• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Hikmet Okuyar

Hikmet OKUYAR’ın “AŞIK VEYSEL İLE SÖYLEŞİ” isimli şiirinin tahlili

 

HİKMET OKUYAR: Şebinkarahisar Kütküt Mahallesi doğumlu olan şair, ilk, orta ve lise öğrenimini Şebinkarahisar yaptı. Bir yıl hukuk, bir yıl iktisat okudu. 1974 yılında İ.T.İ.A, Gazetecilik Halkla İlişkiler Yüksekokulundan mezun oldu. 1977-1995 yıllarında THY’nin kütüphane arşivini kurdu. 11 ay süreyle ŞİYAR (Şebinkarahisar İşadamları Yardımlaşma Derneği) kurucu genel başkanlığı görevinde bulundu. Gazeteciliğe Madımak isimli duvar gazetesinde 1960 yılında başladı. 1975-1976 yılları arasında Millet Gazetesinde genç kalemler sayfasının yöneticisi oldu. Gerçekler köşesinde günlük yazılar yazdı. Şebinkarahisar’ın Sesi Gazetesinin Genel Yayın Yönetmenliğini 3 yıl aralıksız sürdürdü. Sosyal, siyaset, yeşil çevre ve ağaçlandırma konularında kurslara katılıp uzman oldu. Yazı ve şiirleri Giresun, Alucra Dergisi, Yeni Orkun, Bizim Hisar, Sümsük, Tarla, Toprak, Ötüken, Türk Koyu, Adsız, Türkiye, Son Kale, Ana, Türk Edebiyatı, Birliğe Çağrı, Çotanak gibi dergilerde, Yeşil Giresun, Yeni Şebinkarahisar, Çamoluk,  Öz Giresun, Yeni Giresun İlleri, Bizim Anadolu, Çorum’un Sesi, Gün Işığı, Şebinkarahisar’ın Sesi, Karadeniz Gözde, Zaman, Orta Doğu, Genç Arkadaş, 28 Şafak, Yenişafak, Yeni, Mesaj, Türkiye, Gündüz Gibi Gazetelerde ve Giresunlu Şairler, Türkiye Şairler Antolojisi, Çamoluk Şairler Antolojisinde yayınlandı. Şebinkarahisar türküsü, Şebinkarahisar Turizm ve Kültür Şenlikleri, Çamoluk Türküsü ve Giresun Geceleri isimli eserleriyle şiir dalında 4 birincilik ödülü kazandı. 10 şiir sergisi açtı. “Dünyada ilk defa dağ başında şiir sergisi açan şair” unvanını aldı. “Biraz daha hürriyet” isimli şiiri Azerbaycan Azaplık gününde “Türkiye’den gelen mektup” başlığı altında okundu. 1996 yılından itibaren her yıl düzenli olarak düzenlenen “Hikmet Okuyar Ödüllü Şiir Yarışması “ ve yarışma sonunda verilen “Şair, Yazar, Gazeteci Hikmet Okuyar Kültür Sanat Ödülü “  etkinlikleri yapılmaktadır. Şebinkarahisar Atatürk Evi ve Müzesi Bahçesinde Şebinkarahisar Şiir Akşamları projesini gerçekleştiren şair, Abdi Beğ için bir anıt yaptırmayı, tüm şairleri yılda bir gün Şebinkarahisar’da toplamayı, Genç kalemleri kültür sanat dünyasına kazandırmak amacıyla organizatörlük ve basın-yayın müşavirliği faaliyetlerini azimle sürdürmekte, Şüsiyad ve Şema Gönüllülerinin de başkanlığını yapmaktadır. 


Yayınlanmış Eserleri:

1- İmamoğlu’ndan İmamoğlu’na Şiirler -1972 
2- Yolların çileri, Şebinkarahisar 1989 
3- Giresunlu şairin şiir şenliği–1993 
4- Bayramlık şiirler 1987 
5- Gençlik şiirleri, İstanbul 1988 
6- Şebinkarahisar Sevdası 1998 
7- Bizim sevdamız bitmez 1998 
8- Şiirlerle Şebinkarahisar 2002

Bestelenmiş Eserleri:
1- Can Anadolu’m 
2-Mavi yolculuk 
3-Gurbet ve hasret türküsü 
4-Aksu şenlikleri 
5-Şebinkarahisar türküsü 
6-Giresun geceleri 
7-Alucra türküsü 
8-Çamoluk türküsü 
9-Kılıçkaya türkü 
10- Dikmetaş türküsü

AŞIK VEYSEL İLE SÖYLEŞİ

 

Erenler aşkına çağırdığımda

Dikildi karşıma göz etti bana

Duyulması için bağırdığımda

Şebin gülü ile naz etti bana

 

Karacaoğlan ve Emrah’ı söyledim

Kavalı tulumu saza bağladım

Yeşil çevre sevdasını sağladım

Dikilen fidanlar az, dedi bana

 

Anlattım sevdayı, sevgiyi, yaşı

Dere oldu önümüzde gözyaşı

Doğruldu hafifçe çatıldı kaşı

Manalı hâl ile söz etti bana

 

Sorduğu ilk sual Abdi Beğ oldu

Eseri divanı nerde? Ne oldu?

Vurdumduymazlığa bir tokat geldi

Ölünceye kadar yaz, dedi bana

 

Nerde erenlerin fermanı nerde?

Nerde dertlilerin dermanı nerde?

