• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Altay Öktem

Altay ÖKTEM İle Söyleşi (Ortanca Ed. Dergisi)

Altay Öktem ile edebiyat üzerine söyleşi….

Konuşan: Çelebi Öztürk

 

[Mesleği Tıp Doktorluğu olan Altay Öktem, edebiyat eserleriyle de usta bir yazar ve şair olduğunu ispatlamış bir edebiyatçıdır. Okuyucusunu gerek mısraların derinliğine çekerek, gerek romanlarında satırların arasına alarak silkeler! O, bir uyanışın adamıdır!]

Yoğun çalışmalarından zaman ayırarak söyleşi davetimi kabul eden usta yazara çok teşekkür ediyorum.

----------------------------------------

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Altay Öktem, yazıları ve kitaplarıyla belirli bir okuyucu kitlesine ışık olan bir yazardır. Ancak okuyucularımızın sizi daha yakından tanıması için Altay Öktem’i nasıl tanımlayabilirsiniz?

ALTAY ÖKTEM: Sanıyorum tanımlayamam! Zaten kendimi tanımlamayı başarabilsem yazmama gerek kalmazdı. Yazmak bir anlamda kendini tanıma ve tanımlama mücadelesidir. İnsanın kendisiyle didişirken ortaya çıkardığı şeylerdir yazılanlar.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Son çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

ALTAY ÖKTEM: Sanıyorum bu söyleşi yayınlandığında yeni şiir kitabım Dört Kırıtık Opera ve deneme kitabım (yayınevinin deyimiyle 'popüler felsefe' kitabım) Yaram Yanlış Yerde piyasaya çıkmış olacak. Şu anda üzerinde çalıştığım yeni bir romanım var. Onun yayınlanması da bir yılı bulur sanıyorum. Ayrıca Yasakmeyve dergisiyle birlikte verdiğimiz Karakalem'i, genç bir kadroyla birlikte hazırlamaya devam ediyoruz. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Altay Öktem’in hayatında yazar olmasına neden olan önemli bir olay var mıdır?

ALTAY ÖKTEM: Yazarlığım olaysız başladı (dışarıdan nasıl görünüyor bilmiyorum ama) bana göre olaysız devam ediyor. Ama her yazar gibi benim de bilinçaltımda, beni yazmaya iten travmatik bir güç muhakkak vardır.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Altay Öktem, yazı ve kitaplarını yazmaya başlamadan önce ne gibi ön hazırlık yapıyor?

ALTAY ÖKTEM: Edebiyatın farklı türlerinde ürünler verdiğim için, ön hazırlık aşaması da hazırladığım kitaba göre değişiyor doğal olarak. Şiir ya da öykü için bilinçli bir ön hazırlık yapmıyorum. Yaşadığım, okuduğum, izlediğim, kısacası “yaralandığım” ne varsa, yeterince biriktiğinde yazıya, şiire dönüşüyor zaten. Roman için, kurgunun gerektirdiği bir ön hazırlık gerekebiliyor. Kitaplarım içinde beni en çok yoransa “Şeytan Aletleri” adlı fanzin incelemesiydi. İnceleme kitapları için mutlak gereken ön hazırlık aşaması, Şeytan Aletleri'nde üç dört yılımı almıştı.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Yazı ve kitaplarınızın konularını nerelerden seçiyorsunuz?

ALTAY ÖKTEM: Konu seçimi gibi bir kaygım olmadı hiç. İnsanın hayata bakışı çerçevesinde yakınlık duyduğu ya da özellikle uzak durduğu konular, temalar elbette vardır. Önceden konu belirlemek bir yapaylık, bir naylon tadı getiriyor edebiyata. Konu kendini belirliyor zaten. Bana yazmak kalıyor! 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Altay Öktem’in zaafları var mıdır? En itici bulduğunuz ya da en korktuğunuz şeyi söyleyebilir misiniz?

ALTAY ÖKTEM: Elbette her insan gibi benim de zaaflarım vardır; ama zaaflarım şunlardır diye sıralamak çok kolay değil. Ama korku deyince iş değişiyor. En bariz korkularımdan biri, vasat dayanışması içinde olan şairlerle aynı ortamda bulunup edebiyatın yirmi yıl önce gündemde olan sorunlarını tartışmak zorunda kalmak. Kâbus gibi geliyor ama insan ne kadar kaçsa da çok sık karşılaşıyor.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Altay Öktem’in gözüyle yazarlar, öykücüler, şairler nasıl insanlardır?

