• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/celebi.ozturk.9
Site Haritası
ŞİİR KLİBİ
 
               ÇELEBİ ÖZTÜRKRESMİ WEB SİTE    
                                                                           

   

Lütfi Şenocak ile röportaj

DEMOKRATİK SENDİKALAR KONFEDERASYONU (DESK) VE

DİN-BİR-SEN GENEL BAŞKANI LÜTFİ ŞENOCAK İLE RÖPORTAJ

       Diyanet İş Kolunda sendikal faaliyette bulunan 13 sendika var. Sendikalar kendi aralarında anlaşma sağlayamadıkları gibi, üyeleri arasında da çeşitli anlaşmazlıklar olduğu iddia ediliyor. Sendikalardan kimi camiada boşluk olduğunu düşünüyor, kimi hükümete yakın duruyor, kimi başka fikir ve düşünce aksiyonlarına yakın. Hiç şüphe yok ki bu sendikaların tamamı ‘en iyi olduklarını’ iddia ediyorlar. Bu sendikalardan biri var ki Hükümeti desteklerken, aynı zamanda eleştirmekten de çekinmedi. Yine diyanet’i hem kurumsal olarak hem de hizmet bazında desteklerken, hiç çekinmeden en çok eleştiren sendikalardan biri. Gündemi takip eden, basın açıklamalarıyla gündeme damgasını vuran bir sendika. Evet, Özerk Diyanet Vakıf Çalışanları Birliği Sendikasından söz ediyoruz. Genel Başkan Lütfi Şenocak ile sizler için dobra dobra bir söyleşi yaptık. DESK ve Din-Bir-Sen ile ilgili bilinmeyenler ve merak ettiğiniz her şey bu söyleşide var.

       Haber2000.com için bu söyleşiyi araştırmacı yazar Çelebi Öztürk hazırladı. Buyurun DESK ve DİN-BİR-SEN’i birlikte tanıyalım.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Sayın Başkan, Lütfi Şenocak kim? Okuyucularımız için kendinizi tanıtır mısınız?

GENEL BAŞKAN: Tabii memnuniyetle. 1964 yılında Samsun İlinin 19 Mayıs İlçesine bağlı Engiz Köyü’nde dünyaya geldim. İlkokulu köyümde okudum. Hafızlığımı, babam Kamil Şenocak Hocaefendi’den ikmal ettim. İstanbul, Fatih İlçesinde İsmail Ağa’da Arapça eğitimi aldım. Ortaokul ve lise eğitimini ise Bafra İmam-Hatip Lisesi’nde tamamladım. Daha sonra Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesinde Yönetim ve Organizasyon bölümünde okudum. Ardından İlahiyat Fakültesi Ön Lisans Bölümünü bitirdim. 1987 yılında Samsun’da Kur’an Kursu öğretmenliğine başladım. 23 yıl bu görevi başarıyla sürdürdüm. Allah’a şükür yüzlerce hafız, binlerce öğrenci yetiştirdim.

       Öğrencilik yıllarımda başlayan teşkilat ve sivil toplum çalışmalarında hep aktif görevlerde bulundum. 2001 yılında kurulan Din-Bir-Sen’in Samsun ilindeki kurucuları arasında yer aldım. Sendikal çalışmalarıma Memur-Sen İl Başkanı olarak 2005 yılına kadar Samsun’da devam ettim. 2005 yılı Şubat ayında Ankara’ya gelerek Diyanet-Sen Genel Merkez Yönetim Kurulunda görev aldım. 2009 yılında bir gurup arkadaşımızla birlikte Din-Bir-Sen’i yeniden kurarak ülke genelinde teşkilat çalışmalarına başladım. 2010 yılında DESK (Demokratik Sendikalar Konfederasyonu)’in kurulmasına öncülük ettim. Çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış yazılarım vardır. Teveccüh gösterip şahsımla yapılan röportajlar yayınlandı. Bugüne kadar çok sayıda konferans, panel ve sempozyum gibi salon toplantılarına hatip ve panelist olarak katıldım. Sayısız televizyon programına konuşmacı olarak katılarak çeşitli konularda görüşlerimizi açıklama fırsatı buldum. Çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından acizane ödüle layık görüldüm. Halen Demokratik Sendikalar Konfederasyonu (DESK) ve DİN-BİR-SEN Genel Başkanlığı görevlerini yürütmekteyim.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Demokratik Sendikalar Konfederasyonu (DESK)’ndan söz ettiniz. Ne zaman ve hangi nedenle kuruldu?  Açıklar mısınız?

GENEL BAŞKAN: Demokratik Sendikalar Konfederasyonu (DESK), sendikal ayrıştırmayı değil bütünleştirmeyi prensip edinen bir konfederasyondur. Çalışanların gür sesi olmak için 13 Nisan 2010 yılında kuruluşunu tamamlamıştır.

Sendikacılıkta bireysel hak ve özgürlüklerden, sendikal örgütlenme ve sosyal-siyasi haklara kadar her alanda ilerlemenin yaşanacağı, bütün bunların çalışanlar için yapılacağı yeni bir dönemi başlatmak için yola çıktık.

       Slogan değil çözüm üreten, günü kurtarma politikaları değil sorun çözen, çalışanları haklarıyla buluşturan Demokratik Sendikalar Konfederasyonu (DESK), ülkemiz sendikacılığına yön verecek, Türkiye'de sivil inisiyatifi harekete geçirerek, çalışanların sorunlarını her ortamda gündemde tutarak, kamu çalışanlarının ve toplumun sesi olmak amacıyla sendikacılıkta değişim hareketini başlattı. 

       DESK'in tanıtım toplantısını Ankara’da yaptık. Türk sendikacılığının ve çalışanların yaşam standartlarının korunması ve geliştirilmesi, çalışma hayatında adalet ve eşitliğin sağlanması, çalışma koşullarının iyileştirilmesi amacıyla yola çıktık.

       Son 20 yılı aşan zaman diliminde sendikacılığın krize girdiğini ve sendikal harekette değişim ve yenileşme ihtiyacının önemli bir tartışma konusu haline geldiğini gördük. İlgi toplumunun temellerinin atıldığı son yıllarda sendikal hareketin içinde bulunduğu krizin farkında olan kamu çalışanları, bu çöküşe engel olmak için gerekli mücadeleyi DESK ile başlatmıştır. Çalışma hayatında tekrar çalışanların tarafı olarak inisiyatifi ele almak gerektiğini gören konfederasyonumuz, 6 sendikanın bir araya gelmesiyle 13 Nisan'da kuruluşunu gerçekleştirerek yepyeni bir heyecanla çalışmalarına başlamıştır. Sendikal ayrıştırmayı değil, bütünleştirmeyi prensip edinen konfederasyonumuz, çalışanların gür sesi olmak için çalışmalarını sürdürmektedir.  

