• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Kenan Mim Eryiğit

Kenan Mim ERYİĞİT'in " Yitik zamanlar " isimli şiirinin tahlili


Kenan Mim Eryiğit; 31 01.1959 Yılında Beşiktaş’ta doğdu. Orman Mühendisidir. “Kitapsız ve ağaçsız bir dünya düşünemiyorum.” Diyen yeşile tutkun, doğa ve orman aşığı bir çevreci. Evli ve iki çocuk babası olan şair, halen kamu görevine devam etmektedir. Şiirleri birçok edebiyat dergisi, şiir antolojileri ve internet sitelerinde yayınlanmıştır. 


YİTİK ZAMANLAR 


Uzun labirent… Sırlar saklı dehlizlerinde. 
Sinmiştir küf kokusu geçmişin izlerinde. 

Kızıl göklere n’olmuş, sanki yarılmış dibi? 
Ufuk çizgisi silik, çölde kaybolmuş gibi. 

Yatak işkencehane, geçmez uzun geceler. 
Ümit-korku birlikte, girifttir bilmeceler… 

Ormana bakıp durma, göremezsin tek ağaç! 
Tutsak ruhlar bedende; gıdasız, aç ve muhtaç! 

Dalınca aynalara yalnız hep gördüğüm o! 
Beynimde çözülmeyen ilmekten kördüğüm o! 

İnsanoğlu ne tuhaf, unutur gizemini. 
Tufanını beklerken bitirsene gemini! 
Kenan Mim Eryiğit


“YİTİK ZAMANLAR” ŞİİRİNİN TAHLİLİ 

Bir şiir ses uyumu, uyak, kafiye gibi özellikler ile süslenerek sunulduğunda okuyucu musiki tadında zevk alır. 
Bu şiir için, güzel şiir diyerek başlayacağım. Şiirde musiki havası hemen duyumsanıyor. Ses uyumu, vezin, kafiye ve cümlelerin birbiri ile uyumu çok güzel. Okuyucuya zevk veriyor. 
Musikiyi dinlerken eğleniriz. Şiir için bunu söylemek zordur. Şiiri okurken düşünürüz. İyi bir şiirde buna zorlanırız. Şairler düşüncelerini, hayallerini birtakım kelime oyunları, sembollerle ifade ederler. 

1- DİL: Şiirde dil sadedir. Şair anlaşılır bir dil kullanmıştır. Şiirdeki dil günlük konuşma diline yakındır. Şiiri önemli kılanda onun bu sadeliğidir. Şair, seçtiği kelimelerle güzel ve uyumlu bir dil oluşturmuştur. Şiirdeki bu dil mana bakımından şiire derinlik kazandırmıştır. 

2-ZAMAN: Şiirde geniş zamana hitap eden bir söyleyiş hakimdir. Yaşamın uzun geçmişinde saklı olan sırlar şairi zaman zaman düşünmeye zorlamaktadır. Yitik Zamanlar şiirinde mekân ve zaman birlikte verilmiştir. Mekan, “yitik” olarak adlandırılan uzun labirent ve dehlizlerdir. Zaman ise, geçmişin kendisidir. İki unsurda gözle görülür şekilde tasvir edilmektedir. 

3- MEKAN: Şairin yaşamında sırlarla dolu olan uzun yaşam çizgisidir. Yukarıda da belirttiğim gibi mekan, yitik olarak adlandırılan uzun labirent ve dehlizlerdir. 

4- İNSAN: Şiirdeki insan şairin kendisidir. Geçmişi, içinde bulunduğu zaman, mekan ve geleceğine ait bir takım düşünceler içinde bocalayan, bazı sırları keşfetmek düşünce ve niyetinde olan bir insan profili çizmektedir. Ben duygusu öne çıkmıştır. Ancak şair, insanoğlunun sırlarının keşfini düşünerek şiiri gizemli bir duyumsayışa sevketmiştir. 

5- DUYGU VE DÜŞÜNCE: Yitik Zamanlar şiiri, adından da anlaşılacağı gibi geçmiş zaman şiiridir. 

