• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Mustafa Ceylan

Mustafa CEYLAN’ın “GİDERSEK” şiirinin tahlili

GİDERSEK

Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez.
Gidersek buradan kimseler bilmez.

Evlatlara tarla tapan mal düşer
Ağaçlardan kurumuş tek dal düşer
Listelerden sadece bir kul düşer
Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez.

Şiirlerde kalır tüm feryadımız
Ertesi gün unutulur adımız
Bilmiyorum, söylenir mi şarkımız?
Gidersek buradan kimseler bilmez.

Gülce Edebiyat Akımı: Triyolemsi

Mustafa CEYLAN

“GİDERSEK” ŞİİRİNİN TAHLİLİ

 

1-DİL: Gidersek şiirinde dil Türkçedir. Şair, sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. 
2-ZAMAN: Gidersek şiirinde zamanı, şairin yaşadığı dönem olarak anlamamız gerekiyor.

Şiirlerde kalır tüm feryadımız
Ertesi gün unutulur adımız
Bilmiyorum, söylenir mi şarkımız?

mısralarında şairin içinde yaşadığı döneme ait bir zamanın varlığından söz edilmesi mümkündür.  Bir toplumun şairleri halkın gözü, kulağı ve sesidir. Halkın duyamadığını şair görür, duyar. Bunları yazar. Halkın yüksek sesle dile getiremediği olaylar şairlerin kalemlerinde dile gelir ve onların seslenişiyle anlam kazanır. Bir bakıma halkın korkusuz cengâverleridirler. Şair de, mısralarında dile getirdiği halkın sesini ki, burada onu halkın feryadı olarak söylemiştir, bu feryatların mısralarda kalmasından ve öldükten sonra dile getirdiği o feryatlarla birlikte adının unutulmasından ve anılmamasından endişe etmektedir. Bu anlatımda zaman ve insan arasında kurulan bir ilişki söz konusudur.
3- MEKÂN: Şiirde mekân dünyadır.

Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez.
Gidersek buradan kimseler bilmez.

mısralarında “gidersek buradan” söz grubundan anlaşılması gereken dünyadan ahrete göçmektir. Yani ölümdür. Her faninin dünyadan ahrete ölüm vasıtasıyla göçüp gitmesi nasıl söz konusu ediliyor ise, Şair de, her insan gibi öldüğü zaman kimsenin bu ölümle alakalı olmayacağını ve sessizce ahrete gideceğine vurgu yapmıştır. Listelerden sadece bir kul düşer mısrasında da bu vurgu vardır.

Şiirlerde kalır tüm feryadımız
Ertesi gün unutulur adımız
Bilmiyorum, söylenir mi şarkımız?
Gidersek buradan kimseler bilmez.

İkinci kıtada aynı düşünceye vurgu yapılmıştır. 
4-İNSAN: Şiirdeki insan şairin kendisidir. Gidersek buradan kimseler bilmez mısrasında Şair, kendisinin dünyadan ahrete göç etmesine vurgu yaparak kimsenin alakalı olmayacağı bir ölümden söz etmektedir.

Evlatlara tarla tapan mal düşer
Ağaçlardan kurumuş tek dal düşer
Listelerden sadece bir kul düşer

Şairin ölümünden sonra evlatlarına düşecek mirasın sınıflandırması yapılarak tarladan bahsedilmiş, kendisini kurumuş bir ağacın tek dalına benzeterek dünyada yaşayan tüm insanlar arasından kendisinin ölüm yoluyla dünyadan ayrılacağına vurgu yapılmıştır.

Şiirlerde kalır tüm feryadımız
Ertesi gün unutulur adımız
Bilmiyorum, söylenir mi şarkımız?
Gidersek buradan kimseler bilmez.