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Sayın Başkan, çalışma hayatında öncelikle çözülmesi gereken sorun var mı? Hükümetin 2016 ve 2017 yılları için teklif etmiş olduğu zam hakkında ne düşünüyorsunuz? 13 yıllı AK Parti hükümetlerinde kamu çalışanlarına verilen yüzdelik zam oranlarına baktığımız zaman, kamu çalışanlarının durumu hep iyi olarak gösterildi. Düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

GENEL BAŞKAN: Büyük sorunlar var. Mobbing gibi bela bir sorun var. İşyeri ve ağır çalışma koşullarından kaynaklanan, fazla mesaiden kaynaklanan sorunlar var. Hükümet, tecrübesiz ve niteliksiz yandaş memurları amir yaptı. Bunlar ciddi sorunlar. Çözülmeyi bekleyen sorunlar.

       Demokratik Sendikalar Konfederasyonu olarak, öncelikli sorunların tespit edilerek masaya yatırılmasından yanayız. Bu sorunlar mutlaka çözülmelidir. Kamu çalışanlarının ve emeklilerinin sorunları masadan kaçırılırsa haktan ve adaletten söz edilemez. Çözüm, tespit edilen sorunlar için üretilir. Eğer bir yerde çözüm yoksa, sorun da yok demektir. Hükümet, çalışma sektörünü sorunsuz gibi göstermeye çalışıyor.

       Kamu çalışanları ve özellikle memur emeklileri perişan. Ekonomik sıkıntı yaşıyorlar. Enflasyonun altında eziliyorlar. Bunların görülmesi gerekiyor. Maalesef hükümet bunları görmekten aciz. Hükümet büyük bir zafiyet içerisindedir. Devleti yönetenler sadece kendi sorunlarına çözüm aramak için uğraşıyorlar, çiftçiyi, köylüyü, esnafı, memuru, emekliyi, işçiyi düşündükleri yok. Demokratik Sendikalar Konfederasyonu olarak bu hükümet ve yetkili sendika olan Memur-Sen’le kamu çalışanlarının ve emeklilerimizin problemlerinin çözülebileceğine inanmıyoruz. Kamu çalışanlarının durumu hiçbir zaman iyi olmadı. Her yıl daha da kötü oldu. Maaşlar eridi ve enflasyon karşısında geriledi. Hükümet istediği zaman istediği sınıfa dikkat çekici zam yapabiliyor. Mesela hakim ve savcılara seyyanen yapılan zam çok düşündürücüdür! Herkes gibi bizde hâkim ve savcılara rüşvet mi, veriliyor diye düşündük. Hükümet, imtiyazlı memur sınıfı meydana getirmiştir. 657 Sayılı Kanuna tabii çalışan memurlar açısından son derece vahim ve üzüntü verici. Bizim, hükümete inancımız kalmadı.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Konfederasyon olarak kamu çalışanlarına grev hakkı verilmesi konusundaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

GENEL BAŞKAN: DESK, "grevsiz toplu sözleşme hakkı"nı isteyen bir konfederasyondur. Toplu sözleşme hakkı, grev hakkıyla bir bütündür. Grevsiz toplu sözleşme hakkının bir anlam taşımadığını biliyoruz. Grev hakkımız anayasal güvenceye alınmadığı gibi, barışçıl bir çözüm yolu olan Uzlaştırma Kurulu kararına kesinlik atfedilerek grev hakkımız fiilen engellenmektedir. Kamu çalışanlarına grevli toplu sözleşme hakkının verilmesinin dışında memura siyaset yasağının kaldırılması, evrensel standartlarda sivil ve demokratik bir Anayasa’nın yapılması konularını da önemsiyoruz.  Sendikacılığın kavga ve yıkım aracı olarak değil, uzlaşı ve çözüm aracı olarak değerlendirmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'nin sorunlarını masa başında çözmeye ihtiyacı var.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Peki, düşünce özgürlüğü, etnik, dini ve kültürel sorunların nasıl çözüleceğini düşünüyorsunuz?

GENEL BAŞKAN: Düşüncenin önündeki engellerin kaldırılması gerektiğini, bu ülkenin düşünen insanların birikimlerine ihtiyacı olduğunu söylüyoruz. Türkiye'deki etnik, dini ve kültürel sorunlar başta olmak üzere her sorunun demokratik temelde çözüme kavuşturulması gerektiğine inanıyoruz. DESK olarak elimizi taşın altına koyduk. Türkiye'nin konuşmaya, görüşmeye ve her türlü düşünceyi özgürce söyleyecek, tartışacak, ama şiddete başvurmadan çözmeye ihtiyacı olduğunu net bir şekilde ifade ediyoruz. Bu noktada Türkiye'nin bütün kesimlerini kucaklayan, kaynaştıran ve demokratikleşmesini sağlamayı hedefleyen her türlü sivil toplum örgütüyle ortak çalışmaya hazırız.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Türkiye’de sendikacılık tarihini incelediğimiz zaman, sendikaların ciddi problemler yaşadığını görüyoruz. Bugün itibariyle sendikacılık alanında problem olduğunu düşünüyor musunuz?

GENEL BAŞKAN: Evet. Türkiye’de bütün hükümetler sendikalara karşı tavırlı olmuştur. Sendika yönetimlerini saflarına çekerek çalışma hayatında hiç sorun yokmuş gibi göstermeye çalışmışlardır. Hükümetler kendilerini kurtarmak için sendika yönetimleriyle dirsek temasında bulunmuşlardır. Bugünde aynı şeyleri görüyoruz.

       Çalışanların yanı sıra sendikaların da ciddi sorunları var.  Toplu Sözleşme görüşmelerinde çalışanı hatırlayan, memura hizmeti, aidata göre değerlendiren bir sendikacılık anlayışı, sendikaların yönetimine egemen olmuştur. Türkiye'de sendikaların sahip olduğu iktidar yanlısı ve bürokratik yapılanmalar, sendikaları birer derneğe dönüştürmüş, sendikaları çalışanları örgütleyen unsur olmaktan çok, zamanı geldiğinde toplu görüşmeler katılan, hukuk danışmanlığı yapan, iş bulan kurumlar haline getirmiştir. Sendikacılık sadece talep müessesesi değildir. Sendikacılıkta asıl olan lafın cilası değil, mücadeledir. Sendikaların varlık nedeni, toplumsal iyiyi aramak ve ona katkı yapmaktır.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Sayın Başkan, sendikacılık meşakkâtli ve özveri isteyen bir uğraşı. Rakipleriniz olur. Ağır eleştirilerde bulunurlar, iftira atarlar, sizi toplum nazarında küçültmek için her şeyi yaparlar. Şunu sormak istiyorum: Sizin hangi siyasi yelpazeden geldiğiniz biliniyor. Sizin için “davaya ihanet etti” deniyor. Bunlara ne diyeceksiniz?