Duyur sözlerimi namerde merde,

Diyerek yol ile iz etti bana

 

Dedim ki durmadan çalışıyoruz

Nimetleri şükür ile bölüşüyoruz

Teknik imkânlara alışıyoruz

Kahraman öncüler az, dedi bana

 

Gerçeğe uymayan pozlar var dedim

Elden kaçırılan kozlar var dedim

Gönülden görmeyen gözler var dedim

Uyansın uykuyu boz, dedi bana

 

Sivrialan köyünden Sivas iline

Su verelim erenlerin gülüne

Baş koyduk deyince hakk’ın yoluna

Güldü gülümsedi göz etti bana

 

Demirin tam tavında tanıştık

Eksik noksan birçok konu danıştık

Rahmeti ve bereketi konuştuk

Kaynak derinlerde kaz, dedi bana.
HİKMET OKUYAR

“ÂŞIK VEYSEL İLE SÖYLEŞİ” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 1-DİL: Şiirde kullanılan dil sade ve anlaşılır bir dildir. Kullandığı dil yapısıyla her dönem okunabilir bir özelliğe sahiptir. 
2- ZAMAN: Âşık Veysel 1973 yılında ölen bir halk ozanıydı. Şiirde bizi bu döneme götüren bir özelliğe sahip… Şairin sanat ve çevre adına yaptığı çalışmaların Âşık Veysel’in ağzından takdire ve övgüye şayan olması, geçmişle günümüz arasında bir köprü kurması şiirdeki zamanın boyutu hakkında bilgi vermektedir. Şair, yaşamı boyunca sanat adına birçok hizmetler yapmış, fidan dikilmesine vesile olmuş, tanıtımlar yapmıştır. Ancak bu çalışmaları görmezden gelinmiştir. Bu geniş zaman içinde yapılan çalışmaları ancak ince ruhlu, sanatçı kimliği ve kişiliği bulunanlar takdir edebilir. Şair, bu duygu ve düşünce içerisinde takdir ve övgüyü Âşık Veysel’den almaktadır. 
       İkinci kıtanın üçüncü ve dördüncü mısralarında çevrenin yeşillendirilmesi çalışmalarını Yeşil çevre sevdasını sağladım/Dikilen fidanlar az, dedi bana” mısralarıyla anlatmakta ve bu hizmetin yetersizliği Âşık Veysel’in dilinden, şairin kaleminden ilgililere bir sesleniş olarak gitmektedir. Şebinkarahisar’da yaşamış olan Şair Abdi Beğ içinde şunları söylemektedir: Sorduğu ilk sual Abdi Beğ oldu/Eseri divanı nerde? Ne oldu?/Vurdumduymazlığa bir tokat geldi/Ölünceye kadar yaz, dedi bana” mısralarıyla geçmişle gelecek arasında bir köprü kuran şair, gündemden hiç düşmeyecek, her zaman kabul görecek düşünceleri ve eylemleri ile zamanı başarıyla aşmaktadır. Şiirde tüm zamanları kapsayan geniş bir özellik vardır. Geçen ve içinde bulunduğu zaman aralığındaki bağlantı insanların umursamazlığından kaynaklanan kırgınlıktır.
3-MEKÂN: Şiir tek bir mekân üzerine kurulmamıştır. Âşık Veysel’in sanatçı kişiliğinde şairin takdir ve övgüye mazhar olması, Karacaoğlan ve Emrah’ın yolunu takip eden Şair Abdi Beğ’in anılması, yöresinin tanıtımı ve sanat adına çalışmalar yapılması şiirdeki mekânı geniş tutmaktadır. Aslında şair, yaptığı çalışmalar nedeniyle takdir görmekten ziyade, yapılan çalışmaların maddi ve manevi yönüyle desteklenmesinden yanadır. Bu da şairin iç dünyasını ortaya çıkarmaktadır. Hadiselerin iç yüzünü ve gerçek mahiyetini görerek kalp gözü ile kavrayabilecek bilgiye sahip olduğunu düşündüğü. Âşık Veysel’i erenler aşkına çağırması da bu düşüncenin göstergesidir. “Erenler aşkına çağırdığımda/Dikildi karşıma göz etti bana /Duyulması için bağırdığımda/Şebin gülü ile naz etti bana” mısralarında bunu açıkça görebiliyoruz. Yine “Gönülden görmeyen gözler var dedim” mısrasında şairin bu yöndeki duygu ve düşünceleri görülmektedir. Şairin iç dünyasındaki kırgınlığa ve sitem etmesine neden olan umursamazlık aslında yüreğini yakmaktadır. Ancak o, bu olaylar karşısında isyan değil, gül ile sitemini gösterirken de, insanlara olan sevgisi ortaya çıkmaktadır. Şiirdeki mekân, şairin gözündeki gönlündeki mekândır. O, mekânı her türlü kullanma otoritesine sahiptir. Onun gönlü bu otoriteyi kullanma yetki ve gücüne sahiptir. “Baş koyduk deyince hakk’ın yoluna” ve“Rahmeti ve bereketi konuştuk/Kaynak derinlerde kaz, dedi bana.” mısralarında da manevi gücü kullanacak ve kullanmaya kararlı otoriteye sahip olduğunu görüyoruz. Bu özellikleri nedeniyle bir üstünlüğü vardır. Bu nedenle erenler aşkına Âşık Veysel ile sohbete imkân bulmuştur.   
 4-İNSAN: Şiirde öne çıkan insan şairin kendisidir. Şair Karadeniz sevdalısıdır. Türkiye sevdalısıdır. Şebinkarahisar’ı sevmektedir. Tüm insanları erenler aşkına sevmektedir. Onun memleket, Türkiye ve insan sevgisi ruhunu, yani “Ben”ini de etkisi altına almıştır. Şiirde “dedim-dedi” şeklindeki karşılıklı diyalog sözleri şiirdeki insanın şairin kendisi olduğunu gösteriyor. Bu da aslında şiire bir lirizm vermekte ve şiiri zenginleştirmektedir. Ondaki insan, memleket ve Türkiye aşkı, ruhunun acı çektiğini göstermekte, ancak o, erenler ve gül sevdasıyla bu acının üzerini örtmekte ve hissettirmemektedir.   
       Şiirde tasavvufi bir seslenişte vardır. Bu sesleniş şiire lirizm katmakta, şiire derinlik vermektedir. “Erenler aşkına çağırdığımda/Dikildi karşıma göz etti bana/Duyulması için bağırdığımda