Şiirin Zaman Bölümünde açıkladığımız gibi, şairin unutulma endişesi vardır. Şiirin ikinci kıtasında şairin “Ben” duygusu net bir şekilde açığa çıkmaktadır. Şiirde açığa çıkan “Ben” duygusu şiire lirik hava veren bir unsurdur. Şair, bu şiirinde öne çıkan “Ben” duygusu ile şiire lirizm katmıştır. 
       Şiirde, insan, zaman ve mekân arasında kurulan güzel bir ilişki vardır.
5-DUYGU VE DÜŞÜNCE: Şiirde ana tema ölüm ve unutulma endişesidir.
       Yıldızlar göktaşlarıdır. Güneşin yansıyan ışığı göktaşlarını ışıtır ve parlatır. Biz bunlara yıldız diyoruz. Gökteki yıldızların eksilmesi veya çoğalması meteorolojik bir olaydır. Gökte yıldız aynı sayıda olmaz, ama hiç olmaması da mümkün görünmemektedir. Bu nedenle gökte yıldızların eksilmesinden söz edilemez. 
       Toprak, bünyesinde her şeyi barındıran ve yetişmesini sağlayan bir cisimdir. Her türlü nebat ve bitki toprakta yetişir ve büyür. Çimen bitki olarak kışın daha kar altında kalabilen bir bitki özelliğine sahiptir. Baharın habercisidir. Çimenlerin yeşerdiğini görmek, baharın geldiği müjdesini verir. Sadece insanlar için değil, aynı zamanda hayvanlar içinde önemli bir bitkidir. Halk ağzında, topraktan oluşan anakaraya yer denilmektedir. Her toprakta yetişmesi mümkün olmayan çimeninde bitmemesi de söz konusu olamaz. Anakara da bir yerde mutlaka çimen yetişir. Şair, Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez, derken bu bilimselliği düşünerek seslenmiştir. 
       Gökteki yıldızların eksilmesi halkın görmediği ve ilgilenmediği bir gök bilimi olayıdır. Ancak gökbilimcilerin ilgi alanına giren bu konu onlar tarafından enine boyuna araştırılır. Gökte yıldız eksilmesinin yeryüzünde yaşayan canlılar için olumlu ve/veya olumsuz yönlerini araştırırlar. Bu olayın gökbilimi açısından önemini irdelerler. Yukarıda bahsettiğimiz gibi her toprakta çimen yetişmez, ancak anakara da bir yerde mutlaka çimen yetişir. Çimenin yetişmemesi ve/veya yetiştikten sonra sararması ya da yok olması gibi yine bilimsel olarak incelenmesi ve açıklanması gereken bazı olayları insanlar görmez. Çimenin yetişip yetişmemesi insanları çok ilgilendirmez. Gökteki yıldız ve yerdeki çimen benzetmeleriyle kendisine atıfta bulunan Şair, ölüm nedeniyle dünyadan ayrılmasının kimseyi ilgilendirmeyeceğini, yokluğundan kimsenin haberinin olmayacağını düşünerek, Gidersek buradan kimseler bilmez dizesiyle bu duygu ve düşüncelerine vurgu yapmıştır.
       İnsan ölümlüdür. Öldüğü zaman geride bıraktığı borcu, alacağı, malı, mülkü mirasçıları tarafından paylaşılır. Bu hak dini açıdan Kuran-ı Kerim’de ve ayrıca Medeni Kanunla düzenlenmiştir. Şair, Evlatlara tarla tapan mal düşer dizesinde bu düşünceye atıfta bulunmaktadır. 
       Ağaç kuruduğu zaman yaprakları dökülür. Dalları kırılır. Ağaçlardan kurumuş tek dal düşer dizesindeki “Ağaçlardan” kelimesi çoğul olarak insanlardır. Dize de insanlar için ağaç benzetmesi yapılmıştır. Milyonlarca kurumuş ağaçlardan bir tek dalın düşmesi mecazidir. Milyonlarca insan içinden kendisinin ölümü kast edilmektedir. Kendisini kurumuş dal olarak tasvir etmiştir. 
       Listelerden sadece bir kul düşer dizesindeki “Listelerden” kelimesinde tüm insanlık bütün olarak alınmıştır. Dini anlamda, yaratıcı bütün kullarını tek tek bilmekte, onların yazgısını yazmakta, zamanı geldiğinde yarattığı kulların içinden hangi insan neyi yaşayacaksa onu yaşamakta… Şair, ölerek bu kulların arasından ayrılmasını dize de “kul düşer” seslenişiyle ifade etmiştir.
