• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Türk Halk Biliminin Tarihi Gelişimi

TÜRK HALKBİLİMİ'NİN (FOLKLORÜN) TARİHİ GELİŞİMİ

 

Folklor, Fransızca kökenli bir kelimedir. Dilimize yabancı olan bu kelimenin kullanılmasını doğru bulmuyorum. Onun yerine Türkçe karşılığı olan Halkbilimi kelimesinin kullanılması, dil konusunda hassas olan edebiyatçıların dikkat etmesi gereken bir husustur.

Bilimsel karşılığı Halkbilimi olan folklor, Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü’nün Halkbilimi üzerine yazdıkları makalelerle bilimsellik kazanmıştır. Bilimsel karşıtlık veren bu yazıların üzerine, Halkbilimi'nin sadece halkoyunlarını kapsayan bir sanat dalı olmadığını, aksine bir milletin ya da bölge insanının efsanelerine, masallarına, el ürünü sanatlarına, türkü ve ağıtlarına konu olan olay, kişi, kahraman ve mekânların özelliklerini, tarihi ve kültürel gelişimlerini, insanlar üzerindeki etkilerini, kültürlerine özgü giyim, yeme içme, olaylar karşısındaki davranışları, bunların çevreye etkileri, millet ve bölge insanının sosyokültürel yapısına göre sınıflandırılması, bu sınıflandırma içinde kalan insanların ürettikleri kültürel öğelerin özellikleri, inanç, dil, toprak birliği, v.b. unsurların etkileri, ürünlerin; toplumun kendi kültürel özelliklerini yansıtan öğeleri, bunların bir yöntemle analiz edilmesi, tahlil edilmesi ve araştırılmasını kapsayan geniş bir bilim dalı olduğunu ortaya koymuştur. Ziya Gökalp ve Fuat Köprülü bilimin bu yöntemine Halkbilimi demişlerdir.


Türk Halkbilimi’nin ilk yazılı kaynağı Orhun Abideleri’dir. Köl Tigin ve Bilge Kağan’ın aynı dönemde yaşamış olması, belki de Türk Halkbilimi’nin temelini oluşturan sosyokültürel olayların, tarihi gelişmelerin, Türk dili, edebiyatı, sanatı ve töresinin anlaşılması ve araştırılmasına öncülük eden kaynaklardır. Çünkü bu yazıtlardan elde edilen veriler Türk milletinin geçmişi hakkında çok önemli bilgiler içermektedir. Nitekim Türk ve Türkçe ile ilgili terimler ilk kez bu yazıtlarda tespit edilmiştir.

 

Orhun Yazıtları 38 harften oluşmuştur. Buna Türklerin ilk alfabesi dersek yanlış olmaz. Alfabenin dördü sesli, dördü sessiz harften oluşur. Bu alfabede, harflerin birbiriyle birleştirilmediği, kelimelerin ise üst üste iki nokta ile ayrıldığı görülür. Orhun Yazıtları sağdan sola ve yukarıdan aşağıya yazılmıştır.

 

Köl Tigin ve Bilge Kağan Yazıtlarında o döneme ait Çinlilerle ilgili şu bilgiler vardır: “…Altını, gümüşü, ipeği ipekliyi sıkıntısız öylece veriyor. Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş. Bir insan yanılsa, kabilesi, milleti, akrabasına kadar barındırmazmış. Tatlı sözüne, yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok, Türk milleti, öldün; Türk milleti, öleceksin! Güneyde Çogay ormanına, Tögültün ovasına konayım dersen, Türk milleti, öleceksin! Orda kötü kişi şöyle öğretiyormuş: Uzak ise kötü mal verir, yakın ise iyi mal verir diyip öyle öğretiyormuş. Bilgi bilmez kişi o sözü alıp, yakına gidip, çok insan, öldün! O yere doğru gidersen, Türk milleti öleceksin! Ötüken yerinde oturup kervan, kafile gönderirsen hiç bir sıkıntın yoktur.”


