• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Osman Öcal

Osman ÖCAL'ın "Tatlı bir beddua" isimli şiirinin tahlili

OSMAN ÖCAL: Öğretmenlik mesleğine başlamasına bir ay kala 23 yaşında hedef olduğu bir kurşunla hayatını kaybeden oğlu Oğuz Öcal’ın ölümüyle adeta yıkılır.1959 Yılı Temmuz ayında Kırıkkale’ye bağlı Sulakyurt İlçesinin Koru köyünde doğdu.. İlkokulu köyünde, orta ve liseyi Hasanoğlan Öğretmen lisesinde, yüksek okulu Ankara Eğitim Enstitünde tamamladı.

Köy hayatını seven şair, gençliğinin büyük bir bölümünü köyde geçirmiştir. Köy hayatına bağlılığı nedeniyle köyle ilişkisini koparmaz. “Ben bir köy öğretmeniyim!” der.

Öğretmenlik mesleğine 1979 yılında başladı. Diyarbakır, Çankırı, Elazığ, Kayseri illerinde görev yaptı. Halen Kırıkkale’de görevine devam etmektedir. Mesleğini ve çocukları çok sevdiğini söyleyen şair 1979 yılında evlenir. Bu evliliğinden biri rahmetli olan oğlu olmak üzere üç çocuğu olur. Sekiz yıl süren yalnızlıktan sonra ikinci evliliğini yapar.

Şiir denemelerine lise yıllarında başlar. Karalama gözüyle baktığı bu ilk denemelerine ara vermeden devam eder. Bazı nedenlerden dolayı şiir yazmaya bir süre ara verir. Ancak ruhuna işleyen şiiri duygularından uzak tutamaz. Yazdığı şiirleri internet üzerinden yayın yapan sitelerde paylaşmaya başladığı sıralarda hepsini yakar. Şiire daha ciddi yaklaşır ve yeniden yazmaya başlar. “Şiir benim için bir tutku, bir sevda, sevgiliye varış yolu; bir ayrılıklar sızısı, bir yalnızlığın çıkış noktası. Kısaca aşkın ağlattığı derdin söylettiği tek varlık” diyen şair, şiirlerini hece vezninde yazar. Aruz ölçüsüyle yazdığı şiirleri de vardır. Şiirleri çeşitli antoloji kitaplarında, dergi, gazete ve internet sitelerinde yayınlanmıştır. Dört şiiri şarkı, bir şiiri de türkü türünde bestelenmiştir.

TATLI BİR BEDDUA

Neyidi muradın neyidi sözün

Senin için Hak’tan neler dileyim?

Ellere bakarsa kör olsun gözün

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.

Bülbülü zardadır kırmızı gülün

Bir yabancı eli tutarsa elin

Çürüsün dibinden lâl olsun dilin

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.

Uzun bir ömüre olursa izin

Kalmaz bu güzellik bozulur yüzün

Yadele giderse tutmasın dizin

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.

İyisi tükenmez âlemin elin

Eğer başkasını sararsa kolun

Şişip de mezara sığmasın ölün

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.

Osman ÖCAL

“TATLI BİR BEDDUA” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 

1-DİL: Şiirde kullanılan dil sade ve anlaşılır bir dildir. Kullandığı dil yapısıyla her dönem okunabilir bir özelliğe sahiptir. Şiirde günlük konuşma diline yerleşmiş bazı Farsça kelimelerin kullanılmasına rağmen (zar, lâl, yad, âlem gibi), bazı kelimeleri yaşadığı bölgenin ağzına göre kullandığı dikkat çekiyor. Mahalli ifadelerin (halk ağzı) kullanılması (Neyidi muradın neyidi sözün) şiir dilini zenginleştirmiştir. Şiirde oluşturulan dil, gündelik konuşma dili tarzında halk ağzının özelliklerini içermekte, bu da sese musiki havası vererek manayı derinleştirmektedir. Anlatılmak istenen duygu ve düşünce okuyucuya direk verilmiştir.

2- ZAMAN: Şairin içinde yaşadığı zamanda gelişen bir olayı anlatmakla birlikte, şiirde tüm zamanları kapsayan geniş bir özellik vardır. Şiirin tamamında bu özellik görülebilir. Mısraların tamamı birbiriyle ilişkilendirilmiştir. Bu ilişki şiirdeki zamanın boyutları hakkında bilgi vermektedir.