 /Şebin gülü ile naz etti bana”“Gönülden görmeyen gözler var dedim” ve “Demirin tam tavında tanıştık/Eksik noksan birçok konu danıştık/Rahmeti ve bereketi konuştuk/Kaynak derinlerde kaz, dedi bana.” mısralarında tasavvufi sesleniş göze çarpmaktadır. 
       Şair, insan olarak kendini aşmış bir kişilikle karşımıza çıkmakta, bu da “ben” duygusunu öne çıkararak şiiri kuvvetlendirmektedir. 
5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirdeki temel fikir memleket ve insan sevgisidir.

      Eren kelimesi, Hakk’a eren, varan anlamında olup, veli mertebesine yükselenlere de eren denmektedir. Alevi kültüründe çok sık kullanılır. Kendini Allah’a adayan, Allah’a varan insanlar adına yapılan, yapılacak her iş hoşgörü ile karşılanarak kabul görür. “Erenler aşkına çağırdığımda” mısrasında bu düşünce görülmektedir. 
       Şiir üç bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölüm olan ilk kıtada şairin Aşık Veysel’i Allah’a yakınlaştıran, O’na eren kullar adına sohbete daveti söz konusudur. “Dikildi karşıma göz etti bana” mısrasında Âşık Veysel’in bu sohbeti kabul ederek icabet ettiği “göz etti bana” söz grubundan anlaşılmaktadır. Şairin, Âşık Veysel ile sohbetinin onun için anlam ve önemi büyüktür. Bu sohbetin Âşık Veysel tarafından kabulü onu heyecanlandırır. Âşık Veysel’in karşısına dikilerek göz etmesi, onun da bu arzuda olduğunu göstermektedir. Sohbete davet amacıyla duyulması için bağırdığında “Şebin gülü” ile naz etmesi, sohbetin reddi anlamında değil, Âşık Veysel’deki insan ve doğa sevgisini göstermektedir. Şebinkarahisar’lı olan şairin, bu yörede yetişen gülleri tanıtmak amacıyla gül tasvirini öne çıkardığı görülmektedir. “Duyulması için bağırdığımda/Şebin gülü ile naz etti bana” mısralarında bu duygu ve düşünceyi görüyoruz. 
       Beyazıt Kütüphanesinde divan’ı bulunan ve Osmanlı dönemi birçok ünlü şairin kendisinden etkilendiği söylenen, 1864 yılında yaşamış Şair Abdi Beğ’de Şebinkarahisarlıdır. Kendisi bağ-bahçe işleriyle uğraşırdı. Şebinkarahisar’da bağ-bahçe işleri dönemi başladığında ilk olarak Şair Abdi Beğ’in mezarı ziyaret edilir ve dua edilerek bağ-bahçe işlerine başlanır. Bu bölgede bağ ve bahçe işleriyle uğraşan şairlerin piri olarak anılan Şair Abdi Beğ, Karacaoğlan ve Emrah’tan etkilenmiş, onların çizgisinde olan bir şairdir. Âşık Veysel İle Söyleşi şiirinin şairi, dağ dağ gezerek çobanlara şiir sevgisi aşılamak için çobanlar arasında “en güzel şiir seslendirme ve beste yarışmaları ve kaval okuma yarışmaları” yaptığı, gittiği yerlere, katıldığı kültürel etkinliklere “dağdaki çobanlardan selam getirdim” diyerek onları da gündemde tutarak tanıtmaya çalıştığı, ayrıca bölgesinde fidan dikilmesine teşvik eden şair, ağaçları, çiçekleri, gülleri seven çevreci bir kişilik olduğu Türkiye Sevdası Dergisi’nde belirtiliyor. Dağdaki çobanlarla kaval, tulum, saz çalarak çobanların güzel şiirleri değerlendirmelerini sağlıyor. 
       Şiirin ikinci bölümünü oluşturan ikinci kıtada şairin, Âşık Veysel’e Karacaoğlan ve Emrah’tan söz etmesi, kaval, tulumu saza bağlaması ve yeşil çevre sevdasından bahsederek yaşadığı bölgede yeşil sevdasını aşıladığını ifade etmesi yukarıda verdiğimiz bilgileri gösteriyor. Ancak Âşık Veysel dikilen fidanları yetersiz görmektedir. “Karacaoğlan ve Emrah’ı söyledim/Kavalı tulumu saza bağladım  /Yeşil çevre sevdasını sağladım/Dikilen fidanlar az, dedi bana” mısralarında bu duygu ve düşünceleri görmekteyiz. Her fidan bir can demektir. Dikilen ağaçlar ülke ekonomisine katkı sağlar, toprak kaybını önler, ağacı çok olan bölge daha çok yağmur alır, iklimi değişir. “ Dikilen fidanlar az, dedi bana” mısrasında Âşık Veysel’in ekilen fidanları az bulması yerinde ve haklı bir düşüncedir. Şairin yaşadığı bölgede fidan dikerek ve dikilmesine öncülük ederek ağaçlandırmaya özendirmesine vesile olması onun çevre dostu ve yeşile âşık bir insan olması Âşık Veysel’in düşünceleriyle bağdaşmakta ve mısrada bu şekilde ifade edilmektedir.  