Köl Tiğin’in mal varlığını da yine bu yazıtlardan öğreniyoruz;”….Köl Tiginin altınını, gümüşünü, hazinesini, servetini, dört binlik at sürüsünü idare eden Tuygut bu…”

                                            

Bu yazıtlarda aynı kandan insanların birbirini gözetmesi, koruması, yardımlaşma duygularının o dönemde daha güçlü bir şekilde var olduğunu görüyoruz:”….Batıdan Soğda baş kaldırdı. Küçük kardeşim Köl Tigin ... için, öle yite işi gücü verdiği için, Türk Bilge Kağanı, nezaret etmek üzere, küçük kardeşim Köl Tigini gözeterek oturdum. İnançu Apa Yargan Tarkan adını verdim. Onu övdürdüm.”

 

Savaş ve kahramanlık hakkındaki bilgileri yine bu yazıtlardan öğreniyoruz;”….orda savaştım. Askerini mızrakladım. Teslim olan teslim oldu, millet oldu; Ölen öldü. Selengadan aşağıya yürüyerek Kargan vâdisinde evini, barkını orda bozdum ... ormana çıktı. Uygur valisi yüz kadar askerle doğuya kaçıp gitti ...... Türk milleti aç idi. O at sürüsünü alıp besledim. Otuz dört yaşımda Oğuz kaçıp Çin'e girdi. Eseflenip ordu sevk ettim. Hiddetle .., oğlunu, karısını orda aldım. İki valili millet ..... Tatabı milleti Çin kağanına itaat etti. Elçisi, iyi sözü, niyazı gelmiyor diye yazın ordu sevk ettim. Milleti orda bozdum.”

 

Türklerin Doğu’dan Batıya yayılmacı politikasını da bu yazıtlardan öğreniyoruz:”….Türk kağanı Ötüken ormanında otursa ilde sıkıntı yoktur. Doğuda Şantung ovasına kadar ordu sevk ettim, denize ulaşmama az kaldı. Güneyde Dokuz Ersin'e kadar ordu sevk ettim, Tibet'e ulaşmama az kaldı. Batıda İnci nehrini geçerek Demir Kapıya kadar ordu sevk ettim. Kuzeyde Yir Bayırku yerine kadar ordu sevk ettim. Bunca yere kadar yürüttüm. Ötüken ormanından iyisi hiç yokmuş. İl tutacak yer Ötüken ormanı imiş.”

 

Kitabenin yazılışı, o döneme ait Türk kültürünün ortaya çıkışı yine bu yazıtlarda yer almıştır:”…Bilge Kağan kitâbesini Yollug Tigin, yazdım. Bunca türbeyi, resimi, sanatı ... kağanın yeğeni Yollug Tigin ben bir ay dört gün oturup yazdım, resimledim.”

 

20. yüzyıl başında Halkbilimi araştırmalarına dayanan yazılar yazan Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Rıza Tevfik, Satı Bey gibi yazarlar, Türk Halkbiliminin gelişmesini büyük ölçüde sağlamışlardır. Bu sayede daha sonra gelen araştırmacı yazarlar atasözlerini, efsaneleri, hikâyeleri, masalları, türkü ve seyahatnameleri bulup ortaya çıkarmış, Türk kültürünün ne kadar zengin bir yapıya sahip olduğunu göstermişlerdir. Bu araştırmalardan ortaya çıkan derlemeler; türkü, taşlama, mani, ağıt v.b. kültürel öğelerimiz Halkbilimcilerin çözümlemeleriyle, dönemsel kültür mozaiğimiz hakkında bilgi edinilmiştir. Halk edebiyatının etnik yapısını oluşturan halk kültürünün çözümlenmesiyle (tahlil edilmesiyle) bölgesel adet ve töreler; evlilik, doğum, ölüm, yardımlaşma, aile birliği, kan bağı, inanç, dil birliği, kıyafet, ağırlama, yeme içme, çocuğun dişi çıkarken hedik yapılması, ölüye yedinci ve kırkıncı gün yemek verilmesi, kız isteme adedi, gelin çıkarken kuşak bağlama adedi, kına yakma adedi, çocuğun erkekliğe ilk adım atışı olarak adlandırılan sünnet adedi, beşik kertme ve berdel, başlık parası, çeyiz hazırlama, asker uğurlama adedi, hacca giderken verilen hacı yemeği, nişan adedi, namus cinayetleri, el sıkışma, sarılarak öpüşme, ölü evinde kadın ve erkeklerin birbirine sarılarak ağlamaları, milli ve dini bayram törenleri, yola gidenin arkasından su dökme adedi, loğusa kadının alnına kırmızı renkte eşarp bağlanması, korkulara, nazarlara karşı muska yazdırılması, nevruz, hıdrellez, kandil kutlamaları, yağmurdan sonra havada görülen çeşitli renklerin adlandırılması, altından geçen erkeğin kız olacağına inanılması gibi hurafeler (bu örnekler çoğaltılabilir) v.b. kültürün Halkbilimine etkisi olduğu anlaşılmıştır.