 Şiirde sevgiliden ayrılış söz konusudur. Bu ayrılış, sevgilinin arkasından ilenmeye neden olmuştur. Şiirde geçmiş ve şimdiki zaman arasında bağ kurulduğu görülüyor.

3-MEKÂN: Şiirdeki mekân dar anlamda şairin kendi iç âlemidir. Geniş zamanda, giden sevgilinin arkasından hislerini açıkça dile getiren bir insan söz konusudur. Şair, insan, zaman ve mekân arasında başarılı bir ilişki kurmuştur.

O’nun yüreğini hüzünlendiren olay sevgiliye sitem etmesine neden olmuştur.

4-İNSAN: Şiirde öne çıkan insan şairin kendisidir. Şiirde “ben” duygusu, “Senin için Hak’tan neler dileyim? / Ellere bakarsa kör olsun gözün / Çürüsün dibinden lâl olsun dilin / Kalmaz bu güzellik bozulur yüzün / Yadele giderse tutmasın dizin / Eğer başkasını sararsa kolun / Şişip de mezara sığmasın ölün” mısralarında bu duygunun açık şekilde anlaşılması söz konusudur.

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirdeki temel fikir ayrılıktır. Bu ayrılık sevgilinin terk etmesiyle ya da iki tarafın anlaşmasıyla ortaya çıkan bir ayrılıktır. Ancak anlaşma yoluyla yapılan ayrılıkta beddua edilmesinin mümkün olmayacağını düşünerek, bunun sevgilinin terk edişiyle ortaya çıkan bir ayrılık olduğunu düşünmek daha doğru olacaktır.

“Ellere bakarsa kör olsun gözün / Bir yabancı eli tutarsa elin / Yadele giderse tutmasın dizin / Eğer başkasını sararsa kolun” mısralarında iç âlemindeki hezeyanı dile getiren şairin terk eden sevgiliyi hâlâ sevdiğini bu mısralarda görülen kıskançlıktan anlayabiliriz.

 Türk Halk Edebiyatında âşık, her zaman acı çekmiştir. Bu acıyı dile getirebilmek için farklı ifadeler kullanırlar. Amaç, ifade edilmek istenen duyguların vurgulanmasında dikkat çekmektir.

Tatlı Bir Beddua şiirinde şairin böyle bir yolu denediğini görüyoruz. Şiirin ikinci, üçüncü ve dördüncü kıtalarında bu yapı dikkati çeker.

Birinci kıtanın birinci mısrasından, “Neyidi muradın, neyidi sözün?” seslenişinde, sevgili tarafından verilen sözün unutulması, yerine getirilmemesi anlaşılmaktadır. Bir sitem söz konusudur.

İkinci mısrada, “Senin için Hak’tan neler dileyim?” seslenişinde, sevgiliye kırgınlık vardır. İyi ve güzel şeyler düşünmemekte zorlandığı görülmektedir.

Üçüncü mısrada, “Ellere bakarsa kör olsun gözün” seslenişinde, aslında şiirin başlığında ifade edildiği gibi tatlı bir beddua edilmektedir. Halk ağzı, diye tabir ettiğimiz bir anlatımla seslenmektedir. Gözün kör olsun, gözün eline gelsin, gibi ifadeleri günlük hayatımızda sık duyarız. Şair, bu dize de içindeki kızgınlığı, kırgınlığı anlatmaya çalışmıştır.

Dördüncü mısrada, “Sana ağlamaktan nasıl güleyim?” seslenişinde, şairin iç âlemindeki üzüntü dışa vurulurken, için için ağladığını anlıyoruz. Öyle ya, için için ağlayan bir insan gülebilir mi?

Türk Halk Şairleri gül, gonca gibi tasvirler kullanarak sevgiliyi anlatmak isterler. “Kırmızı” kelimesi sevgilinin dudağıdır. Şair, ikinci kıtanın birinci mısrasında, “Bülbülü zardadır kırmızı gülün” seslenişinde, bülbül olarak kendisini ifade ederken, kırmızı kelimesi ile sevgilinin dudağını anlatmaya çalışmıştır. Bu anlatımda sevgilinin unutulması mümkün olmayan ve şairin sevdiği, hoşuna giden bazı özellikleri vurgulanmaktadır ki sevgilinin dudağı bunlardan biridir.