GENEL BAŞKAN: Hangi davaya? Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi her insanın kalbinde bir sevdiği vardır. Sempati duyduğu bir parti, bir lider vardır. Bana bu iftirayı pervasızca atanlar dönüp kendilerine baksınlar. Geçmişte içinde olduğum davada kimler kaldı? Yuvayı terk edenlerin bugün nerelerde ve hangi makamlarda olduklarına bir bakınız. Biz dün hangi çizgide isek bugünde aynı çizgideyiz. Bir değişiklik yok. Aynı yuvada aynı havayı teneffüs ediyoruz. Biz, Milli Görüş gömleğini bir defa giydik. Ne zaman Hakk’ın rahmetine kavuşursak o zaman Milli Görüş gömleği bu bedenden çıkar.

       Davadan kasıt, Diyanet-Sen’den ayrılmam ise bunun nedenleri vardır. Bir sendikacı olarak önceliğim insandır. Bize inanan, bize güvenen ve yanımızda yer alan diyanet teşkilatı mensuplarının haklarını korumak, hukukunu gözetmek için yol ayrımına gelinmiş ise bunda en büyük etken sendikal amaca yönelik çalışmaların artık yapılamayacak noktaya gelmesidir.

Dolayısıyla bugün benim için ‘davaya ihanet etti’ diye iftira atanların kime ihanet ettiklerini diyanet teşkilatı çok iyi biliyor. Hatta 2,5 milyon memur biliyor.  Şahsımı rencide etmek, sendikayı karalamak amacıyla kasıtlı olarak yapılan söylentilerdir.

       Diyanet-Sen’de hür irademizle sesimizi gür çıkaramayacağımızı anladık. Haklının yanında, hiç kimseyi ötekileştirmeden, bütün kurumlara, siyasetçilere eşit mesafede durarak çalışamayacağımızı anladık. Arkadaşlarımızla birlikte ayrıldık. Vesayetçi ve sarı sendika olmadık. Kimseye yalan söylemiyoruz. Bu nedenle Din-Bir-Sen var.

ÇELEBİ ÖZTÜRK:Din-Bir-Sen nasıl kuruldu? Anlatır mısınız?

GENEL BAŞKAN: Kısır tartışmalarla gündemdeki gelişmelerin ıskalandığı, içe kapanık, geçmişe takılan, ancak gelişmelerden ve teknolojiden korkan ve uzak kalmak isteyen, sivil inisiyatifin muma döndüğü, çalışanlarımızın sorunlarının görülemediği, güçlü düşünce ve fikir kadrolarının kendini kapattığı ve kendi iradeleriyle konuşamadığı bir dönemde,

       Diyanet ve vakıf çalışanlarının sorunlarına karşı yeni kimlik ve yeni bir imaj getirerek, daha güçlü, söz ve karar sahibi ve ortak eylem arkadaşı, çok çalışanın daha çok kazanacağı bir diyanet düşüncesiyle,

       Din eğitiminin önündeki tüm engellerin kaldırılması; buna, yeterli bilgi ve beceriye sahip olmayan din görevlileri de dâhil olmak üzere din eğitiminin yeni ve daha güçlü ve daha zengin öğretilerle öğretilmesi düşüncesiyle,

       Sendikal hayata yön vermek, çalışma alanında sendikayı aktifleştirmek, çalışma hayatında bir değişim hareketi başlatmak, kendi dinamikleriyle başarıyı yakalayan bir sendika olmak, diyanet çalışanlarıyla bir bütün olarak başarıya ortak imza atmak, din görevlilerinin her alanda başarılı olabileceğini göstermek amaç ve düşüncesiyle,

       Ülkemizde gerilemeye yüz tutan sendika sayısını artırmak için değil, nicelik ve nitelik yönünden sendikal hareketlere katkı sağlamak, mazlumların ve mağdurların yanında yer almak, sadece diyanet iş kolunda çalışanların değil, toplumun bütünü kapsayan bir hareket olmak amaç ve düşüncesiyle,

       Özellikle diyanet teşkilatında emeğin hor görüldüğü, güçlü olanın sözünün geçtiği, sessizlerin ezildiği, hakkın her geçen gün biraz daha sömürülerek mazlumların mağdur edildiği, insanca yaşama onurunun göz ardı edildiği bir dönemde Hakk’tan yana olmak ve haklının yanında yer almak için,

       Yeni düşünce, yeni fikir ve yeni bir hareket tarzı olarak ideolojiye hizmet etmeyen, insan merkezli bir sendikal anlayışın benimsendiği yeni bir hareket olarak, sendikacılığı kendi çıkarları için kullananların ağalığına son vermek için, kendi yandaşlarına ve şakşakçılara yapılan kayırmacılık düzenine son vermek için Din-Bir-Sen kurulmuştur.

ÇELEBİ ÖZTÜRK:Din-Bir-Sen dendiğinde ne anlamalıyız?

GENEL BAŞKAN: İslami değerlerin ve medeniyetin yeniden inşası için çalışan, sorun değil çözüm üreten, çatışmadan yana değil, istişareye açık, ikna yoluyla hareket eden, sendikacılığı üyelerine ve insanlığa hizmet aracı olarak kullanan, üyelerine hizmet etmeyi şiar edinmiş, atılım ve açılım ama asla geleneklerini reddetmeyen, haksızlık karşısında susmayan, mazlumun ve mağdurun hakkını arayan, mazlumun ve mağdurun yanında yer alan, söylemlerinin arkasında duran, değişen şartlara göre söylemlerini değiştirmeyen, ben değil, biz ruhuna inanan bir sendika… İşte Din-Bir-Sen böyle bir sendikadır.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Türkiye’de sendikal faaliyette bulunan diğer sendikalar için ne düşünüyorsunuz?