       Şair, Türkiye sevdalısıdır ve yaşadığı bölgeye âşık bir insandır. Yaşadığı yörenin ağaçlandırılması, bu bölgede yaşamış olan Şair Abdi Beğ gibi şairler başta olmak üzere bu milletin değerlerinin tanıtılması ve sevilmesi için çaba harcayan, insanları seven, ancak küçüklere karşı daha sevecen ve içten bir insan olan şair, küçük çocukların bilinçlendirilmesi içinde özel bir gayret içindedir.  Üçüncü kıtanın birinci mısrasında “anlattım sevdayı, sevgiyi, yaşı”mısrasında şairin bu özelliği açığa çıkmaktadır.  Âşık Veysel’de gözleri görmemesine rağmen doğayı seven bir insandır. Ağacı, yeşili, çocukları sevmektedir. Şairin, kendisine hürmeti ve derin saygısı, her güzele, güzellere şiir yazan, okuyan ve sazı ile dile getiren Karacaoğlan ve Emrah gibi sanatçılardan söz ederek onlara değer verdiğini göstermesi, yeşil bir çevreye kavuşmak için gayret göstermesi gibi şairin duyarlı davranış ve gayreti Âşık Veysel’i duygulandırır ve gözyaşını akıtır. Ancak Âşık Veysel’in tatmin olmadığını, şairin bu uğurda daha çok çalışması gerektiğini “Doğruldu hafifçe çatıldı kaşı/Manalı hâl ile söz etti, bana” mısralarında ifade edilmektedir. 
       Yukarıda da belirttiğim gibi, 1864 yıllarında Şebinkarahisar’da yaşayan Şair Abdi Beğ, bağ-bahçe işleriyle uğraşan, döneminin birçok tanınmış şairlerinin kendisinden etkilendiği, bu çevrede şairlerin “piri” olarak anıldığı ve iki Divan’ı olduğu söylenmektedir. Bu Divanların İstanbul’da Beyazıt kütüphanesinde bulunduğu da belirtiliyor. Ancak bugüne kadar hakkında araştırma yapılmamış, gündeme gelmemiştir. Hakkında fazla bilgi yoktur. Dördüncü kıtada Âşık Veysel’in ilk olarak Şair Abdi Beğ’i sorması, onun Abdi Beğ’e verdiği değeri göstermektedir. Onun Divan eserlerini sorarak bilgi istemesi şairin sitemidir. Şair, Abdi Beğ’e değer veren sanatçı bir kişiliğe sahiptir. Âşık Veysel’in ilk önce Şair Abdi Beğ’i ve eseri Divan’ı sorması, Âşık Veysel’in şahsında şairin Abdi Beğ’e verdiği değerin bir göstergesidir. “Sorduğu ilk sual Abdi Beğ oldu/eseri, Divan-ı nerde? Ne oldu?” mısraları bu düşünceleri ifade etmektedir. Belirttiğim gibi Şair Abdi Beğ hakkında bugüne kadar Kültür Bakanlığınca bir araştırma yapılmamıştır. Üniversitelerde de böyle bir çalışma yoktur. Şair, Abdi Beğ’in yaşadığı bölge olan Karadeniz de ve özellikle yaşadığı çevrenin şimdiki yerel yönetimlerince de bir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Belki de gerek duyulmamıştır! Bölge de Şair Abdi Beğ adına bir külliye veya kültür etkinliği düzenlenmesi, Beyazıt Kütüphanesinde olduğu söylenen Divan’ı nın incelenerek edebiyatımıza kazandırılması gerektiğini düşünen şair, bu vurdumduymazlık ve umursamazlık karşısında “Vurdumduymazlığa bir tokat geldi/Ölünceye kadar yaz, dedi bana” mısralarında bu düşünceler ifade edilmektedir. Şair Abdi Beğ hakkındaki bu umursamazlığı, hem de onu tanıtmaya devam edeceğini dile getirmektedir. 
       Bu umursamazlık karşısında Âşık Veysel’de sessiz kalamaz. Şair Abdi Beğ gibi bir pire karşı haksızlık yapılmaktadır. Güçsüzlerin ve haklıların tek hakemi olan Allah’a seslenir ve “Nerde erenlerin ferman,ı nerde?” diye sorar. Şair Abdi Beğ’de Allah’a varan erenlerdendir. Erenlerin buyruğu bu olmamalıdır. Şair Abdi Beğ’e sahip çıkılmalıdır. Bu yüzden şair dertlidir. Dertlilerin tek dermanı ise tek yaratıcı tek hakem Allah’tır. Bu hem Allah’a yakarış, hem de günümüz insanına bir sesleniş, bir sitemdir. Bu sözlerin, sözünü yerine getirmeyen, kalleşlik eden namertlere ve sözünü tutan, mert ve yiğit insanlara duyurulmasını istemektedir. Bu sözlerin yiğit, mert ve hem de namert insanlarca bilinmesi ve duyulması için önüne düşerek, kendine önderlik yapmaktadır. “Duyur sözlerim namerde merde/Diyerek yol ile iz etti bana” mısralarında bu düşünceler hakimdir. 