       Şair, kendini halkın sesi ve feryadı olarak görmekte, halkın dile getiremediği şeyleri şiirlerinde dile getirerek onların sesi olmuş, her fırsatta yüksek sesle halkın acılarını, sevinçlerini, üzüntülerini dile getirerek bir nevi tercümanlık yapmıştır. Çalkantılı dönemlerde halkın isyanını, korkularını, duygu ve düşüncelerini dile getirerek onların acılarını ve sevinçlerini paylaşmak Şair için aslında cengâverliktir. Genel olarak insanlar devlet otoritesine veya güçlü insanlara, gruplara karşı söz geçiremez, korkar, köşesine çekilip susar. “Bana değmeyen yılan bin yaşasın,” Atasözü bu düşünceden hareketle söylenmiş bir sözdür. Ancak Şair, korkmaz ve düşüncelerini aleni olarak herkese açıklar. Şairin çekinmesi, korkması kalemine ve yüreğine ihanettir. Bu duygu ve düşünceler içinde, “Şiirlerde kalır tüm feryadımız,” şeklinde bir seslenişi vardır. Şair, bu kadar çilekeş olup, insanların önünde haykıran bir ses olarak gayret içinde iken ölümünden sonra adı unutulur, belki hiç anılmaz. Şiirleri okunmaz, mısraları korkak ve sünepe insanların köşelerine çekilip aman aman hayıflanmasına benzer bir şekilde belki söylenmez. Belki bu dizeleri kimse hatırlamaz. “Bilmiyorum, söylenir mi şarkımız?” dizesinde de bu endişe vardır. 
6-KENDİNİ AŞMA: Şair, “Ben” duygusu içinde endişe ve korkularını dile getirirken aslında geniş bir zamana yayılan sesleniş içindedir. Mensubu olduğu ırkın, bağlı olduğu devletin sınırları içinde halkın sesi olan tüm Ozanlar için bir endişe taşımaktadır. Endişe ve korkularına bilim – insan ilişkisiyle başlamış, manevi ve beşeri düzenlemeleri göz önüne alarak tüm insanlık içinde aciz bir kul olarak kendini düşen kuru bir dala benzeterek endişeleriyle kendisine bir yol çizmiştir. Yaşamı boyuncu çizdiği bu yolda doğrularıyla ilerlemeye çalışan Şair, halk için bunca emek ve gayret göstermişken unutulmak ve bir daha anılmamak endişe ve korkusuna kapılmıştır. Şair, insan, zaman ve mekân arasında sağlam bir köprü kurmuş, kurduğu bu köprü ile içinde yaşadığı zamana ait bazı işaretler vererek kendini aşmıştır. 
7-ANLATIŞ TARZI: Şiirin girişini teşkil eden beyiti dikkate almazsak, dörtlükten oluşan diğer iki kıtanın Türk Halk Edebiyatı 4’lük nazım şeklinin koşma türüyle yazıldığını söylememiz gerekir. Ancak Şairin önderlik ederek Antalya’dan başlattığı Gülce Edebiyat Akımı ile Türk şiirine yeni bir nefes gelmiş, bu nefesin üflemesiyle Türkiye’den hemen her bölgeden şairlerin katımıyla çığ gibi büyüyen ve Türk şiirine canlılık getiren, yeni bir ivme kazandıran bu akımın Triyolemsi (üçleme) denen türüyle yazılmıştır. Triyole, batı edebiyatı şiir türlerindendir. Türkiye’de Gülce akımının öne çıkardığı Triyolemsi ise batı edebiyatı Triyole’sinin değişik bir versiyonudur. Adına üçleme de denen bu versiyon daha çok Türk Halk Edebiyatı koşma türüne yakındır. 
       Triyolemsi’nin mısra ve kafiye düzeni şu şekilde olmaktadır: İki dizelik bir beyit ile giriş yapılır. Beyitin kafiye düzeni a – a şeklinde kafiyeli olmak zorundadır. Birinci kıtanın kafiye düzeni b – b – b – a şeklinde ve beyitin birinci mısrası kıtanın dördüncü mısrası olarak yazılmalıdır. İkinci kıtanın kafiye düzeni c – c – c – a şeklinde ve beyitin ikinci mısrası dördüncü mısra olarak yazılmak zorundadır. Triyolemsi, genellikle 8+8=16 hece ölçüsü ile yazılmakta isede, Şair, istediği ölçü ve kalıpta yazabilir. Triyolemsi’nin en önemli yazım unsuru, beyitteki birinci ve ikinci mısraların kıtaların son mısralarına yazılması zorunluluğudur.
       Gidersek şiirinin yazım tekniği yukarıda anlattığımız gibidir. Tek beyit ve dörtlük nazım birimine göre iki kıtadan oluşan şiir 11’li hece ölçüsüne göre yazılmıştır.


Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez.  a -11’li hece ölçüsü
Gidersek buradan kimseler bilmez.    a -11

Evlatlara tarla tapan mal düşer           b- 11
Ağaçlardan kurumuş tek dal düşer     b-11
Listelerden sadece bir kul düşer         b-11
Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez.  a- 11

Şiirlerde kalır tüm feryadımız            c– 11 
Ertesi gün unutulur adımız                 c– 11 
Bilmiyorum, söylenir mi şarkımız?    c– 11 
Gidersek buradan kimseler bilmez.    a– 11

1-Şiirde redif ve kafiye yapısını inceleyelim:

a-Beyit:

Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez.
Gidersek buradan kimseler bilmez.

Birinci mısra sonunda eksilmez ve ikinci mısra sonunda bilmez kelimelerinde mez ekleri redif, mez eklerinden önce gelen il sesleri tam kafiyedir.

b-Birinci kıta;

Evlatlara tarla tapan mal düşer
Ağaçlardan kurumuş tek dal düşer
Listelerden sadece bir kul düşer
Gökte yıldız, yerde çimen eksilmez.

Birinci, ikinci ve üçüncü mısra sonlarında yer alan düşer kelimesi kelime halinde redif, mal, dal ve kul kelimelerinde l sesleri yarım kafiyedir.

c-İkinci kıta;

Şiirlerde kalır tüm feryadımız
Ertesi gün unutulur adımız
Bilmiyorum, söylenir mi şarkımız?
Gidersek buradan kimseler bilmez.

Birinci mısra sonunda feryadımız, ikinci mısra sonunda adımız ve üçüncü mısra sonunda şarkımız kelimelerinde mız ekleri rediftir. Feryadımız veadımız kelimelerinde adı sesleri zengin kafiye, şarkımız kelimesinde mız ekinden önce gelen ı sesi yarım kafiyedir.

2-Seslerin nasıl kullanıldığını inceleyelim:

       Beyitin birinci mısrasında; g – k – t – y – l – d – z – ç – m – n – s ünsüz sesleri, iç ses olarak ö – e – ı – i ünlü sesleri,
       İkinci mısrasında; g – d – r – s – k – b – n – m – l – z ünsüz sesleri ve iç ses olarak i – e – u – a ünlü sesleri kullanılmıştır.
       Birinci kıtanın birinci mısrasında; v – l – t – r – p – n – m – d – ş ünsüz sesleri ve iç ses olarak e – a – ü ünlü sesleri,
       
İkinci mısrasında; ğ – ç – l – r – d – n – k – m – ş – t ünsüz sesleri ve iç ses olarak a – u – e – ü ünlü sesleri,
       
Üçüncü mısrasında; l – s – t – r – d – n – s – c – b  - ş ünsüz sesleri ve iç ses olarak i – e – a – u – ü ünlü sesleri,
       Dördüncü mısrasında; g – k – t – y – l – d – z – d – ç – m – n – s ünsüz sesleri ve iç ses olarak ö – e – ı – ünlü sesleri kullanılmıştır.
       Beyit ve birinci kıtada ek ve kelime halinde tekrarlanan aliterasyon ve aynı ve birbirine yakın seslerle yapılan asonans şiiri ses bakımından zenginleştirmiş ve musiki havası vermiştir.
       İkinci kıtanın birinci mısrasında; ş – r – l – d – k – t – m – f – m – z ünsüz sesleri ve iç ses olarak i – e – a – ı – ü ünlü sesleri,
       İkinci mısrasında; r – t – s – g – n – l – d – m – z ünsüz sesleri ve iç ses olarak e – i – ü – u – a – ı ünlü sesleri,
       Üçüncü mısrasında; b – l – m – y – r – s – n – ş – k – z ünsüz sesleri ve iç ses olarak i – o – u – ö – e – a ünlü sesleri,
       
Dördüncü mısrasında; g – d – r – s – k – b – n – m – l – z ünsüz sesleri ve iç ses olarak i – e – u – a ünlü sesleri kullanılmıştır.
       İkinci kıtada kelime halinde tekrarlanan aliterasyon ve aynı ve birbirine yakın seslerle oluşturulan asonans şiire ses zenginliği vermiştir.
       Şiirin bütününde aynı eklerle ve kelimelerle yapılan aliterasyon ve aynı ses benzerliğiyle yapılan asonans şiiri biçim olarakta etkilemiş, ses uyumu unsuruyla oluşturulan musiki havası ahengi daha güçlü hale getirmiştir. Aliterasyon ve asonansla yapılan ses geçişleri hem dize içinde, hem çapraz olarak dizelerde ses bütünlüğü sağlamış ve bu haliyle şiire anlam derinliği kazandırmıştır. 
       Şair, seçtiği kelimelerle, halkın bildiği kelimeleri tercih ettiğini göstermektedir. Ancak birbirini destekleyen güçlü ses uyumu ile okurken zevk veren bir şiir dili oluşturmuştur. Şiirdeki dil, yapı itibariyle bildiğimiz kelime ve söylemlerden farklı bir anlamı ifade etmektedir. Bu şairin ustalığıyla ilgili bir özelliktir. Şair seçtiği kelimelerle adeta oynamakta, o kelimelere aynı ve yakın seslerle dans ettirmektedir. Bu dans, şiire güçlü bir ritim kazandırmıştır.
       Şiirde kurgu başarılı, anlatım akıcı ve güçlüdür.