GENEL BAŞKAN: Her sendikanın bir yol haritası vardır. Söylemlerine baktığınız zaman bu yol haritasına göre mesaj verdiklerini görürsünüz. Bu nedenle hiçbir sendikayı rencide etmek, küçük düşürmek, aşağılamak gibi bir düşüncemiz yok, olamazda. Biz, hiçbir sendikayı kendimize rakip olarak görmüyoruz. Biz, kendimize bakıyoruz. Diğer sendikaların da yolu açık olsun, diyoruz. Ancak koltuk için ve diyanet’in gül yüzlü çalışanlarını müşteri gibi görmeden hizmet üretmelerini temenni ediyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK:Son zamanlarda Diyanet’in üzerine çok gidildi. Diyanet kutuplaştırıyor mu, ne düşünüyorsunuz?

GENEL BAŞKAN: Maalesef diyanet siyasi çekişmenin içine çekilmeye çalışıldı. Bunu doğru bulmuyoruz. Bu konuyla ilgili basın açıklamamızı yaparak diyanet’e sahip çıktık.Diyanet’in birleştirici, bütünleştirici, yardımlaşma, kardeşlik ve hoşgörü gibi unsurları bünyesinde toplayan bir özelliği var. Bu özelliği, milletin barış ve kardeşlik duyguları içinde yaşamasına vesile olur. Allah (c.c.)’ın emirleri, Peygamber (s.a.v.)’in sünneti seniyesinde buluşturmak diyanet’in görevidir. Bu görevi yerine getirirken mezheplere bakmaz. Bütün mezhepleri kendi iç dinamikleri çerçevesinde değerlendirerek hizmet etmesi gerekir. Din-Bir-Sen olarak buna inanıyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Diyanet İşleri Başkanlığı rotasyonu 2016 yılına kadar askıya aldığını duyurdu. Toplu Sözleşme görüşmeleri sırasında da yetkili sendika olan Memur-Sen Sayın Başbakanla bir görüşme yaptı. Bu görüşmede rotasyonun tamamen kaldırıldığı söylendi. Bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

GENEL BAŞKAN: DESK ve Din-Bir-Sen olarak, rotasyon daha başlamadan önce bazı endişelerimiz nedeniyle karşı olduğumuzu belirttik. Bunlar; rotasyonun müftüler aracılığıyla yapılacak olması, barınma probleminin ortaya çıkacak olması, din görevlisinin motivasyonunun bozulacak olması, kayırmacılık yapılacak olması ve buna benzer endişelerdi. Nitekim rotasyon daha uygulanmaya başlar başlamaz endişelerimizde haklı olduğumuz ortaya çıktı. Hatırlanacağı gibi bir din görevlisi intihar etmek suretiyle hayatına son verirken, başka bir din görevlisi kendini yakmaya kalktı.

       Geldiğimiz nokta, üzerinde çok iyi düşünülmesi gereken sonuçlar doğurmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın uygulamaya koyduğu rotasyon korku ve endişeye neden olmuştur. Diyanet, rotasyon uygulamasına başlamadan önce din görevlilerinin motivasyonunu sağlamalıydı. Endişeleri, korku ve tereddütleri gidermeliydi.

       Adil ve hakkaniyetle yapılmayan, bazı kriterlerin göz ardı edilerek yapılan rotasyon kuruma karşı güveni azaltır, din görevlilerinde korku ve endişeye neden olur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca başlatılan rotasyon uygulamasının bugünkü geldiği nokta budur.

       Daha önce yapılan bir röportajda da belirtmiştim: Halen rotasyon beklentisi içinde olan din görevlileri endişelidir. Diyanet, din görevlilerini huzursuz ederek görevlerini yapamaz hâle getirmiştir. Bu durumda din görevlilerinin verimli olması beklenemez. Din görevlilerinin okuyan çocukları uyum problemi yaşayacak. Eğitimlerinde başarısız olacaklar. Ev bulma telaşı, yeni yerinde kendisini neyin beklediğini bilememe endişesi din görevlisini verimsiz yapacak. Dolayısıyla rotasyon konusunda bugün gelinen nokta iç açıcı değil. Sendikamıza çok sayıda şikâyet geliyor. Basına yansıyan haberler ve sendikamıza gelen şikâyetlerden de anlaşılacağı üzere endişelerimizde haklı çıktık.

       Rotasyonun askıya alınması, daha sonra da Memur-Sen ile Sayın Başbakan’ın görüşmesi sırasında tamamen kaldırıldığının açıklanmasını manidar buluyoruz. Rotasyon başladığından itibaren Memur-Sen üyeleri mağdur edilmedi ve mağdur olmadı. Diğer sendikaların üyeleri mağdur edildiler. Rotasyonun tamamen kaldırılması söylemi resmi değil. Sayın Başbakan böyle bir şey söylemiş. Konuyla ilgili düzenleme yapılması gerekiyor. Diyanet personelini kandırıyorlar. Erken seçim gündemdeyken hem hükümet din görevlilerine çalım atıyor, hem de Memur-Sen’in yıldızını parlatmaya çalışıyorlar. Rotasyonda yeni bir düzenleme yapıldığı takdirde, daha önce rotasyona uğrayarak mağdur edilen din görevlilerinin bu mağduriyetleri giderilecek mi? Rotasyonun kaldırıldığına dair bir düzenleme yapılsın, o zaman rotasyon kaldırıldı deriz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK:İslam coğrafyasında tam bir kaos havası var. Bunun nedenleri sizce nedir. Bu kaosun barış ortamına dönmesi mümkün mü?

GENEL BAŞKAN: Coğrafyamızda emperyalist güçlerin İslam kardeşliğini bozmaya yönelik oyunları hız kazandı. Bunun ekonomik, sosyolojik ve siyasi nedenleri var. Suriye ve Irak’ta meydana gelen çatışmalar bölgemizin güvenliğini tehdit ediyor. Bunlar İslam âleminin birliğine ve kutsal dinimize zarar veriyor.

       İslam devletleri; kardeşliği, barışı ve birliği bozmaya yönelik bu eylemlere karşı uyanık olmalı ve bu oyunlara gelmemelidir. İslam coğrafyasında Alevi ve Sünni vatandaşlar arasında ilelebet sürecek bir düşmanlığın tohumları atılmak üzeredir. Buna dur denilmesi gerekiyor.

İslam coğrafyasında kaosun durdurulması mümkündür. Barış sağlanabilir. Müslümanların barış ortamında, huzurlu ve güven içinde yaşamaları sağlanabilir. İslam coğrafyasındaki tüm olumsuzlukların giderilmesi ve birliğin, beraberliğin, İslam kardeşliğinin ve hoşgörünün yerini alması için İslam Birliği’nin kurulması gerekiyor. Bölgede akan kanı ancak İslam Birliği durdurabilir.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Diyanet camiasında çözülemeyen sorunlar Din-Bir-Sen’i endişelendiriyor mu?

