• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Zekai Budak

Zekai BUDAK'ın "Işıtsa yüreğimi gökte ay parlayarak" isimli şiirinin tahlili

ZEKAİ BUDAK: 8 Ocak 1956 'da Bursa'nın Karacabey ilçesinde doğdu. İlk şiirini 8 yaşında iken yazdı. 1972 Yılında Edirne Lisesi'nden, 1976 yılında İ.D.M.M.A. Kadıköy Mühendislik Yüksek Okulu'ndan (inşaat mühendisi olarak) mezun oldu. Aynı yıl 'GÖZLER' isimli şiir kitabını yayınladı ve Kadıköy Halk Eğitim Merkezi Sanat Galerisinde Mehmet Tanju AKERMAN ile birlikte ortak şiir sergisi açtı. 1977 'de ihtisas öğrenimi yapmak için gittiği Belçika'da 18 ay kaldı. Fransızca Dil Kursunu müteakiben kendi mesleğinde 'LA MAİSON EN BETONARME' isimli teknik kitabı tercüme etti. 
Birlikte çalışmalar yaptığı Profesör José Hanusét 'in yanında 'ÇARESİZLİK ÇATLATACAK GÖĞSÜMÜ' isimli şiir kitabının teksir baskısını gerçekleştirdi. Hasselt Devlet Radyosunda kendi sesiyle şiirli iki program hazırlayıp yayınlattı. Şiirle geçen yıllara rağmen şairliğini öne çıkarıp ünlenme çabasına girmedi. 1998 Yılının Şubat ayında ani olarak koroner arter bypass ameliyatı geçirince hayatın ne denli kısa ve bitimli olduğunu görerek yazdıklarını gün ışığına çıkarmaya karar verdi. Bu amaçla hazırladığı 'YOK DÖNMENE İHTİMAL' isimli şiir kitabı taslağı ile 2003 yılında Gazeteciler Cemiyetinin düzenlediği Sedat Simavi Ödülleri Yarışmasına Edebiyat dalında iştirak etti. Güfte ve Türk Sanat Müziği beste çalışmaları da yapan şair, 2004 Yılında TRT 'nin açmış olduğu 'Alaturka Türk Sanat Müziği Beste Yarışması' na üç adet bestesiyle katıldı. Arzu ettiği sonuçlar maalesef gerçekleşmedi. 
Kadıköy Belediyesi ve KASDAV'ın birlikte düzenlemiş olduğu TÜRK SANAT MÜZİĞİ BESTE YARIŞMASI ile TÜRK SANAT MÜZİĞİ GÜFTE YARIŞMASI 'na, 2005 yılından bu yana her yıl düzenli olarak katılmaktadır. 
Ömrünün bundan sonraki bölümünde, şiirlerini ve bestelerini şiirsever ve müzikseverlere ulaştırabilmek en büyük gayesi olacaktır. Zira bir faninin yaşamasının, geride kalıcı bir şeyler bırakmasıyla mümkün olduğunu çok iyi bilmektedir. ''Hayat koca bir yalan / Mal mülk hepsi yalanmış / Bir faniyi yaşatan / Ondan geri kalanmış'' dizeleri bu düşüncesinin özetidir

ESERLERİ

GÖZLER (Şiir 1976) 
ÇARESİZLİK ÇATLATACAK GÖĞSÜMÜ (Şiir 1977) 
YOK DÖNMENE İHTİMAL (Şiir 2003) 
LA MAİSON EN BETONARME (Teknik Tercüme 1978)

IŞITSA YÜREĞİMİ GÖKTE AY PARLAYARAK 

Işıtsa yüreğimi gökte ay parlayarak 
Yıkansa yakamozlar şu asûde ummanda 
Çıkıp gelse eski yâr ummadığım bir anda 
Dayasam dizlerine başımı ağlayarak 