Şair, “bülbül” kelimesi ile teşbih ve tezat sanatlarını kullanmıştır. Sevgili karşısında kendisini güçsüz hissetmektedir. Bu güçsüzlüğünü, daha üstün bir sıfat olan “Bülbül’ tasviri ile kapatmaya çalışarak kendisini sevgiliye karşı üstün göstermeye çalışmaktadır. Bülbül’e, insana has nitelik vermek suretiyle teşhis (ve intak) sanatı yapmaktadır. Bülbül kelimesi ile şairin kendisini bir başka varlığın yerine koyduğunu görüyoruz. Şair, tecrit sanatı yaparak bu duyguyu dile getirmektedir. Bülbül kelimesi ile duygu ve düşünce ve hatta hayal arasında birbirine zıt olan nitelikleri bir arada toplamaya çalışarak kendini bülbüle benzetmesini ve sevgilinin dudaklarına dokunmasını tasvir eden şair, bu anlatımı tezat sanatı kullanarak yapmaktadır.

Şair, bülbül kelimesi ile dizedeki anlama bir güzellik, yücelik katmıştır.

İkinci ve üçüncü mısralarda, “Bir yabancı eli tutarsa elin / Çürüsün dibinden lâl olsun dilin” seslenişinde beddua ettiği görülmektedir. Bu dizelerde, şairin iç dünyasında sevgiliye duyulan kıskançlık duygusu açığa çıkmakta ve dilin dibinden çürüyerek kendisinden başkasıyla bir daha konuşamaması vurgulanmaktadır. Kendisinden başkasının, sevgilinin sesini duymaması da bu dizede ortaya çıkmaktadır.

Üçüncü kıta da yer alan, “Uzun bir ömüre olursa izin / Kalmaz bu güzellik bozulur yüzün” dizelerinde ruh güzelliğinden ziyade yüz güzelliğinin bozulmasına atıfta bulunulmaktadır ki aslında burada da gizli bir kıskançlık duygu yatmaktadır. Uzun bir ömüre izin verecek olan tanrı’dır. Tanrı, uzun yaşamaya izin verirse yılların gençliği, güzelliği alıp götüreceği bir gerçektir. Bu nedenle şair, uzun hayat sürecinde sevgilinin güzelliğinden eser kalmayacağını biraz da kinayeli bir şekilde (ki burada gizli bir üzüntü de dikkat çekmektedir) ifade etmektedir.

Üçüncü mısrada, “Yadele giderse tutmasın dizin” seslenişinde beddua açıkça anlatılmaktadır. Aynı anlamı ifade eden iki farklı kelime yan yana kullanılmıştır: Yad ve el kelimeleri yabancı anlamında kullanılan kelimelerdir. Buradaki el kelimesi, tanıdık, bildik olmasına rağmen aralarında akrabalık, hısımlık bağı bulunmayan anlamındadır. Yadel, tanıdık, bildik olmadığı gibi aralarında hiçbir bağı bulunmayan anlamındadır. Bunu mecazi mürsel ve tezat sanatlarını kullanarak anlatmaya çalışmıştır. Kim olduğu bilinmeyen kimselere götüren dizlerin tutmasın, diye açıkça beddua etmektedir.

Dördüncü kıta da, “İyisi tükenmez âlemin elin / Eğer başkasını sararsa kolun / Şişip de mezara sığmasın ölün” mısralarında içinde yaşadığı dünyada elin iyisinin tükenmeyeceğini ve kendisinden başkasını saracak olan kolu’na gönderme vardır. Yine bir kıskançlık duygusu öne çıkmaktadır. Kendisinden başkasını saracak olan sevgilinin cesedinin şişmesiyle, sevgiliye karşı içten içe kızgınlık ifade edilmektedir.

Dört kıtadan oluşan şiirin üçüncü mısralarında beddua edildiği görülmektedir.

Şiirde, terk eden sevgiliye karşı duyulan aşkın kinayeli bir şekilde sataşma yoluyla ifadesi söz konusudur.

6-KENDİNİ AŞMA: Tatlı Bir Beddua şiirinde lirizm vardırŞiire derinlik kazandıranda bu lirizmdir. Şiirde duygusal derinlik bulunmasına rağmen, beddua üzerine yoğunlaşan şairin aslında içten bir ilenme ile yakınmadığını, şiirin başlığında da ifade edildiği gibi tatlı bir beddua duygusuyla karşı karşıya kalıyoruz.