GENEL BAŞKAN: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatlarında görev yapan personelin özlük hakları, sosyal haklar, rotasyon, kadro talepleri v.b. gibi çözüm bekleyen pek çok sorun var.  Bu sorunlar zamanla tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Sendika olarak gözlemlerimizi açıklıyoruz. Görüştüğümüz din görevlileri, camiada haksızlığın, hukuksuzluğun, kayırmacılığın artış gösterdiğini söylüyorlar. Bunun da kendilerinde rahatsızlığa neden olduğunu, görevleriyle ilgili pek çok sorun olduğunu ancak çözüm bulunamadığını, belirtiyorlar. Bu nedenle mutsuz olduklarını, bunun da ileride psikolojik rahatsızlıklara yol açacağı endişesi içinde olduklarını söylüyorlar.

       Din Bir-Sen olarak, camiada rahatsızlık yaratan konuları basın açıklamalarıyla duyurmuştuk. Ancak bu meselelerin çözüme kavuşturulamaması nedeniyle gerek idari hizmetlerde çalışan gerek din hizmetlerini yürüten personel başta olmak üzere ailelerini olumsuz etkiliyor. Diyanet camiasında görev yapan herkes adil yönetim istiyor. Görev mahallindeki güvenlik sorunu, farklı ücret politikası, rotasyondaki kayırmacılık gibi sorunlar huzursuzluk, korku, endişe ve tedirginlik meydana getiriyor. Bunlar aile içinde de bir takım problemlerin ortaya çıkmasına neden oluyor.

       Diyanet camiası, mevcut yasalar, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile teminat altına alınmış olan insanca yaşamak hakkı, iş güvenliği hakkı, çalışma hakkı, ailenin ve sosyal hayatın korunmasına yönelik bazı hakların uygulanmasını istiyorlar. Diyanet personelinin içinde bulunduğu durum vahimdir. İş barışı ve huzurun sağlanması, işe uyumun, motivasyonun ve personel memnuniyetinin sağlanması yasal zorunluluktur. Din Bir-Sen olarak bu konularda iyileştirme çalışmalarının biran önce yapılmasını istiyoruz. Bu sorunlar camiada sıkıntıya neden oluyor. Sendika olarak diyanet camiasındaki sosyal sorunları sıkça gündeme getirmemizin nedenleri bunlardır.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Basın açıklamalarınıza baktığımız zaman diyanet’i hem destekliyor, hem de eleştiriyorsunuz. Neden?

GENEL BAŞKAN: Din-Bir-Sen olarak, devletin kurum ve kuruluşlarına önyargılı olarak yaklaşmıyoruz. Hiçbir kurum art niyetli hareket etmediği gibi, Din-Bir-Sen olarak bizde hiçbir kuruma karşı art niyetli değiliz. Yapılan çalışmaların sağladığı faydaya, toplumsal gerçekliğine, milletimizin öz kültürüne uygun olup olmadığına, diyanet camiasında hizmet edenlerin sorunlarını çözüp çözmediğine bakıyoruz. Dolayısıyla sorunuzu bu çerçevede değerlendirecek olursak şöyle cevaplayabiliriz; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın gerek toplumsal gerek çalışanlarına yönelik olumlu çalışmaları var. Takdirle karşıladığımız olumlu hizmetleri alkışlıyoruz.

       Bunun yanında diyanet’in dışa kapalı olmasını eleştiriyoruz. Bize göre diyanet şeffaf değil. Eleştiri ve önerileri dikkate almadığını düşünüyoruz. Bu eleştirileri yaparken diyanet’i ve Sayın Başkan’ı rencide etmediğimizi düşünüyoruz. Zaten böyle bir amacımızda yok. Eleştirilerimizle diyanet’in gelişmesine katkı sağlamak istiyoruz. Diyanet’in bu eleştirileri dikkate alarak kendisini yenilemesini ve geliştirmesini arzuluyoruz.

       Din-Bir-Sen olarak, bütün kurumlara eşit mesafedeyiz. Kimseye şirin gözükmek zorunda değiliz. Biz, sendikacılık yapıyoruz. Şahısların ve kurumların yanlışlarını alkışlarsak vesayetçi ve sarı sendikalardan bir farkımız kalmaz. Zaten o zaman sendikacılık yapmamızın bir anlamı olmaz.

       Adil olmayan, personeli mağdur eden, personelin önemsenmediği intibaını uyandıran farklı uygulamalar nedeniyle eleştiriyoruz. Sendika olarak bunları eleştirmek hakkımızdır. Bizde eleştiri hakkımızı kullanıyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Bir açıklamanızda din görevlilerine yıpranma payı verilmesini istediniz, ancak çok dikkat çekmedi.  Bu konuyu açar mısınız?

GENEL BAŞKAN: Evet, kesinlikle yok. Bir köy düşünün: Sabah ve yatsı namazına giden din görevlisi hayvan saldırısına uğrayabilir. Büyük kentlerde hayvan saldırısının yanı sıra gaspçıların, tinercilerin, her türlü insanın saldırısına maruz kalma tehlikesi var. Ayrıca camii içerisinde cemaatten insanların saldırısına maruz kalma tehlikeleri de var. Bu konuda basına yansıyan pek çok haber var. İmamlarımız darp ediliyor. Bugüne kadar bu konularda önlem alınabilmiş değil.

       Bu tür tehlikelere karşı savunmasız, korunmasız ve açık bir şekilde görev yapan din görevlilerinin maaşlarında iyileştirme yapılmalıdır. Özlük hakları yeniden düzenlenmelidir. Asker ve poliste olduğu gibi din görevlilerine de yıpranma payı verilmelidir.

 

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Din-Bir-Sen’e göre, Diyanet İşleri Başkanlığı camiayı okuyamıyor mu?

GENEL BAŞKAN: Evet, kesinlikle… Bile bile yanlışta ısrar edilir mi? Sendika olarak yanlışları açıklıyoruz. Öneri getiriyoruz ama dikkate alan yok. Sizde biliyorsunuz yönetmelikler durmadan değişiyor. Bu, günün şartlarını önceden tespit edemeyenlerin suçu… Yönetmeliklerin taslaklarını hazırlayanlar, Sayın Başkan’a öneride bulunan, düşünce ve fikirlerini ileri sürenler camianın sorunlarını göremiyorlar. Görmeye başladıkları zaman ise iş işten geçmiş oluyor. Bu sefer yeniden yönetmelik maddesi değişiyor. Bu tür uygulamalar kurumun saygınlığına gölge düşürüyor.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: “Önce insan sonra sendikacılık” tan neyi kastediyorsunuz?