Uzun labirent… Sırlar saklı dehlizlerinde. 
Sinmiştir küf kokusu geçmişin izlerinde
 

İçine girilen ve kolay çıkılamayacak şekildeki yapının (ki, bu dünya’dır.) bilinmeyen ve merak uyandıran tünellerinde (ki, bu insan ömrüdür veya şairin ömrüdür.) geçmiş zamana ait birtakım belirgin izlerin (bu izler yüz hatlarındaki bazı çizgiler, saçların beyazlaması v.b. izlerdir.) küf kokusu içinde (Buradaki küf kokusu, şairin yaşamış olduğu acılar, çalkantılar olabilir.) bulunması ustaca tasvir edilmiş. 

Kızıl göklere n’olmuş, sanki yarılmış dibi? 
Ufuk çizgisi silik, çölde kaybolmuş gibi. 


Gökyüzünün kırmızı bir renge bürünmesi ve/veya şimşekler çakması neticesinde bu renge bürünmüş olması ile birlikte, gökyüzünün açılarak belki sağanak halinde yağmurun yağması (veya başka bir şey yağması) ki, kıyamet günü tarif edilmektedir. Bu hengâmede yer ile gök’ ün birbirine karıştığı çok güzel tasvir edilmiştir. 

Yatak işkencehane, geçmez uzun geceler. 
Ümit- korku birlikte, girifttir bilmeceler.
 

Mısralarında görüldüğü gibi; şairin uyuyamama neticesinde saatlerin ilerlemediği (vaktin geçmediği) ve gecenin daha da uzamasıyla hem gece, hem de yatağın işkenceden farksız bir hale geldiği, bunların sonucunda ümitler ile korkuların birbirine girerek bilmece gibi soru işaretlerinin oluşmasına neden olduğu hayali uyandırılmaktadır. 
Kelime oyunları ile varlıkları, tabiatın özelliklerini, insan duygu ve düşüncelerini canlandırabilmek bir ustalıktır, hünerdir. Ki, buna tasvir’ de denmektedir. Şairin varlıkları ustaca tasvir ettiği görülmektedir. 
Şiirde hakim olan ana fikir, “mekan, zaman, gökyüzünün yarılması, ufkun yağışlı havada kaybolması, uyku uyuyamama neticesinde işkence çekilmesi, ümit ve korkuların birbirinin yerine geçmesi ve bilmece halini alması, orman ve ağaçlar, insan ruhu, aynada görülen resim ve kıyamet günü yaklaşırken kurtuluşa neden olacak araç…” 

Onmana bakıp durma, göremezsin tek ağaç! 
Tutsak ruhlar bedende; gıdasız, aç ve muhtaç!
 

Mısralarında, aslında ağaç olarak tasvir edilen insanın kendisidir. Ruhun dünya nimetleri ile uğraşarak, ahireti unutması “tutsak ruhlar beden de “ diye tasvir edilmiştir. Ruhun, içinde bulunduğu bedende kutsal sayılan Allah, Kur’ an, Peygamber öğelerinden yoksun olması nedeniyle “gıdasız, aç ve muhtaç” olarak tasvir edilmiştir. Ruhun çaresizliği ifade edilmeye çalışılmıştır. Benzetmeler yerindedir. Şair, kelimeler ile ustaca oynayarak düşündüren ifadeleri yakalamıştır. Bu dizelerde tasavvufi bir söylem vardır. 

Dalınca aynalara yalnız hep gördüğün o! 
Beynimde çözülmeyen ilmekten kördüğüm o!
 

Şair, aynalara baktığında, yukarıdaki ifade ile tutsak bedendeki ruhu görmektedir. Düşüncelerinde, beynindeki soru işaretlerine cevap bulamamakta…Çaresizlik ve arayış içerisindedir. 
İnsanlar, duygu ve düşüncelerini bazen ifade etmekte zorlanırlar.Böyle durumda Duygu, hayâl ve düşüncelerini tam olarak ifade edebilmek için kelime oyunlarına başvururlar. Şiirde, kelime oyunlarına başvurularak; hayâl, Duygu ve düşüncelerin bu şekilde tasvir edildiği görülüyor. 