 

Türk Halkbiliminin temel yapısını oluşturan bu kültürel öğeler aynı zamanda halı, kilim gibi dokumacılık, çanak çömlek üzerinde işlenerek el sanatları ve ibrik, güğüm v.b. bakır işlemeciliği sanatlarında da kendini göstermiştir.

 

Dini inançları kuvvetli olan Türk toplumunda ilahi tarzı şiirlere önem verilir. Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu Mevlit buna örnektir. Peygamber Efendimizin doğumu anlatılır. Türk halk kültüründe önemli bir yer tutar. Bunun yanında insanların umutlarını çalan falcılar, üfürükçüler, kendilerine Hoca diyen cinciler Türk Halkbiliminin birer farçasıdır.

 

Ölü evinde bir kadın, kadınlara sarılarak ağıtlar yakar ve onları ağlatır. Ölü evlerinde bu kadınlara özel ihtiyaç duyulur ve yoksa bile getirtilir. Bu ağıt yakan ve ağlatan kadın Halkbilimi’nde önemli yer tutar. Özellikle Türkmen adetlerinde önemli bir yeri vardır.

 

Saya adedi bugün kalkmış olsa da hala birçok bölgemizde yaşatılmaktadır. Türk Halkbiliminde önemli yer tutan saya gezme adedi, aynı zamanda Anadolu insanının eğlence kültürüne ışık tutar.

 

Türk Halkbiliminin temel yapı taşını oluşturan halkın inançları, giyimleri, oyunları, doğum, düğün, ölüm adetleri, dinsel gelenekleri, müziği, halk deyişleri, atasözleri, edebiyatı, sporları, yemek ve mutfak sanatları, el sanatları, zanaatkar ve ustaları, hurafelere olan inançları, mimarisi milletin ya da bölge insanının her yönüyle tanıtılmasını sağlar. Şunu rahatlıkla diyebiliriz ki, Halkbilimi millet olma duygusunu ortaya çıkaran önemli bir bilimdir.

 

Halkbilimi açısından en zengin bölgelerimiz Doğu Anadolu, Karadeniz ve Eğe Bölgemizdir. Özellikle doğu kültürümüzde Türkmenlerin geleneklerini devam ettirmeleri, töre ve adetleri Halkbilimi araştırmalarında önemli yer tutar. Belirttiğimiz bölgelerimizin geleneklerini, adetlerini hala yaşatıyor olmaları Türk Halkbilimi kültürünü zenginleştiren önemli bir unsurdur. Bu nedenle özellikle Doğu Bölgelerimizden güzel eserler ortaya çıkmaktadır. Batı Bölgelerindeki büyük kentlerde yaşayan insanlar, Doğu kültürünü tanıdıkça hayran kalmakta ve o bölgelere seyahat etmektedirler. Bunu gören film yapımcıları son zamanlarda doğu kültürünü ön plana çıkaran filmleri peş peşe yapmaya başlamışlardır.


Halkbilimciler çözümleme yaparken inançların kökenine ulaşır, milletin ya da bölgesel toplumların yaşamlarının kaynağındaki temel olayları ortaya çıkarırlar. Elde ettikleri bilgileri ilgili diğer bilim dallarıyla paylaşırlar. Halk, kendi kültürel kaynağını bu şekilde öğrenir. Bu kaynağa saygı duyar ve benimser. 

Halkevleri’nin kurulmasıyla Halkbilimi araştırmalarının hızlandığını görüyoruz. Bu dönemde Halkbilimciler geniş araştırma yöntemleriyle birçok kültürel zenginliklerimizi ortaya çıkarmıştır. Türk Halkbilgisi Derneği’nin kurulması, Türk Dil Kurumu’nun da bu araştırmalara destek vermesi Türk kültürün gelişmesini sağlamıştır.

Kaynak:

Arzu Öztürkmen,  Türkiye’de Folklor ve Milliyetçilik, İstanbul 1998, İletişim Yay.
Sedat Veis Örnek, Türk Halkbilimi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1977.
turkcebilgi.com