ALTAY ÖKTEM: Aynı anda hem sıkıcı, hatta kasvetli; hem de eğlenceli, keyifli olabilmeyi becerebilen nadir insanlardır. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Usta bir kalem olarak, şiir yazmak veya yazar olmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz ne olabilir?

ALTAY ÖKTEM: Genelde bu soruya “bol bol okuyun” diye cevap verilir ama unutulmamalıdır ki, okumak kadar yaşamak da önemlidir. Hayat biler insanı. O yüzden, riski göze alıp hayatın her alanına uzanmak gerek.  “Sahici” ürünler ancak bu şekilde yazılabilir. Hayatın uzağında duran ama metinlerle ilişkisi çok güçlü olan yazar modeliyse, çok “sıkı” olan ancak “naylon” kokusu yayan ürünler verebilir.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Neden “Şeytan Aletleri”? Kitabın ismi oldukça ilginç! Bunun özel bir nedeni var mı?

ALTAY ÖKTEM: Bunu kitabın önsözünde açıklamıştım. Fanzinler, müzik demoları, fotokopi afişler... Sistemin orta yerinde yer alan insanlar için gereksiz, anlamsız, boş ve bir o kadar da tehlikeli nesnelerdir. Bir çeşit şeytan aletidir yani. Oysa gerçek, gerçek şeytan aletleri onların cep telefonları, kredi kartları, tahvilleri, kimyasal silahları vb.dir. Gerçek şeytanın kim olduğu da zaten ortada! Kitabın adı bir çeşit eğretilemeden oluşuyor yani.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Aslında Tıp Doktorusunuz. Ancak şiir, yazı, dergi gibi edebiyat çalışmalarıyla daha yakından ilgilendiğiniz gözleniyor. Okuyucularınızın da böyle gözlemlediğinden eminim. Açıklayabilir misiniz?

ALTAY ÖKTEM: Türkiye'de yazarlıkla geçinebilmek pek mümkün olmadığı için, her yazarın, şairin geçimini sağladığı ayrı bir mesleği de vardır. Benim mesleğim de bu. İşin doğrusu, çok severek yaptığım, yazarlığıma, şairliğime de çok katkısı olduğuna inandığım bir meslek hekimlik. Ama hekimlikte kariyer yapmayı, akademik anlamda yükselmeyi hiç düşünmedim. Bu anlamda bütün enerjimi yazarlığa verdim. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK “Filler Çapraz Gider” isimli romanınızdaki konunun kaynağı nedir?

ALTAY ÖKTEM: Filler Çapraz Gider, yaşadığımız çağın getirdiği aynılaşmayı, yalnızlığı, geleceksizliği, hatta isimsizliği vurgulayan bir novella. Bütün erkek kahramanlarının adı Kerim olan bir kısa roman. Kadın kahramanlarınsa hepsi Leman. Bambaşka hayatlar ama başka bir açıdan bakılınca da aynı hayatlar aslında. İlk roman (aslında novella) denememdi bu; yazdığımda yaşım oldukça gençti ama metne giren bütün Kerim'lerle bütün Leman'lar hayatıma da girip çıkmış insanlardı. Kitabı yazdığım dönemde metinlerarası ilişki kavramından henüz haberim yoktu ama kitap metinlerarası ilişki bağlamında ilerliyordu. Açıkçası bugün baktığımda çok güçlü bir roman (ya da novella) olarak görünmüyor ama yazıldığı dönemde yenilik sayılabilecek birçok yazınsal deneyim içermesi açısından da çok farklı özellikler taşıyan bir kitap.

ÇELEBİ ÖZTÜRKİnsan sevdiklerini özler. Ancak siz kendinizi, “Hiç kimseyi özleyecek kadar çok sevmiyorum kendimi” diye tanımlıyorsunuz. Bunu açar mısınız? Sanırım okuyucularımız da benim gibi merakla bu cevabı bekliyordur.