Sevgilinin ayrılığı üzerine yoğunlaşan şiirde ben duygusunun öne çıktığı her mısrada yapılan bedduadan anlaşılmaktadır. Şair, her ne kadar sevgiliye beddua etse de aslında ona karşı duyulan sevgi ve kıskançlık duygusu da hissedilmektedir. Birinci kıta da “Ellere bakarsa kör olusn gözün”, ikinci kıta da “Bir yabancı eli tutarsa elin”, üçüncü kıta da “Yadele giderse tutmasın dizin”, dördüncü kıtada “Eğer başkasını sararsa kolun” mısralarında sevgiliye karşı duyulan kıskançlık ve ona karşı içinde hâlâ bir sevgi beslediği hissedilmektedir. Bu da şiirde ben duygusunu öne çıkarmakta ve şiire lirizm katmaktadır. Sevgiliye duyulan kıskançlık duygularını, aslında kızgınlık duygularının içinde bastırmaya çalışmaktadır. Bu da şiirin beddua çevresinde gelişmesine neden olmaktadır.

Türk Halk Edebiyatı şairlerinin özgün ses yapısıyla karşı karşıya kaldığımız bu şiirde şairin kendini aştığını her dize ve kıtalardaki uyumdan anladığımızı söylemek mümkündür.

7-ANLATIŞ TARZI:

Neyidi muradın neyidi sözün

Senin için Hak’tan neler dileyim?

Ellere bakarsa kör olsun gözün

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.

Bülbülü zardadır kırmızı gülün

Bir yabancı eli tutarsa elin

Çürüsün dibinden lâl olsun dilin

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.

Uzun bir ömüre olursa izin

Kalmaz bu güzellik bozulur yüzün

Yadele giderse tutmasın dizin

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.

İyisi tükenmez âlemin elin

Eğer başkasını sararsa kolun

Şişip de mezara sığmasın ölün

Sana ağlamaktan nasıl güleyim.


Şiirin birinci kıtası a – b – a – b çapraz kafiye, ikinci kıtası a – a – a – b, üçüncü kıtası a – a – a – b, dördüncü kıtası a – a – a – b düz kafiye örgüsü kullanıldığını görüyoruz. Türk Halk Edebiyatının koşma nazım türünü andıran Tatlı Bir Beddua şiirinde lirizm hakimdir. Şiirde zengin ve yarım kafiye kullanılarak redif’le güçlü bir yapıya kavuşturulmuştur.

Tatlı Bir Beddua şiiri 6+5=11’li hece kalıbına göre duraklı yazılmıştır. 11’li Hece kalıbı Türk Halk Edebiyatında önemli bir yer tutar. Âşıklar tarafından benimsenmiş bir kalıptır.

Şairin, tüm mısralarda kafiye ve redif’e dikkat ederek ses yönünden zengin ve güçlü bir ürün oluşturduğu görülüyor. Her dizede ses uyumu mükemmel bir şekilde sağlanmış, yerinde yapılan güçlü kelime vurgularıyla şiirdeki yapı güçlendirilmiştir. Tek bir konu etrafında dönmesine rağmen aliterasyonun ustalıkla kullanılması musiki havası yaratarak şiirin zevkle okunmasını sağlamıştır. Her mısra sonunda tekrarlanan sözün, dileyim, gözün, güleyim, gülün, elin, dilin, izin, yüzün, dizin, kolun, ölün kelimeleri kafiye yapısını ses bakımından çok güçlü hale getirmiştir. Bu tekrarlar türkülerin kavuştaklarını akla getirmektedir.

Her kıtanın sonunda tekrarlanan “Sana ağlamaktan nasıl güleyim?” nakarat bölümü, şiirin ölçü ve kafiye bakımından sıkı bir yapı oluşturmasına neden olmuş, ses uyumu ile şiiri daha da zenginleştirerek musiki havasının kuvvetle algılanmasına neden olmuştur. Musiki, yarım ve zengin kafiyenin yanı sıra sık sık kendisini hissettiren ses tekrarlarıyla sağlanmıştır.

Şiir, ritim, armoni ve ahenk bakımından incelendiğinde eksiksiz bir ürün olarak dikkat çektiği görülmektedir. Kafiye, redif ve çeşitli ses unsurlarının tekrarlanmasıyla oluşan iç ahenk şiirde musiki bakımından üstünlük sağlamıştır. Bu unsurların bir araya toplanması şiirde biçimi etkilemiş ve güçlü bir eser ortaya çıkarmıştır. Şiirin diğer önemli bir unsuru da ortak dizelerden meydana gelmiş olmasıdır.