İnsanoğlu ne tuhaf, unutur gizemini 
Tufanını beklerken bitirsene gemini!
 

İnsanın biyolojik yapısının sırlarını çözmek için bilim alanında yapılan çalışmalar sonuçsuz kalmıştır. İnsan yapısının bazı özellikleri hâlâ sırrını korumaktadır. İdrara sarı rengi veren maddenin yapısının hâlâ keşfedilememiş olması buna örnektir. Şair, insanoğlunun tuhaflığını bu sırların hâlâ keşfedilememiş olmasından dolayı sorgulamaktadır. Bu yüzden insanı gaflet uykusunda görmektedir. Bir gün bunun cezasının manevi anlamda çekileceğini düşünmektedir. Hz. Nuh’ un, Allah’ tan gelen emirle, kendisine inananlardan birer çift varlığı yaptığı gemiye alarak, gök yarılıp her yeri su bastığında kurtulduklarını ima ederek, o günün bir gün geleceğini, bunun için dünya nimetlerinden ziyade, ruhun kurtuluşunun ahret için çalışmakta olduğunu ifade etmektedir. 

6-KENDİNİ AŞMA: Şiirdeki insanın, geçmişin izlerini taşıdığını ve bunlarla yaşadığını, bazı nedenlere bağlı pişmanlıklar içinde üzüntü ve kuruntu içinde olduğunu görüyoruz. Şiirin bütününde psikolojik durumunun sergilendiği insan, kendi “ben”i ile de mücadele etmektedir. Şiirin altıncı beyitinde, İnsanoğlu ne tuhaf, unutur gizemini.- Tufanını beklerken bitirsene gemini!” dizelerinde bu mücadele görülmektedir. Şair başarılı dizeleriyle kendini aşmayı başarmıştır. 

7-ANLATIŞ TARZI: Şiir, 6’ lı beyitler halinde hece vezni ile yazılmıştır. Bütün şiirde mısraların hece sayısı 14’ dür. 
Yitik Zamanlar şiiri üç unsur üzerine kurulmuştur. İlk iki unsurunu inceledik. Beyitler halinde, alt alta ve yan yana mısraların sıralanışında gördüğümüz en önemli unsurun hayaller ile tasvir ediliyor olmasıdır. Şiirdeki düşünce tamama yayılmıştır. Aslında buradaki düşünce bir “duyuş”, bir “bakış” tarzıdır. 

1-Şiiri kafiye ve redif yönünden inceleyelim
a- Birinci Beyit: Birinci mısra sonunda dehlizlerinde ve ikinci mısra sonunda izlerinde kelimelerinde de eki redif, izlerinde tunç kafiyedir. 

b- İkinci Beyit: Birinci mısra sonunda dibi, ikinci mısra sonunda gibi kelimelerinde dibi ve gibi kelime halinde redif, yarılmış ve kaybolmuş kelime sonlarındaki ş sesi yarım kafiyedir. 

c- Üçüncü Beyit: Birinci mısra sonunda geceler, ikinci mısra sonunda bilmeceler kelimelerinde ler eki redif, ce sesi tam kafiyedir. 

d- Dördüncü Beyit: Birinci mısra sonunda ağaç, ikinci mısra sonunda muhtaç kelimelerinde ç sesi redif, ç’den önce gelen sesi yarım kafiyedir. 

e- Beşinci Beyit: Birinci ve ikinci mısra sonundaki o sesi redif, o sesinden önce gelen gördüğüm ve ikinci mısrada kördüğüm kelimelerinde düğümkelimesi tunç kafiyedir. 

f- Altıncı Beyit: Birinci mısra sonunda gizemini, ikinci mısra sonunda gemini kelimelerind ni sesi redif, emi sesi tam kafiyedir. 