Yaşatırken geçmişi ruhumda hâtıralar 
Gelmemiş zamanların bilsem ardında ne var 
O yer ki gidenlerin dönmediği bir diyar 
Beklerim orda bile özlemini duyarak

Zekai BUDAK

 

“IŞITSA YÜREĞİMİ GÖKTE AY PARLAYARAK” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 

1-DİL: Işıtsa Yüreğimi Gökte Ay Parlayarak şiirinde kullanılan dil Türkçe’dir. Şiirde, dilimize sonradan girerek yerleşmiş ve benimsenmiş olan üç kelime kullanılmıştır. Yakamoz (Rumca), Asude (Farsça), Umman (Arapça)… Umman kelimesi dışındaki kelimeler günlük konuşma dilimizde yer alan kelimelerdir. Şiir sade bir dille yazılmıştır. Her dönem okunabilir ve anlaşılabilir bir yapısı vardır.

Şiirlerini genel olarak duru Türkçe ile yazan şairin, kökeni Arapça ve Farsça olan ve dilimize yerleşmiş bulunan eski kelimelere yer verdiği de görülmektedir.

2- ZAMAN: Şiirde eski bir yâre duyulan özlem vardır.

Şair, ayrıldığı sevgilisinin özlemiyle yaşamaktadır. Şiirin zamanı sevgiliye özlemin duyulduğu içinde yaşanılan zamandır. “Çıkıp gelse eski yâr ummadığım bir anda” mısralarında “eski yâr” söz grubundan da anlaşıldığı gibi, özlemi duyulan kişi eski bir sevgilidir. Ancak hâlâ unutulmamıştır. Şairi çok etkilediği ve bu sevginin asla yok olmadığı görülmektedir. Eski sevgiliyi hâlâ bekliyor olması ve hiç beklemediği bir zamanda karşısına çıkmasını temenni ediyor olması, şairin içinde yaşadığı zamanı anlatmaktadır. Birinci kıtanın dördüncü mısrasında bir istek ve arzu seslenişi vardır. Eski sevgiliyi bekleyen şair, hiç beklemediği bir anda o sevgili karşısına çıkıverse ve dizlerine başını dayayarak ağlasa, sevgilinin yokluğunda duyduğu üzüntüyü, hasreti ve pişmanlığı dile getirecektir. Şair, kavuşma zamanını arzulamaktadır. Bu duygularını “Dayasam dizlerine başımı ağlayarak “ mısrasında açıkça dile getirmektedir. Şairin zamanı aşma duygusu içinde olduğunu görüyoruz. Bunu da yukarıdaki mısrada dile getirdiği anlaşılmaktadır.

3-MEKÂN: Şiirde mekân, şairin sevgiliyi unutamayan kalbidir. Eski sevgiliyi aramakta ve o’nu özlemektedir. Birinci kıtanın üçüncü ve dördüncü mısralarında bunu görüyoruz. Şair, kaybettiği sevgiliye ait hatıralarla yaşamaktadır. Şairin “Ben” duygusu da burada öne çıkmaktadır. “Ben” duygusu, hatıralarla yaşadığından ıstırapta duymaktadır. “Yaşatırken geçmişi ruhumda hatıralar” mısrasında “Ben” duygusunun öne çıktığı görülmekte ve hatıralarla yaşadığı anlaşılmaktadır. Öldüğünde bile sevgilinin özlemini duyacağını ve orada kavuşma ümidinde olduğunu vurgulayan şairin, ikinci kıtanın dördüncü mısrasında mekânı aştığını görüyoruz. “Beklerim orda bile özlemini duyarak” mısrasında bu düşünce hâkimdir.