       Şair, Karadeniz sevdalısı, Şebinkarahisar sevdalısı, Türkiye sevdalısı bir sanat adamıdır. Şiire adanmış hayatında şiirle yaşlanan, Anadolu'yu karış karış gezerek dağlardaki çobanlara şiir okutup beste yaptıran, köylere ve yöre halkına şiir yazdıran, yeteneği olmayanlara çeşitli şairlerin şiirlerini yorumlatıp en güzel okuyanı ödüllendiren, okuma yazma bilmeyenler için okuma seferberliği düzenleyen, her yıl kendi adına geniş çaplı  “Hikmet Okuyar Şiir Yarışması” düzenleyen, ödül olarak yörenin tanıtılması amacıyla o yörede yetişen pestil, fındık, leblebi, çay, ceviz, ekmek dağıtan,  "Okullarda niye şiir dersi yok?" diyerek Anadolu'yu gezerken imza kampanyası başlatarak topladığı 350 bin imzayı Milli Eğitim Bakanlığı'na göndererek okullarda şiir dersi okutulmasını talep eden, "Şiiri sevelim sevdirelim" adıyla başka bir kampanya başlatarak bu çerçevede okullara, kütüphanelere, kuaför salonlarına şiir kitabı gönderen, yaylalarda şiir sergileri açan, ayrıca çevreci yönü de bulunan sanatçının çevrenin ağaçlandırılması ve yeşil alanların artması için fidan dikim projelerine gönül vermiş olması, Şebinkarahisar’da yaşamış olan Şair Abdi Beğ’in tanıtılması için her türlü teknik imkânı kullanması, ancak bu çalışmalarının görmezden gelinmesi ve bir umursamazlık içinde bulunulması nedeniyle siyasetçilere, üniversitelere ve yerel yönetimlere kırgınlığı söz konusudur. “Dedim ki durmadan çalışıyoruz/Nimetleri şükür ile bölüşüyoruz/ Teknik imkânlarla çalışıyoruz” mısralarında bu duygu ve düşünceler görülmektedir. Karadeniz Bölgesinin ve kendi yaşadığı Şebinkarahisar’ın tanıtımı için yaptığı gayret ve uğraşları kendisi için bir kahramanlık, bir öncülük yapma şeklinde değerlendiren şair, “Kahraman öncüler az, dedi bana” mısrasında Aşık Veysel’in ağzından bu övgüyü almaktadır. 
       Şair Abdi Beğ hakkında bilinmeyenlerin su yüzüne çıkarılması için gayret göstermeyen, umursamazlık içinde bulunan devlet, siyaset, yönetici ve edebiyatçıların kültürel etkinliklerdeki söylem ve davranışlarının gerçeği yansıtmadığı ve sahte davranış içinde bulunduklarını düşünen şair, gerek Karadeniz bölgesinin, gerek kendi yaşadığı ilçenin ve bu bölgedeki değerlerin tanıtılması için elden kaçan fırsatlar bulunduğunu, bu düşüncelerini de “Gerçeğe uymayan pozlar var dedim/Elden kaçan kozlar var dedim” mısralarında dile getiriyor. Herhangi bir şeyin olmasını, yapılmasını gönülden istemek ve öyle davranmak gerekir. Aksi halde söylem ve davranışlar yalandan öteye geçemez. Yapılacak her işi kalp gözüyle değerlendirmek gerekir. “Gönülden görmeyen gözler var, dedim” mısrasında bu düşüncesini ifade eden şair, insanların gerçekçi düşünmediğini, yapılan her şeyin sahte ve yalandan öteye geçmediğini belirtmeye çalışmaktadır. Bölge insanının gerçeği göremediğini ve adeta uyuduklarını düşünen şair, “Uyansın uykuyu boz, dedi bana”mısrasında bu düşüncesini belirterek, onların uyanmaları için hiç durmadan çalışacağını ima etmektedir. 
       Asıl adı Veysel Şatıroğlu olan Aşık Veysel, 1894 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivrialan köyünde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Yöntemi gösterişsiz ve nerdeyse kusursuzdur. Yaşama sevinciyle hüzün, iyimserlikle, umutsuzluk şiirlerinde iç içedir. Doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelttiği şiirleri vardır. 
       Şiirin üçüncü bölümü olan sekiz ve dokuzuncu kıtalarda tasavvufi bir söylem vardır. Büyük bir halk ozanı olan Âşık Veysel’i Allah’a eren, varan kul olarak değerlendiren şair, onun doğduğu köy olan Sivrilan’dan Sivas iline kadar Hakk aşkını anlatalım, Allah dostlarının gönlüne girelim, yeşertelim, canımızı, malımızı bu yolda harcamak için karar verdik, duygu ve düşüncesi içindedir. Nitekim şair, Türkiye’yi gezerek yöresinin tanıtımını yapmakta, Şair Abdi Beğ’i anlatmaktadır. “Sivrilan köyünden Sivas iline/Su verelim erenlerin gülüne/Baş koyduk deyince Hakk’ın yoluna” mısralarında bu düşünceleri anlatmaktadır. Bu duygu ve düşünceler Âşık Veysel’in hoşuna gider ve kabul görür. “Güldü gülümsedi göz etti, bana” mısrasında bunu görüyoruz. 