ALTAY ÖKTEM: Özlem, bir insanın sahip olabileceği en bencilce duygudur. Aslına bakarsanız, hiç kimse ne bir şehri, ne bir insanı, ne de geçmişi özlemez. Bir şehirde, bir insanda ya da geçmişte yaşadıklarını, kendi “ben”ini özler. Aşkta da aynı şey geçerlidir. Karşındaki insanı değil, o insanla birlikte olduğun dönemdeki “kendi”ni özlersin. Açıkçası özlemek bencilliğin en üst noktasıdır. O sözle bu gerçeği vurgulamak istedim. Başkalarını özlemek, insanın onları değil, kendini çok sevmesiyle ilgili bir durum.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Kenar kültürü içinde yetişmiş olmak, şair ve yazar üzerinde ne gibi etki yapıyor?

ALTAY ÖKTEM: Kenar kültür derken, merkezin dışında durmayı becerebilen her türlü oluşumu kastediyorum. Şair ya da yazar merkezden beslenemez; sıradanlaşır ve sürünün katılımcısı olur sadece. Ha, bestseller kitaplar falan yazabilir mesela; ama bu bile onu sürünün küçük bir parçası olmaktan kurtaramaz. Edebiyat, kenarda kalan kültürlerin yayılım ve etkileşim alanındadır. Diğerleri okur için de, yazar için de mastürbatif bir çabadır sadece.  

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Sizce, bugün yayınlanan edebiyat dergileri bu alanda faydalı mıdır? Yayınlanan yazıları kaliteli ve eğitici nitelikte buluyor musunuz?

ALTAY ÖKTEM: “Kalite” kavramı çok muğlak her şeyden önce. Kalite derken, kalitenin ne olduğu konusunda uzlaşmak gerek ki, bu da göründüğü kadar kolay değil. “Eğitici” daha net, anlamı açısından uzlaşıya daha müsait bir kavram. Şu kadarını söyleyeyim: edebiyat dergilerinde yayınlanan, toplumun genel “kalite” anlayışına uymayan yazıları seviyorum. Son dönemlerde onların çoğalıyor olmasını görmek de beni sevindiriyor. Eğiticiliğe ise değinmek bile istemiyorum. Eğitici olan her şeyden köşe bucak kaçıyorum çünkü. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Bana görü ülkemizde yazar ve şair olmak, çöplükten ekmek toplayan, çocuğunu hastaneye götüremeyen insanların acısını paylaşmak ve bu ülke insanının acılarını, hüzün ve gözyaşlarını anlamak ve yaşamak demektir. Sizce de toplumu görmezden gelen yazar ve şair olabilir mi?

ALTAY ÖKTEM: Elbette olabilir. Yazar ya da şair olmak, bir sosyal hizmet görevlisi olarak çalışmak olmadığı gibi, duyarlık da tamamen kişiye özgü bir duygudur. Kimisi çocuğunu hastaneye götüremeyen bir insanın acısını içinde hisseder ve duyarlığına ivme kazandıran bu durum sayesinde müthiş bir şiir yazabilir. Kimisi kendi içinde çok daha bireysel sayılabilecek başka çelişkilerle boğuşuyordur ve bu boğuşmanın izleri onda bambaşka bir yaratıcılığı harekete geçirebilir. Ben edebiyatçının belli sınırların içine hapsedilmesini ve toplum tarafından görevlendirilmiş bir elçi olmasını, kendi adıma kabullenemiyorum. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK:Birçok yayınevi var. Her türlü kitap yayınlanıyor. Ancak şiir kitaplarını satılmadığı gerekçesiyle yayınlamıyorlar. Şiir kitapları ülkemizde okunmuyor ve satılmıyor. Bunun nedenleri sizce nedir?