2-Şiirde seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim: 
Altı beyitten oluşan şiirin ses bakımından uyumu şiire musiki havası kazandırmıştır. Şiirin bütününde b – d - m- k – s – l – r – c – t - z gibi ünsüz seslerin, i – o – u – ö – e gibi ünlü seslerin iç ses olarak kullanıldığını görüyoruz. Seslerin kullanımı ahengi daha güzel bir hale getirmiştir. Seslerin ritmik bir şekilde mısra içinde dolaşımı, şiirde bir uyum içinde kullanılması şiire musiki havası vermiştir.

 Genel olarak seslerin yapılanmasını incelediğimiz zaman şiirdeki ses ahengini güzelleştiren, şiir dili ve biçimini zenginleştiren, musiki sezgisini kuvvetlendiren bir yapılandırma ile karşı karşıya kalıyoruz. Ünlü ve ünsüz seslerin mısraları kuvvetlendirici bir yapılanması vardır. Şiirin bütünde o - u - ö – e - i sesler sıkça yinelenerek şiirde uyumu kuvvetlendirmektedir.

Şiirde dilimize sonradan girmiş ve benimsenmiş olan bazı kelimeler yer almıştır. Bunlar; labirent, tehliz, girift gibi kelimeleridir.

Şiirde edebi sanatların kullanılması anlam olarak şiiri kuvvetlendirmiştir. 
Şiirin bütününde birbirine yakın seslerin aynı mısra içinde ve çapraz olarak tekrarı şiirdeki uyumu zenginleştirmekte ve şiiri daha kuvvetli göstermektedir. Şiirde, mısraların kendi içindeki ses uyumu ve asonans şiiri zenginleştirirken, estetiksel, biçimsel ve şiir dili bakımından da farklı bir güzellik katmış, musiki havası yaratmıştır. 

Bir şiir öncelikle ses ve ahenk’e dayanır. Günlük konuşma dilinden ziyade, şiirde kelimelerin bütün halinde dansı söz konusudur. Bu bir sanattır. Şair, kelimeleri ne kadar tanır ve onlarla oynarsa o derece başarılı olabilir. Ayrıca, şiirde ölçü de önemlidir. Bir insan ölçülerine göre giyinir. Ölçüsünün altında dar veya üstünde geniş elbise giyerse, hem rahatsız olur, hem göze hoş görünmez, gülünç duruma düşer. Hatırlarsanız, yapım işlerinde mimarisinden, inşaatına kadar her şey ölçüye göre yapılır, mimarın ölçüsünün dışına çıkılmaz. Buradaki mimar, şairdir. Şiirdeki ölçü ne kadar başarılı olursa, şiirde o kadar başarılı olacaktır. 

Yitik Zamanlar şiirinde ses ve ahenk’i sağlayan başka bir özellikte kafiye’ dir. Kafiye’de mesnevi tarzı vardır. Dehlizlerinde, izlerinde, dibi, gibi, geceler, bilmeceler v.b. bu şekilde sıralanan kafiye düzeni aa, bb, cc, v.b. diye gösterilirler. İster kafiyeli, ister kafiyesiz olsun, şiirler belli oyunlarla okunur hale getirilirler. Şair, ustaca oyunlara başvurur. Bunları okuyucu göremez. Serbest vezinle yazılmış uzun bir şiirde bile kurgu, ses ile oynanarak okunur hale getirilebilir. Bu şairin kabiliyetine bağlıdır. Şiirde kurgu çok güzel yapılanmış. 

Yitik Zamanlar şiirinde vezin ve kafiye dışında, bunlara benzer iç kafiyeleri ve aliterasyon denilen ses benzeşmelerine ait tekrarların yapılmış olması şiiri teknik bir yapıya kavuşturmuştur. 

Vezin, ses ve kafiye bir şiiri güzel göstermek için tek başına yeterli değildir. İyi şiir, bu özelliklerin yanı sıra, uyandırdığı duygu ve fikri ortaya çıkarmalı, hayal’ de canlanmasını sağlamalıdır.