4-İNSAN: Şiirde öne çıkan insan görüntüsü şairin kendisidir. Kendi “Ben”i öne çıkmaktadır. Birinci kıtanın üçüncü ve dördüncü mısralarında “Çıkıp gelse eski yâr ummadığım bir anda / Dayasam dizlerine başımı ağlayarak” diyen şairin içinde yaşadığı bir zamanda sevgiliyi özlediğini ve o’nu aradığını görüyoruz. Şiirde kendi kimliği ile öne çıkan şair, ikinci kıtanın birinci mısrasında “Yaşatırken geçmişi ruhumda hâtıralar” diyerek “Ben”ini öne çıkarmakta ve şiire lirizm vermektedir. Sevgilinin hatıraları ile yaşayan ve o’nu unutamadığı belli olan şairin psikolojisi, öldükten sonra bile sevgiliye kavuşma özlemi içindedir. “Beklerim orda bile özlemini duyarak” mısrasında gördüğümüz “Ben” duygusu şiire derinlik vermektedir. Bu nedenle de şiirde lirik anlatım söz konusudur.

İkinci kıtanın dördüncü mısrasında zaman, mekân, insan arasında bir ilişki kurulmaktadır.

5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirdeki temel fikir, kaybedilen bir sevgiliye duyulan özlemdir. Beşeri aşk söz konusudur.

Şair, ayrıldığı sevgilisinin özlemi ile yanmaktadır. O’nu hâlâ sevdiğini ve unutamadığını anlıyoruz. Sevgilinin kaybedilişi ile şairin kalbi kararmıştır. Hiçbir şeyden eskisi gibi heyecan duymamaktadır. Bu düşünce “Işıtsa yüreğimi gökte ay parlayarak” mısrasından anlaşılmaktadır. Şairin yüreğini ısıtan ve ışıtan, sevgiliyi düşünme duygusudur. O’nu düşündüğü her an yüreği ısınmakta ve aydınlanmaktadır. Ancak şair, “Işıtsa yüreğimi” söz grubunda sevgilinin kendisine gelmesi anını mecazi anlatımla vurgulamaktadır. Sevgili geldiği anda gökteki ay parlayacaktır. Mecazi anlamda şiirsel bir anlatım söz konusudur. “gökte ay parlayarak” söz grubunda şairin mecazi olarak anlattığı temel duygu ve düşünce, sevgilinin yokluğunda hiçbir şeyden zevk almayan, kalbi kararmış ve hayata küsmüş olan şair, onun gelmesi ile her şeyin değişeceğini, dünyasının ay gibi parlayacağına vurgu yapmaktadır.

Birinci kıtanın ikinci mısrasında şairin hayata küskünlüğüne vurgu yapılmaktadır. Sevgiliyi kaybeden şair, aşka küskündür. Yeni aşklara kalbini kapatmıştır. Duyguları dizginlenmiş, hiçbir şeyden heyecan duymayan, sakin bir deniz gibidir kalbi. Aşkın heyecanıyla fırtınalara kapılan ruhu artık durgunlaşmıştır. Kaybedilen sevgili gelse, onun gelişiyle aydınlanacak olan dünyası sakin denize benzeyen ve durgunlaşan kalbini aydınlatacak ve ayın ışığı gibi parlayacaktır. Bu düşünce “Yıkansa yakamozlar şu asude ummanda” mısrasından anlaşılmaktadır. Bu mısrada mecazi bir anlatım söz konusudur. Bildiğimiz gibi yakamoz, ayın sudaki yansıması anlamına gelmektedir. Denizde balıkların ve küreklerin kımıldanışıyla oluşan pırıltı, tanımının da yapıldığı “yakamoz” için burada anlamamız gereken birinci tanımıdır. Suya yansıyan ışık yansımaları suyun derinliğine kadar iner. “Yıkansa yakamozlar” söz grubundan, ayın suya yansıyan ışığının suya karışması anlaşılmalıdır. “şu asude ummanda” söz grubunda sakin büyük deniz, okyanus vurgusu vardır. Buradaki sakin büyük denizin şairin kalbi olarak anlaşılması yanlış olmayacaktır.