GENEL BAŞKAN: Din-Bir-Sen olarak insan odaklı düşünüyoruz. İlime, bilime saygılı olan sendikamız, özellikle din görevlilerinin öğrenmesinden yanadır.

       Din görevlileri arasında huzur ve kardeşlik ortamının tesis edilmesi zorunludur. Barış ve kardeşlik duyguları içinde yaşamamız gerekiyor. Adaletle hükmedilmesi gerekiyor. Özellikle yetkili sendika temsilcilerinin baskıları nedeniyle Müftülük çalışanları zor durumda bırakılıyor. Bunlar, ister istemez adaletten şaşıyorlar. Din Bir-Sen olarak, adil ve hakkaniyetli davranmayı, şeffaf sendikacılıktan yana olmayı şiar edinmiş bir sendikayız. İnsanları korkutan, sindiren, yıldıran, adil olmayan, hukuk ve hakkaniyet duygularından uzak bir sendikal anlayışa sahip değiliz.

       Din görevlilerimiz görevlerini ifa ederken Peygamber Efendimizin (s.a.v.)yolunda olmalıdır. Sendikacılarda, din görevlilerinin gözyaşını akıtmamalı, aksine onların sıkıntılarını gidermelidir. Kalbi sıkıntı ve evhama sokmak yerine yarayı sarmak gerekir. Biz, böyle bir dinin mensupları olarak üzerimize aldığımız bu görevi layıkıyla yapmak zorundayız. Bunun için tabii ki, bilgi sahibi olmak, okumak, araştırmak ve incelemek gerekir.

       Eksik bilgilerle yola çıkmak herkese zarar verir. Doğru ve yeterli bilgiyle yapılan hizmet ibadettir. Aksi ise insana zulümdür. Bugün içinde bulunduğumuz süreçte sendikacılık alanında din görevlilerine zulüm yapıldığına şahit oluyoruz. Bu zulüm cehaletin göstergesidir. Din-Bir-Sen olarak diyoruz ki, iyi ve güzel şeyler yapanlar kim olursa olsun yanındayız. Kötü şeyler yapanlar da kim olursa olsun karşısındayız.

       Din Bir-Sen olarak, haksızlıklara son verilmesi, adil yönetim, haklının yanında yer alan sendikacılık anlayışı, din görevlilerinin her türlü güvenliğinin sağlanması, güçsüzlerin, kimsesizlerin, haklının korunması için iyi niyetli bir hareketi takip ediyoruz. Bu hareketin adı Hılful Fudul, yani ‘erdemliler hareketi’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de aralarında bulunduğu bu hareketten yola çıkarak önce insan diyoruz. Ahlakı ve ahlaklı olmayı esas alıyoruz. Temel ahlaki ilkeleri benimseyerek hareket ediyoruz. Toplumsal uzlaşmadan yanayız. Mevlâna gibi, ‘ne olursan ol yine gel’ diyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: İslami İlimler Fakülteleri’nin açılmasını isteyen ilk sendikasınız. Bu fakültelerin açılması ne getirecek? Ülkeye faydası olacak mı?

GENEL BAŞKAN: Evet, ülkeye çok faydası olacak. Din-Bir-Sen’in en önemli özelliği projeler üretmesidir. Sendika olarak Türkiye’ye hizmet eden önemli bir Sivil Toplum Kuruluşuyuz. Sorunuza gelince, İlahiyat Fakülteleri sayısının artması bu alanda kaliteyi artırmıyor. 64 Üniversitede -bu sayı daha da artmış olabilir- İlahiyat Fakültesi var. Diğer üniversitelerde de açılması için çalışmalar yapılıyor.

       İlahiyat Fakülteleri’ni de Tıp Fakülteleri gibi plansız programsız açarsanız, kalitesiz eğitim verilmesine neden olursunuz. İlahiyatçı enflasyonu yaşanır. İlahiyat Fakültelerinin kalitesi düşer. Televizyon kanallarında boy gösteren İlahiyatçı Profesörler çoğalır!

       İlahiyat Fakülteleri ile eşdeğerde olan İslami İlimler Fakültelerinin açılarak bunun yaygınlaştırılması gerektiğini düşünüyoruz. İlahiyat Fakültesi ve İslami İlimler Fakültesi’nin amacı; dini, objektif öğretmek, öğrencilerin etkilenmeden kendi mantıklarıyla düşünebilme ve karar verme, bilginin temel kaynaklardan öğrenilmesi, edinilen bilgilerin uygulanması, bu bilgilerin İslam dünyasında yayılmasını sağlamak, bunların yanı sıra; vatanını, milletini, her şeyden önce eşref’i mahlûkat olarak insanı sevecek, bu kriterler birlikte değerlendirildiğinde mesleğine bağlı, mesleğini seven, mesleğinin gereğini yapan, bunları birlikte icra ederken ahlaki, öz kültürüne bağlı, yaşadığı toplumun değerlerine bağlı, saygılı ve ortak kültürel değerleriyle bağlı olduğu topluma faydalı olabilmek için çalışacak idealist, aynı zamanda mesleki açıdan kendisine özgüven duyacak, tam donanımlı Müslüman gençler yetiştirmek olduğuna göre, bu okullara tabii ki, ülkemizin ihtiyacı var. Ancak İslami İlimler Fakülteleri’nin açılması, bu alanda işlevsel olarak daha fonksiyonel rol oynayacaktır. İslam dünyasında, dinimizin ana kaynaklarından, hiçbir bölümünün gizlenmeden tüm gerçekliğiyle ortaya çıkarılarak öğrenilmesini, inanç, ibadet, ahlak esaslarının din gerçekliğiyle ilgisi bulunmayan kısımlarının çıkarılması, hukuk alanının ise günümüze göre yeniden açıklanması zorunluluğu vardır. Bu akademik çalışmalar hiç şüphesiz dinimizin daha anlaşılır olmasını sağlayacaktır. Dinin içine yerleşmiş yanlış öğretilerin temizlenmesini sağlayacaktır.

       İslami İlimler Fakülteleri, Türk-Arap ilişkilerinin ileri düzeye çıkmasında önemli rol oynayacaktır. Karşılıklı olarak; İslami, felsefi, sanat tarihi ve diğer bilim dallarında akademik araştırma yapılmasına, kültürel ve ekonomik ilişkilerin yoğun şekilde kurulmasına ve ülkelerin birbirleriyle daha yakın ilişki içinde olmalarını sağlayacaktır.           

