünsüz seslerin, iç ses olarak e – i - ü ünlü seslerinin kullanılması, dize içinde e ve i seslerinin ritmik dolaşımı ses güzelliği oluştururken, dize içinde ses zenginliği yaratmıştır. Üçüncü mısrada ç – m – t – k – s – n ünsüz seslerin, iç ses olarak e – i – a ünlü seslerin kullanılması, e ve i seslerinin dize içindeki ritmik dolaşımı şiirdeki musiki sezgisini kuvvetlendirmiştir. Dördüncü mısrada l – m – ç ünsüz seslerinin, iç ses olarak a – ı – i seslerinin kullanılması şiirde ses zenginliği yaratmıştır.

Üçüncü kıtanın birinci mısrasında y – ğ – m – r – ş ünsüz seslerinin, iç ses olarak a – u –ı ünlü seslerin kullanılması, ikinci mısrada y – ş – n ünsüz seslerin, iç ses olarak a sesinin kullanılması mısra içinde ritmik dolaşımı ahengi kuvvetlendirmiş, musiki sezgisini artırmıştır. Üçüncü mısrada k – l – m – s – t – n – ş ünsüz sesleri, iç ses olarak i – ü – a ünlü sesleri kullanılarak mısra içinde ses güzelliği oluşturmuştur. Dördüncü mısrada n – y ünsüz seslerinin bir ahenk içinde kullanıldığını, esesinin mısradaki ahengi artırıcı ritmik bir dolaşım içinde ses zenginliği yarattığını görüyoruz.

Birinci kıtada dururBir gözüm yaşarır bir gözüm kurur ve Gönül arzu eder bulamaz yâri, kelime ve söz grubları, ikinci kıtada ektim, sektim, çektim ve mısra içinde kullanılan üstüne, üstünden, geçtim, çektim gibi kelimeler, üçüncü kıtada “yağmurlar yağmuş toprak ıslanmış / başında yâr taşa yaslanmış, yaştan paslanmış gibi söz grupları şiirde ses güzelliği ve zenginliği yaratan, musiki havasını kuvvetlendiren asonans ve aliterasyon olarak karşımıza çıkmaktadır.

Şiirde, mısraların kendi içindeki ve çapraz ses uyumu, aliterasyon ve asonans şiiri zenginleştirirken, estetiksel, biçimsel ve şiir dili bakımından da farklı bir güzellik katmıştır. 
Şiirde yabancı ve anlaşılamayan kelime kullanılmamıştır. Şairin, halk arasında bilinen ve tanınan kelimeler kullanması dikkat çekicidir. 
Görüleceği gibi şiirde bir sadelik vardır. Aynı zamanda duygusal yoğunluk ve şiirin bütünü içinde ele alınması gereken ahenk dikkat çekicidir. Bu da şiire genel olarak bir musiki havası vermektedir.

Şiirdeki musiki sezgisi, müzikteki ritim gibidir. Nasıl ki, müzikte ritim düzenli tekrarla sağlanıyorsa, şiirde de ritim ünlü ve ünsüz seslerin uyumu bozmadan düzenli bir şekilde tekrarı ile sağlanmaktadır. Bu bir ustalık işidir. Her şair şiire bu düzeni veremez. Zaten bir şiirde bu düzeni mükemmel olarak sağlayabilen şaire iyi şair diyoruz. Şiirde ritmin kurulmasını sağlayan öğelere baktığımız zaman nazım birimi, vezin, uyak ve seslerin ustaca kullanıldığını görüyoruz.

Seslerin, mısraların kendi içinde ve çapraz olarak ahengi, mısra sonlarında yinelenen aliterasyon ve asonans şiirde uyumu artırmış, şiirin ritmini güçlendirerek, şiiri daha güçlü ve zengin göstermiştir.

 Şiirde bir ahenk vardır. Şair, şiirdeki ahengi birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada toplamasıyla sağlamıştır. Şiirde ahengi sağlayan ses ve ritim unsurları olan kafiye (uyak), redif, aliterasyon, asonans ve ölçü birbiriyle uyumlu bir şekilde kullanılmıştır. Bu özellikler şiiri güçlendiren unsurlardır.

Şiirdeki dil gündelik konuşma dilinden farklıdır. Şair, seçtiği kelimelerle güzel ve uyumlu bir dil oluşturmuş ve günlük dilden bağımsız ve özerk mana dili meydana getirmiştir.

Şiir dili imge (tasvir) ile meydana gelen farklı bir dildir.

Gönül Arzu Eder şiirinde dil, geleneğin örneğini de bize göstermektedir. Bu farklı dil, şiiri içerik ve biçim olarak zenginleştirmektedir.

Şair, şiirin kendi içinde dengeli bir bütün oluşturmuş, süslü kelimeler kullanmaktan kaçınarak neyi vermek istiyorsa en yalın haliyle sunmuştur.

Her şiirde farklı bir dil, bu dilin meydana getirdiği bir biçim söz konusudur. Sözcüklerin yüklendiği anlam yapı itibariyle herkesin anlayabileceği bir dildir. Bu da şiirin biçimini etkilemiştir. Şair, duygu ve düşüncelerini ifade etmek için güzel ve etkili bir şiir dili oluşturmuştur.

Şiirde biçimi oluşturan şairin dünyaya bakış tarzıdır. Şairin içyapısı biçimin oluşmasını zorlayan unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.