       Şair, duygu ve düşüncelerini gerçekleştirmek için yola çıkmış, bu uğurda zamanını, parasını ve emeğini harcamaktadır. Bu konuda kararlıdır. Bu kararlılıkta kendini demir gibi sağlam ve pekişmiş duygular içinde hissetmektedir. Bu nedenle dokuzuncu kıtanın birinci mısrasında “demir” benzetmesi yapmıştır. Düşüncelerini gerçekleştirmek için zaman ve şartlar uygundur.  Bu nedenle “Demirin tam tavında tanıştık” diyebilmektedir. Engin bir hoşgörü ve alçakgönüllülük içinde olan şair, bilgilerini eksik, yarım kabul ederek Âşık Veysel’e birçok konuda danışarak görüşünü aldığı ve bilgi sahibi olduğunu “ eksik noksan birçok konu danıştık” mısrasında anlatmaktadır. Bolluk ve bereket su ile gelir ve bunun halk arasındaki adı rahmettir. Ancak burada mecazi bir anlatım vardır: Su bilgi, bereket ise ortaya çıkan güzel işlerdir. Şairin bilgisi su tasviri ile ifade edilmektedir. Onun düşüncelerini gerçekleştirmesi ve güzel işlerin ortaya çıkması için konuştuklarını “ Rahmeti ve bereketi konuştuk” mısrasında ifade etmektedir. Bolluk ve bereketi sağlamak için bol su gerekir. Yani kaynak su’dur. Suya erişmek için daha derinlere inmek gerekir. Bu mısrada da mecazi bir anlatım söz konusudur. Duygu ve düşüncelerin gerçekleşmesi ve ortaya güzel şeylerin çıkarılması için derin, köklü bilgiye ihtiyaç vardır. Bu bilgiye sahip olabilmek için çok okumak, öğrenmek gerekir. Kaynağı nerede ise oraya inmek gerekir. Burada Peygamber Efendimizin “ilim Çin’de olsa gidip alınız” Hadis-i Şerifi aklımıza geliyor. “Kaynak derinlerde kaz, dedi bana” mısrasında bu düşünceler hakimdir. 
 6-KENDİNİ AŞMA: Şiirde, karşımıza çıkan insanın şairin kendisi olduğunu görüyoruz. Şiire derinlik kazandıran ve tasavvufi bir seslenişe neden olan şairin “Ben” duyguları, onun insan, Allah ve ilim aşkı ve sevgisini göstermektedir. Şiirde insan, mekân arasında kurulan başarılı ilişki çok farklı bir seslenişe neden olmaktadır. “Sivrilan köyünden Sivas iline/Su verelim erenlerin gülüne/Baş koyduk deyince Hakk’ın yoluna ” ve ““Demirin tam tavında tanıştık/ Rahmeti ve bereketi konuştuk/ Kaynak derinlerde kaz, dedi bana”   mısralarında görülen tasavvufi sesleniş şiire derinlik kazandırmaktadır. Şiirde bir olgunluk vardır. Şair, ruhu, yani öz ben’indeki olgunluğu şiire başarıyla yansıtarak kendini aşmıştır.  
7-ANLATIŞ TARZI: Aşık Veysel İle Söyleşi şiiri, Halk Edebiyatı nazım biriminin 11’li hece kalıbına göre  6+5 duraklı yazılmış, ancak bazı mısralarda ölçü 10-12-13 şeklinde düzensiz yazılmıştır. İkinci kıtanın 1. mısrası 12, altıncı kıtanın 2. mısrası 13, sekizinci kıtanın 1. mısrası 12, dokuzuncu kıtanın 1. mısrası 10 hece ölçüsüyle yazılmıştır. Dolayısıyla 6+5 hece kalıbına uymamaktadır. Bir şiirde birkaç mısrada hece kalıbının uymaması şiirdeki kalıbı bozmaz. Ancak çok sayıda hece kalıbının bozuk olması şiirdeki kalıbı bozar. Bu şiirde de böyle bir durum söz konusudur. Bu nedenle şiirdeki hece kalıbının bozuk olduğunu söylemek zorundayız. Ancak mısralar kendi içinde duraklardan bölünebilmekte ve ayrı mısralar oluşturacak güzellikte yapılandırılmıştır.   
       Kafiye örgüsünün; birinci kıtada a-a-a-a düz uyak (kafiye), ikinci kıtada b-b-b-c düz kafiye, üçüncü kıtada d-d-d-e düz kafiye, dördüncü kıtadaf-f-g-h bu kıtanın 3. ve 4. mısralarında kafiye örgüsü bozuktur, beşinci kıtada ı-ı-ı-i düz kafiye, altıncı kıtada j-j-j-k düz kafiye, yedinci kıtada l-l-l-m düz kafiye, sekizinci kıtada n-n-o-o düz kafiye, dokuzuncu kıtada  ö-ö-ö-p düz kafiye şeklinde yapılandığını görüyoruz.