       Bu nedenle İslami İlimler Fakülteleri’nin misyonu ve vizyonu çok farklıdır. Üniversitelerde bu fakültelerin kurulmasını önemsiyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Sendika olarak Lisans Tamamlama Programı (İLİTAM) konusunda çok çalışma yaptınız. Bu çalışmalardan söz eder misiniz?

GENEL BAŞKAN: Lisans Tamamlama Programı (İLİTAM)’nın yalnız din görevlileriyle sınırlı olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konudaki düşüncelerimizi 01.12.2014 tarihli yazımızla YÖK’e ilettik.

       Bilindiği gibi İlahiyat Lisans Tamamlama (İLİTAM) Programı, Ankara Üniversitesi ile Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi başta olmak üzere bazı üniversitelerde uygulanmaktadır. Ancak İlahiyat Lisans Tamamlama (İLİTAM) Programı uygulamada, İmam Hatip Liselerinden mezun olan ve halen Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde görev yapan İlahiyat Önlisans mezunu din görevlilerine karşı haksızlığa neden olmaktadır. Çünkü İLİTAM Programına, diğer ortaöğretim okullarından mezun olan ve amacı sadece bir işe girebilmek olan ve açıktan ilahiyat önlisans bitiren herkes girebilmektedir. Hâlbuki İLİTAM’ın amacı, İmam Hatip Lisesini bitirerek ilahiyat önlisans mezunu olan din görevlilerini İlahiyat Fakültesi mezunu yapmak olmalıdır.

       Diyanet İşleri Başkanlığı’nda görev yapan ilahiyat önlisans mezunları, ortaöğretim de alan dersleri olarak; Kur’an- Kerim, Arapça, Temel Dini Bilgiler, Siyer, Fıkıh, tefsir, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Hadis, İslam Tarihi, Kelam, Hitabet ve mesleki Uygulama, Çağdaş Türk ve Dünya Tarihi, Mantık, Psikoloji, Sosyoloji, Geometri, Dini Musiki, Hüsn-ü Hat, Bilgi ve İletişim Teknolojileri, Girişimcilik, Bilgi Kuramı, Proje Hazırlama gibi dersleri okurken, normal lise mezunları alan derslerini okumuyorlar. Dolayısıyla ilahiyat temeli olmayan öğrenciler, önlisans programını okurken bu derslere yabancı, öğrenmeden ve bilgisiz bir şekilde mezun oluyorlar. Ayrıca işe alımlarda din görevlilerinin yerini alan bu öğrenciler ikinci bir haksızlığa neden oluyor. Dini konularda emek ve zaman harcayarak, yeterli bilgi ile mezun olan din görevlileri, Türk toplumuna doğru ve güvenilir dini bilgiler aktarmak üzere kendilerini yetiştirmiş aydın bir din adamı olarak millete hizmet ediyorlar. Dolayısıyla uygulamadaki haksızlığın giderilmesi için, İlahiyat Lisans Tamamlama (İLİTAM) Programı sadece Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatlarında din görevlisi olarak görev yapan önlisans mezunları ile sınırlı olmalıdır. Bu nedenle din görevlileri dışındaki ilahiyat önlisans mezunu öğrencilerin İLİTAM Programına alınmaması gerektiğini düşünüyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: 13 yıllık AK Parti iktidarında dine zarar verildiği iddia ediliyor. Size göre devletin dine baskısı oldu mu?

GENEL BAŞKAN: Hayır. AK Parti iktidarı döneminde dini alanda çok hizmetler yapıldı. Çok güzel gelişmeler oldu. Avrupa Devletleri, ülkemizdeki dini hizmetlerin gelişmesinden kaygı duyuyor. Özellikle ABD’nin 2012 ve 2013 yıllarında yayınladığı Din Özgürlüğü Raporunda, ülkemizin, ‘Özel Kaygı duyulan Ülkeler’ listesinde gösterilmesi anlamlıdır. Konuyla ilgili Sayın Başkan Görmez’in bu rapora cevaben“Ben ve arkadaşlarım İslam dinini baskı altında tutan bir kurumda çalışmayız,” sözlerini hatırlıyorum.

       Dünyada dinini en iyi yaşayan ülke Türkiye’dir. Devletin İslam dinine baskı yapması söz konusu olmadığı gibi, aksine dini özgürlüklerin önünü açarak Müslümanların dinini en iyi şekilde yaşamalarını sağlamıştır. Bugün, ülkemizde kamunun her alanında dini inançlarını yaşamak isteyen Müslümanlar rahatça ibadetlerini yapabiliyor, kamusal alanlarda başlarını örtebiliyorlar. Ülkemizde din özgürlüğü çok geniş boyuttadır. Bütün dinler özgürce ve bir arada yaşayabilmektedir.

       Ülkemizdeki din özgürlüğünü bilerek ve kasıtlı olarak görmeyen komisyonun bu yaklaşımını Din Bir-Sen olarak kabul etmemiz mümkün değil. Raporda yer alan haksız ve maksatlı ifadelere şiddetle karşı çıkıyoruz.

       Din Özgürlüğü Komisyonu, Avrupa devletlerinin sınırları içerisinde camii kapatan, ecdadımızdan kalan camileri harabeye çeviren, içkili mekânlar yapan ülkelerin din anlayışına ve din özgürlüklerine baksın. O ülkeleri incelesin. Kendini medeni göstermeye çalışan Avrupa ve onların tek taraflı komisyonlarının Türkiye’deki din özgürlüğünü kendilerine örnek almalarını beklerdik.

ÇELEBİ ÖZTÜRK:Mobbing hakkında bilgi verir misiniz? Basın açıklamalarınızda üyelerinize mobbing yapıldığını söylüyorsunuz.