Birinci kıtanın üçüncü ve dördüncü mısralarında sevgilinin özlemi ile yanan şair, hâlâ o’nu beklemektedir. Bu ümitsiz bir bekleyiştir. Onun gelmesine karşı istekli ve arzuludur. Sevgili gelsin de hiç beklemediği bir anda karşısına çıksın, özlemini, sevgisini ve belki ayrılığa neden olan pişmanlığını sevgilinin dizlerine başını dayayarak göstersin. Özlem, istek ve hayal içindeki psikolojisi, şairi sevgiliye karşı çaresiz bırakmaktadır. Bunu da “Çıkıp gelse eski yâr ummadığım bir anda / Dayasam dizlerine başımı ağlayarak” mısralarında dile getirmektedir. Buradaki sesleniş, unutulmayan büyük aşkın ıstırabıyla yanan bir kalbin seslenişidir. Şairin ıstırap içinde olduğunu görüyoruz. Sevgiliye duyduğu büyük aşk o’nu çaresiz bırakmakta, büyük bir keder duymaktadır.

İkinci kıtanın birinci mısrasında sevgiliyi unutamadığını ve onun hayali ve hatıralarıyla yaşadığını görüyoruz. İstemese de ruh’u, yani “Ben”i sevgilinin hatıralarıyla yaşamaktadır. Burada şairin “Ben” duygusu öne çıkmaktadır. “Yaşatırken geçmişi ruhumda hatıralar” mısrasında geçen zaman ile şairin içinde yaşadığı zaman arasında bir ilişki kurulmaktadır.

 

Sevgilinin geçmişteki hatıraları ile yaşayan şairin “Ben”i, gelecekten de kaygılıdır. Gelecek günlerin kendisi için ne getirip, ne götüreceğini bilememektedir. Bir tedirginlik hissedilmektedir. “Gelmemiş zamanların bilsem ardında ne var” mısrasında bu duygu ve düşünce içinde olduğunu anlıyoruz. Bu belirsizlik aslında şairin düşüncelerinde oluşan başka bir gerçeğinde vurgusunu yapmaktadır. Bu da ölüm düşüncesidir. “O yer ki gidenlerin dönmediği bir diyar” mısrasında bu düşünce açıkça görülmektedir. Gidenlerin dönmediği tek yer ahirettir. Ölüm bu dünyadan kesin olarak ayrılmaktır. Şaire göre geri dönüşü mümkün değildir. Ölüm düşüncesi kavuşma özleminden kaynaklanmaktadır. Sevgiliye duyulan aşırı özlem ve büyük aşk nedeniyle böyle bir düşünce içerisindedir. Ancak ölüm bile sevgiliyi kalbinden söküp atamayacaktır. O’na duyulan büyük aşk hiçbir şekilde yok olmayacaktır. Ölüm halinde bedenin yok olması bile bu aşkı yok edemeyecek, sevgiliye duyulan kavuşma özlemi ölmeyecektir. Bunu “Beklerim orda bile özlemini duyarak” mısralarında görebiliyoruz. “Beklerim orda” söz grubunda, kalbin ve beynin ölerek dünyadan göçüp gitmekle ölünmeyeceğini, başka bir dünyada yaşamın süreceğine dair gizli bir anlatım söz konusudur. İslâm inancına göre, kötüler cehennem de cezalarını çektikten sonra cennette olacaklardır. Burada bir kavuşma söz konusudur. Şair de buna vurgu yapmakta ve ruhunun sevgiliyi orada özlemle bekleyeceğini dile getirmektedir.

6-KENDİNİ AŞMA: Şiirde karşımıza çıkan insanın şairin kendisi olduğunu görüyoruz. Kendi “Ben” duygusu ile konuşmaktadır. Bu duygu onun nasıl bir psikoloji içinde olduğunu anlamamıza yetiyor.