 1-Şiirde kafiye ve redif’i inceleyelim:

 a-birinci kıta;

Erenler aşkına çağırdığımda

Dikildi karşıma göz etti bana

Duyulması için bağırdığımda

Şebin gülü ile naz etti bana

  
Birinci mısrada çağırdığımda, üçüncü mısrada bağırdığımda kelimelerinde  da ekleri redif, da eklerinden önce gelen dığım zengin kafiyedir. İkinci ve dördüncü mısrada etti bana  kelime halinde redif,  göz ve naz kelimelerinde z sesi yarım kafiyedir. 


 b- ikinci kıta; 

Karacaoğlan ve Emrah’ı söyledim

Kavalı tulumu saza bağladım

Yeşil çevre sevdasını sağladım

Dikilen fidanlar az, dedi bana

   
İkinci mısrada bağladım ve üçüncü mısrada sağladım kelimelerinde dım eki redif, la sesi tam kafiyedir.

 c-üçüncü kıta;    

Anlattım sevdayı, sevgiyi, yaşı

Dere oldu önümüzde gözyaşı

Doğruldu hafifçe çatıldı kaşı

Manalı hâl ile söz etti bana

 

Birinci mısrada yaşı, ikinci mısrada gözyaşı, üçüncü mısrada kaşı kelimelerinde ı sesi redif, ı sesinden önce gelen  sesi tam kafiyedir.

 d- dördüncü kıta;

Sorduğu ilk sual Abdi Beğ oldu

Eseri divanı nerde? Ne oldu?

Vurdumduymazlığa bir tokat geldi

Ölünceye kadar yaz, dedi bana

  
Birinci  ve ikinci. mısralardaki oldu kelimesinde du eki redif, ol sesi tam kafiyedir.

 e- beşinci kıta;

Nerde erenlerin fermanı nerde?

Nerde dertlilerin dermanı nerde?

Duyur sözlerimi namerde merde,

Diyerek yol ile iz etti bana

Birinci mısrada ferman-ı nerde ve ikinci mısrada derman-ı nerde kelimelerinde ı nerde ek ve kelime halinde redif, fermanı ve dermanıkelimelerinde man eki zengin kafiyedir.

 d- altıncı kıta;

Dedim ki durmadan çalışıyoruz

Nimetleri şükür ile bölüşüyoruz

Teknik imkânlara alışıyoruz

Kahraman öncüler az, dedi bana

Birinci mısrada  çalışıyoruz, ikinci mısrada bölüşüyoruz, üçüncü mısrada alışıyoruz kelimelerinde  ruz eki redif,  önce gelen yo sesi tam kafiyedir.

e- yedinci kıta;

 

Gerçeğe uymayan pozlar var dedim

Elden kaçırılan kozlar var dedim

Gönülden görmeyen gözler var dedim

Uyansın uykuyu boz, dedi bana            

Birinci mısra sonunda pozlar var dedim, ikinci mısra sonunda kozlar var dedim, üçüncü mısra sonunda gözler var dedim söz gruplarında  lar var dedim ek ve kelime halinde rediftir. Birinci mısrada poz, ikinci mısrada koz ve üçüncü mısrada göz kelimelerinde z sesleri yarım kafiyedir. 

f- sekizinci kıta;

  
Sivrialan köyünden Sivas iline

Su verelim erenlerin gülüne

Baş koyduk deyince hakk’ın yoluna

Güldü gülümsedi göz etti bana


Birinci kıta sonunda iline, ikinci kıta sonunda gülüne, üçüncü kıta sonunda yoluna ve dördüncü kıta sonunda bana kelimelerinde e ve a sesleri redif, veseslerinden önce gelen n sesi yarım kafiyedir.

 
g- dokuzuncu kıta;


Demirin tam tavında tanıştık

Eksik noksan birçok konu danıştık

Rahmeti ve bereketi konuştuk

Kaynak derinlerde kaz, dedi bana.

Birinci mısra sonunda tanıştık, ikinci mısra sonunda danıştık, üçüncü mısra sonunda konuştuk kelimelerinde tık eki, her iki sözcükte de geçmiş zaman ekleri olarak aynı görevde kullanıldığından ek halinde rediftir. Tık ekinden öncesi ş sesi yarım kafiyedir.

2- Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim:

 

       Birinci kıtanın birinci mısrasındar – n – l – ş – k- ç- ğ – d – m ünlü sesleri, iç ses olarak e – a – ı ünsüz sesleri,

       İkinci mısrasında; d – k – l – r – ş – m – g – z – t – n ünlü sesleri, iç ses olarak i – a – ı – ö – e sesleri,

       Üçüncü mısrada; d – y – l – m – s – n – b – ğ – r ünlü sesleri, iç ses olarak u – a – ı – i ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; ş – b – n – g – l – z ünlü sesleri, e – i – ü – a ünsüz sesleri kullanılmıştır.
       İkinci kıtanın birinci mısrasında; k – r – c – ğ – l – n – v – m – h – s – y – d ünlü sesleri, iç ses olarak a – o – e – ı – ö – i ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       İkinci mısrada; k – v – l – t – m – s – z – b – ğ – d ünlü sesleri, iç ses olarak a – ı – u ünsüz sesleri,

       Üçüncü mısrada; y – ş – l – ç – v – r – s – d – n – ğ – m ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı  ünsüz seleri,

       Dördüncü mısrada; d – k – l – n – f – r – z – b ünlü sesleri, iç ses olarak i – e – a ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Üçüncü kıtanın birinci mısrasında; n – l – t – m – s – v – d – y – g – z – ş ünlü seleri, iç ses olarak a – ı – e – i ünsüz sesleri,

        İkinci mısrada; d – r – l – n – m – z – g – y – ş ünlü sesleri, iç ses olarak e – o – u – ü – a – ı ünsüz sesleri,