ALTAY ÖKTEM: Şiir, her dönemde özel bir okura hitap eden ve çok az izleyicisi olan bir sanat dalı olmuştur. Şiirin (bir üst-dil olduğu düşüncesi de yanlış) bir dış-dil olmasından kaynaklanıyor bu. Dönem dönem bazı şiirlerin ve şairlerin kitlelere malolması, şiir dışı nedenlere bağlıdır yalnızca. Toplumsal hareketlerin yoğun olduğu dönemlerde kitleleri harekete geçirebilecek şiirlerin çok okunması ya da belli tarikatlara bağlı şairlerin o tarikatlara bağlı olanlar tarafından takip edilmesi gibi gerçekleri şiir adına bir kazanım olarak kabul edemeyiz elbette. Elbette buna, günümüzde gençlerin kitap okumaktan uzaklaşmasını ve internet kullanımının artmasını da ekleyebiliriz. Şiir kitabının çok satması zaten beklenen bir şey değildir ama bu tür yan etkilerle satışların daha gerilediği de bir gerçek. Buna rağmen, satış kaygısı gütmeden şiir kitabı yayınlamayı inatla sürdüren birçok yayınevi var ve nicelik olarak bakarsak, yayınlanan şiir kitapları sayısı yıldan yıla belirgin biçimde artıyor. Asıl sorun az kitap yayınlanması ya da yayınlanan kitapların az satmasından çok, yazılan şiirlerde nitelik olarak ciddi bir düşüşün olması. Yeni yetişmekte olan şiir okurunu da olumsuz etkileyip şiirden uzaklaştıran önemli bir tehlike bu. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Ülkemizde insanların sanatsal yönleri yerine, fiziki görünüşleri itibariyle veya aykırı davranışları nedeniyle meşhur oldukları görülüyor. Bunun pek çok örnekleri var. Bunda yazarlarımızın, şairlerimizin ve diğer sanatçılarımızın sorumluluğu olduğuna inanıyor musunuz? Yoksa arz talep meselesi olarak mı görüyorsunuz?

ALTAY ÖKTEM: Öncelikle şu konuda hemfikir olmak gerek. Sanat, meşhur olmanın bir yolu değildir. Yaşadığı dönemde meşhur olan bir Kafka ya da Reşat Nuri kulağa bile tuhaf geliyor. Önemli olan üründür ve bir yazarın yazdıklarının kalıcılığı, zamana direnmesi ve yıllar, yüzyıllar sonra bile hayatı anlamada ve açımlamada bir anahtar olarak kullanabileceğimiz verilere sahip olmasıyla ilgilidir. Ama yazar, yaşadığı dönemde de edebiyatçılar ve okurlar tarafından sevilebilir, saygı görebilir; yani dar bir alanda tanınan bir kişi olabilir. Elbette bu anlamdaki popülerliliğin bir sakıncası yok, hatta çok da olumlu bir şey bu. Fiziki görünüşler ya da aykırı davranışlar ise magazinel anlamda ilgi çekici özelliklerdir ve bur tür kişilere geçici bir meşhurluk getirebilir. Eh, bu da doğal bir şey. Böyle bir popülerliğe ilgi duyup onun alıcısı olan kişiler varsa, bu yöntemleri kullanarak popüler olmaya çalışanlar da olacaktır. Bize ne!

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Dünya Edebiyatı ile Türk Edebiyatını karşılaştırdığımız zaman, yerini nasıl görüyorsunuz? Türk Edebiyatının geleceğinden ümitli misiniz?

ALTAY ÖKTEM: Türk edebiyatı, hem kendine özgü özellikleri olan, hem de dünya edebiyatıyla boy ölçüşebilecek denli güçlü bir edebiyat bence. Türkiye'nin siyasi ve ekonomik koşulları nedeniyle dünya ülkeleri arasında “geri bıraktırılmış” bir durumda olması ve Türkçenin yaygın bir dil olmamasından kaynaklanan çeviri sorunları nedeniyle, Türk edebiyatı dünya edebiyatı içinde pek tanınmayan, kapalı bir edebiyat olarak kaldı hep. Ama son yıllarda bunun yavaş yavaş aşılmaya başladığını, yabancı ülkelerle doğrudan bağlantısı olan veya üzerine yüklenen belli angajmanları kabullenen yazarların kitaplarının rahatlıkla yabancı dillere çevrildiğini görüyoruz. Zaman içersinde, gerçekten de Türk edebiyatını temsil edecek niteliğe sahip kitaplar da çevrilmeye başlanacak bence. 

ÇELEBİ ÖZTÜRK:  Üstadım, söyleşiye zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.

ALTAY ÖKTEM: Ben teşekkür ederim.