Şairi sevgiliden ayrılmanın verdiği bir üzüntü içinde görmekteyiz. Unutamadığı ve özlemiyle yandığı bir sevgili söz konusudur. Bu ayrılık o’na üzüntü vermekte ve çaresiz bir şekilde sevgilinin dönmesini arzulayan bir psikoloji içinde olduğunu görüyoruz. Şairin “Beklerim orda bile özlemini duyarak” mısrasında, zaman, mekân ve insan arasında sıkı bir ilişki kurulduğunu, bu duygu ve düşünce içerisinde zamanı aştığını görüyoruz.

7-ANLATIŞ TARZI:


Işıtsa yüreğimi / gökte ay parlayarak   
Yıkansa yakamozlar / şu asude ummanda 
Çıkıp gelse eski yâr/ ummadığım bir anda 
Dayasam dizlerine / başımı ağlayarak   

Yaşatırken geçmişi / ruhumda hâtıralar 
Gelmemiş zamanların / bilsem ardında ne var 
O yer ki gidenlerin / dönmediği bir diyar 
Beklerim orda bile / özlemini duyarak

Işıtsa Yüreğimi Gökte Ay Parlayarak şiiri Türk Halk Edebiyatının 4’lük nazım birimine göre, 14’lü hece ölçüsüyle 7+7 duraklı yazılmıştır. Şiirin durakları hatasız olarak yazılmış, duraklar kendi aralarında da ayrı bir mısra oluşturacak güzellikte yapılandırılmıştır.

Kafiye örgüsünün; birinci kıtada a-b-b-a sarmal kafiye, ikinci kıtada c-c-c-d düz kafiye örgüsü ile yapılandığını görüyoruz.

Şiirde redif ve kafiye yapısını inceleyelim.

a- Birinci kıta; 
Işıtsa yüreğimi gökte ay parlayarak 
Yıkansa yakamozlar şu asude ummanda 
Çıkıp gelse eski yâr ummadığım bir anda 
Dayasam dizlerine başımı ağlayarak

 Birinci kıtanın birinci mısra sonunda parlayarak ve dördüncü mısra sonunda ağlayarak kelimelerinde yarak eki kelime halinde rediftir. İkinci mısra sonunda ummanda ve üçüncü mısra sonunda anda kelimelerinde da eki ek halinde rediftir. 

Birinci mısra sonunda parlayarak ve dördüncü mısra sonunda ağlayarak kelimelerinde yarak ekinden önce gelen la sesi tam kafiyedir. İkinci mısra sonunda ummanda ve üçüncü mısra sonunda anda kelimelerinde da ekinden önce gelen an sesi tam kafiyedir.

b- İkinci kıta;

Yaşatırken geçmişi ruhumda hatıralar 
Gelmemiş zamanların bilsem ardında ne var 

O yer ki gidenlerin dönmediği bir diyar 
Beklerim orda bile özlemini duyarak

 İkinci kıtanın birinci mısra sonunda hatıralar, ikinci mısra sonunda ne var, üçüncü mısra sonunda bu diyar kelimelerinde r sesleri redif, a sesleri yarım kafiyedir. 

Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim. 
İki kıtadan oluşan şiirin ses bakımından uyumu şiiri zenginleştirmiştir. Mısrada seslerin dağılımı şöyledir; birinci kıtanın birinci mısrasında y – r – k – t ve birbirine yakın ş ve s ünsüz seslerin kullanılması, a – ı – i - e gibi ünlü seslerin ve iç sesin Türkçede çok kullanılan a harfinden oluşması, ikinci mısrada y – k – s – d – m - n gibi ünsüz seslerinin, iç sesin a ve u gibi ünlü seslerden oluşması, üçüncü mısrada k - r – s – m – d gibi ünsüz seslerden, iç sesin a – e – ı – i gibi ünlü seslerden oluşması, dördüncü mısrada d – y – r – l – m gibi ünsüz seslerden, iç sesin a – i - ı gibi ünlü seslerinden oluşması şiirde ahengi kuvvetlendirmiştir.