       Üçüncü mısrada; d – ğ – r – l – h – f – ç – t – k – ş  ünlü sesleri, iç ses olarak o – u – a – i – e – ı ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; m – n – l – h – s – z – t – b ünlü sesleri, iç ses olarak a – ı – i- e – ö ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Dördüncü kıtanın birinci mısrasında; s – r – d – g – l – k – b ünlü sesleri, iç ses olarak o – u – i – u – a – e ünsüz sesleri,

       İkinci mısrada; s – r – d – v – n – l ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı – o – u ünsüz sesleri,

       Üçüncü mısrada; v – r – d – m – y – z – l – ğ – b – t – k – g ünlü sesleri, iç ses olarak u – a – ı – i – o – e ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; l – n – c – y – k – d – r – z – b ünlü sesleri, iç ses olarak ö – ü – e – a – i ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Beşinci kıtanın birinci mısrasında; n – r – d – l – f – m ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı ünsüz sesleri,

       İkinci mısrada; n – r – d – t – l – m ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı ünsüz sesleri,

      Üçüncü mısrada; d – y – r – s – z – l – m – n ünlü sesleri, iç ses olarak u – ö – e – i – a ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; d – y – r – k – l – z -  t – b – n ünlü sesleri, iç ses olarak i – e – o – a ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Altıncı kıtanın birinci mısrasında; d – m – k – r – n – ç – l – ş – y – z ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – u – a – ı – o ünsüz sesleri,

       İkinci mısrada; n – m – t – l – r – ş – k – b – y – z ünlü sesleri, iç ses olarak i – e – ü – ö – o – u ünsüz sesleri,

       Üçüncü mısrada; t – k – n – m – r – l – ş – y  ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı – o – u ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; k – h – r – m – c – l – z – d – b – n  ünlü sesleri, iç ses olarak a – ö – ü – e – i ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Yedinci kıtanın birinci mısrasında; g – r – ç –ğ – y – m – n – p – z – l – v – d ünlü sesleri, iç ses olarak e – u – a – o – i ünsüz sesleri,

       İkinci mısrada; l – d – n – k – ç – r – z – v – m ünlü sesleri, iç ses olarak e – a – ı – o – i ünsüz sesleri,

       Üçüncü mısrada; g – n – l – d – r – m – z – v ünlü sesleri, iç ses olarak ö – ü – e – a – i ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; y – n – s – k – b – z ünlü sesleri, iç ses olarak u – a – ı – o – e  ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Sekizinci kıtanın birinci mısrasında; s – v – r – l – n – k – y – d ünlü sesleri, iç ses olarak i – a – ö – ü – e ünsüz sesleri,

       İkinci mısrada; s – v – r – l – m – n – g ünlü sesleri, iç ses olarak u – e – i – ü ünsüz sesleri,

       Üçüncü mısrada; b – ş – k – y -  d – k – n – c – h – l ünlü sesleri, iç ses olarak a – o – u – e – i – ı ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; g – l – d – m – s – z – t – b – n ünlü sesleri, iç ses olarak ü – e – i – ö – a ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Dokuzuncu kıtanın birinci mısrasında; d – m – r – n – t – v – ş – k ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – a – ı ünsüz seleri,

 

      İkinci mısrada; k – s – n – b – ç – d  - ş – t ünlü sesleri, iç ses olarak e – i – o – a – u – ı ünsüz sesleri,

       Üçüncü mısrada; r – h – m – t – v – b – k -  n – ş ünlü sesleri, iç ses olarak a – e – i – o – u ünsüz sesleri,

       Dördüncü mısrada; k – y – n – d – r – l – z ünlü sesleri, iç ses olarak a – e – i ünsüz sesleri kullanılmıştır.

       Bütün olarak şiirin iç seslerini oluşturan a – e, ı – i, u – ü gibi ünsüz seslerin bir ahenk içinde dolaşımı kulağa hoş gelen bir musiki havası yaratmıştır. Şiirde aliterasyon ve asonans ritmi güçlendirirken, şiir dilini, seslenişi zenginleştirmiş ve uyumu daha güçlü hale getirmiştir.

       Birinci kıtada çağırdığımda, göz etti bana, bağırdığımda, naz etti bana, ikinci kıtada söyledim, bağladım, sağladım, üçüncü kıtada yaşı, gözyaşı, kaşı, dördüncü kıtada beğ oldu, ne oldu, beşinci kıtada fermanı nerde, dermanı nerde, namerde merde, altıncı kıtada çalışıyoruz, bölüşüyoruz, alışıyoruz, yedinci kıtada pozlar var dedim, kozlar var dedim, gözler var dedim, sekizinci kıtada iline, gülüne, yoluna, dokuzuncu kıtada tanıştık, danıştık, konuştuk ve her kıtanın dördüncü mısrasında tekrarlanan dedi bana kelime ve söz gruplarında sık sık yinelenen  aliterasyon ve asonans şiirde derin anlam oluşturarak, aheng sağlamıştır  Kurgu ve anlatımı oldukça başarılı olan şiirde, okuyucuya zevk veren bir özellik vardır. Ayrıca Halk şiirinde yaygın olarak kullanılan “dedim – dedi” tarzı söyleyiş biçiminin şiirde kullanılması, koşma ve semai şiirlerini hatırlatmaktadır. Karşılıklı söyleşi şiire bir anlam katmış, biçim olarak şiiri zenginleştirmiştir.

       Şiirde Teşbih, İstiare, Telmih, İcaz, Mübalağa sanatları kullanılmıştır. Şiirde edebi sanatların, söz ve anlamla ilgili sanatların kullanılması şiire derinlik kazandıran diğer unsurlardır.