İkinci kıtanın birinci mısrasında ş – t – r – m gibi ünsüz seslerin, iç ses olarak a – i – u gibi ünlü seslerin kullanılması, ikinci mısrada m – n – l – r – d gibi ünsüz seslerin, iç ses olarak e – a – i – ı gibi ünlü seslerin, üçüncü mısrada d – y – n – r gibi ünsüz seslerin, iç ses olarak ı - i – e gibi ünlü seslerin kullanılması, sesinin ritmik bir şekilde mısra içinde dolaşımı, dördüncü mısrada k – l – m – r – d – b gibi ünsüz seslerin, iç ses olarak e – i - a gibi ünlü seslerinin şiirde bir uyum içinde kullanılması şiire musiki havası vermiştir.

 Genel olarak seslerin yapılanmasını incelediğimiz zaman şiirdeki ses ahengini güzelleştiren, şiir dili ve biçimini zenginleştiren, musiki sezgisini kuvvetlendiren bir yapılandırma ile karşı karşıya kalıyoruz. Ünlü ve ünsüz seslerin mısraları kuvvetlendirici bir yapılanması vardır.

gökte ay parlayarak 
şu asûde ummanda 
ummadığım bir anda 
başımı ağlayarak 

ruhumda hâtıralar 
bilsem ardında ne var 
dönmediği bir diyar 
özlemini duyarak

Şiirde durağın ikinci bölümünü oluşturan yukarıdaki söz grupları şiire anlam olarak güçlü bir ifade katmaktadır. Şiirde aliterasyon olmasa bile, aliterasyonu andıran ve güçlü bir yapı oluşturan parlayarakağlayarakduyarak, ummanda, anda, hatıralar, var, diyar kelimeleri şiirdeki vurguyu pekiştirmektedir. Bu kelimelerdeki a sesinden oluşan asonans dikkat çekicidir. Yapı olarak şiirde asonansı oluşturan a – e – ı - i sesleridir. Birinci kıtanın birinci mısrasında asonansı oluşturan a sesidir. İkinci mısrada asonansı oluşturan yine a sesi, üçüncü mısrada ı - a sesi, dördüncü mısrada a sesi, ikinci kıtanın birinci mısrasında yine a sesi, ikinci mısrasında e - a, üçüncü mısrada e – i – a, dördüncü mısrada e - i sesleri asonansı oluşturan seslerdir. Şiirin bütünde a – e - i sesleri sıkça yinelenen seslerdir. Sık yinelemeler şiirde uyumu kuvvetlendirmektedir.

Şiirde dilimize sonradan girmiş ve benimsenmiş olan bazı kelimeler ile sık kullanılmayan bir kelime de yer almıştır. Bunlar; Umman, yakamoz, asude kelimeleridir.

Şiirde Tecahül-i Arif, Tenasüp (uygunluk), Mübalağa (abartma) Sanatları kullanılmıştır. Şiirde edebi sanatların kullanılması anlam olarak şiiri kuvvetlendirmiştir. 

Şiirin bütününde birbirine yakın seslerin aynı mısra içinde ve çapraz olarak tekrarı şiirdeki uyumu zenginleştirmekte ve şiiri daha kuvvetli göstermektedir. Şiirde, mısraların kendi içindeki ses uyumu ve asonans şiiri zenginleştirirken, estetiksel, biçimsel ve şiir dili bakımından da farklı bir güzellik katmış, musiki havası yaratmıştır. Duygusal yoğunluk ve şiirin bütünü içinde ele alınması gereken ahenk dikkat çekicidir. Şair, şiirdeki ahengi birbiriyle uyumlu seslerin, belli bir ritimle bir arada toplamasıyla sağlamıştır.

Şiirdeki dil gündelik konuşma dilinden farklıdır. Şair, seçtiği kelimelerle güzel ve uyumlu bir dil oluşturmuştur. Şiirdeki bu dil mana bakımından şiire derinlik kazandırmıştır.