GENEL BAŞKAN: İşyerlerinde mobbing uygulanması ciddi bir problem. Uluslararası yasalarla suç kabul edilmiş, ülkemizde bunu kabul etmiştir. Mobbing ile ilgili ülkemizde hukuki yaptırımlar söz konusudur. Bununla ilgili kanun ve yönetmelikler yayınlanmıştır.“İşyerlerinde Psikolojik Tacizin (Mobbing) Önlenmesi Hakkındaki Başbakanlık Genelgesi"bulunmaktadır. Mobbing, hem kamuda hem de özel sektörde mücadele edilmesi gereken önemli bir sorundur. Anayasanın 125, 128 ve 129’ncu maddeleri çalışanların haklarını düzenler. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 94’ncü maddesi, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417’nci maddesi ve 657 Sayılı Devlet memurları Kanunu’nun 10, 11, 17, 18 ve 21’nci maddelerinde konuyla ilgili düzenlemeler vardır. Buna rağmen mobbing’in önlenememesinin nedenleri var. Mobbing sosyal kabadayılıktır. Çalışanların, amirleri veya bir insan ya da güçlü bir grup tarafından yıldırılması, sindirilmesi, korkutulmasıdır. İşyerlerinde psikolojik terör anlamına geliyor. Sistematik baskı uygulanmasıdır. Bir araştırmaya göre okullar ve sağlık sektöründe yaygın olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak son zamanlarda diyanet teşkilatında da yaygınlaştığını görüyoruz. Mobbing organizasyon bozukluğundan kaynaklanıyor. Bu da yönetimlerin önlem almadığını gösteriyor. Mobbing, daima güçlü olma isteği içinde ve iktidar hırsı, kötü niyetli ve hileli yollara başvurmaktan çekinmeyen, düşmanca duygular içinde olan, karşısındaki insanın ruh halinden zevk alan kişiler tarafından uygulanıyor.

       Din-Bir-Sen üyelerinin istifaya zorlanması, başka bir sendikaya üye olmaları için zorla ikna çalışmaları, izinlerinin askıya alınması, idari işlemlerinin geciktirilmesi, gereksiz savunma alınması, soruşturma açılması, üyelerimizin işyerlerinin sürekli olarak denetime tabii tutulması v.s. konularında üyelerimize baskı uygulanıyor.

       Yetkili sendika üyesi olan bir murakıp, üyemizin işyerini sürekli olarak denetime tabii tutuyor ve denetim defterine yaptığı denetimi kaydetmiyor. Genel Başkan Yardımcılarımızdan bir arkadaşımız bilgi almak için bu murakıbı aradığında “bana baskı yapıyor” diyerek hakkında şikâyet dilekçesi verdi. Bu da bir mobbingtir.

       Bu örnekte olduğu gibi sadece üyelerimiz değil, aynı zamanda yönetim kadrolarımızda yer alan arkadaşlarımıza da bu tür baskıların yapılması söz konusudur. Bunlar motivasyonu ve morali bozucu, insan ilişkilerini zedeleyici, kuruma saygınlığı yaralayan, devlete güveni yok eden psikolojik taktiklerdir. Sendika olarak basın açıklamalarımızda, Müftülüklerin tarafsız olması ve hiçbir sendika üyesine baskı yapılmaması için genelge çıkarılsın, diye çağrıda bulunmamıza rağmen diyanet bizi duymadı. Diyanet teşkilatında mobbing’in en üst seviyede uygulandığı herkesçe biliniyor. Buna rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sessiz kalması, önlem almaması da mobbing’in başka bir uygulama yöntemidir. Sizin aracılığınızla diyanet’e tekrar çağrıda bulunuyorum; hiçbir sendika üyesine baskı yapılmaması için önlem alın. Aynı zamanda bu konu hukuki bir sorumluluk ve ahlaki ve vicdani bir yükümlülüktür.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Diyanet İşleri Başkanlığı’yla ilgili konuları açıkladınız. Bu açıklamalarınıza paralel olarak diyanet’i değerlendirmenizi rica edebilir miyim?

GENEL BAŞKAN: Diyanet kurumu bu ülkenin olmazsa olmazlarındandır. Diyanet, İslam âlemini birlikte tutan önemli bir kurumdur. Müslümanların dini vecibelerini doğru yaşamaları ve en doğru bilgiyi öğrenmeleri açısından bu kurumun varlığı bütün insanlık için kıymetlidir. Diyanet, bütün İslam âleminin ve milletimizin birlik mayasıdır.

       Din, dil, tarih, kültür, coğrafya gibi milleti millet yapan unsurları tarih boyunca sürekli yaşatan, bugünde yaşatmaya çalışan ve ayakta tutan Diyanet kurumudur. Bu nedenle diyanet kurumu bu milletin değeridir.

       Bir milleti maneviyatından uzaklaştırırsanız o millet, millet olma vasıflarını kaybeder. Hâlbuki millet olma bilinci, kardeşlik duygusuyla birlikte yaşamayı, daha ileriye gitmek için çok çalışmayı, hoşgörüyü, vatan toprağını sevmeyi, dini birlikteliği gerektirir. Tarih boyunca bu unsurları bir arada tutmaya çalışan ve yaşatan din görevlileri olmuş, onların bağlı olduğu kurum ve kuruluşlar, milleti bir arada yaşatmıştır. Bu unsurlar aynı zamanda milletin kimliğidir.

       Diyanet manevi bir kurumdur. Allah (c.c.)’ın emri, Peygamber (s.a.v)’in sünneti seniyesinin izinde, bütün insanlığa dini öğreten, milletin saygı duyduğu bir kurumdur.

       Diyanet’in geleneğinde sevgi, yardımlaşma, dayanışma, hoşgörü ve rehberlik vardır. Varoluş gerekçesi de budur. Müslüman ve gayrimüslim topluluklar arasında birliğin tesis edilmesinde Diyanet bir köprü vazifesi görür. İnsanların diline, dinine, mezhebine bakmadan yol gösterir. Diyanet toplumsal birliğin, beraberliğin sağlanmasında rehberlik yapar.

       Diyanet teşkilatı kuruluşundan itibaren dinin temel kaidelerini muhafaza etmiştir. Dinin hurafelerden kurtarılarak gelecek nesle gerçek yönüyle ulaşmasını sağlamıştır. Dinin devamı sağlanırken milli ve manevi değerlerin korunarak aktarılmasını sağlamıştır.

       Diyanet, adalet ve hakkaniyet dengesini kurmak zorunda olan bir kurumdur. Bu düşüncelerimizin ana kaynağı; Diyanet teşkilatının ahlaki ve manevi değerleri ayakta tutan, birlik, beraberlik ve huzur ortamını sağlayan, topluma sevgi, yardımlaşma, dayanışma, kardeşlik, hoşgörü kültürünü aşılayan, İslam âlemine yakışır bir üslup ve dil ile toplumla sağlıklı iletişim kurulmasına aracılık eden bir teşkilat olarak düşünülmesidir. Diyanet teşkilatı, siyasi görüş, düşünce, din ve mezhep ayrımcılığından uzak, toplumun tüm katmanlarını kucaklayan bir yapı olarak görülmektedir.

       Diyanet teşkilatında var olan çeşitli problemlerin giderilmesi, çalışanların huzurlu, mutlu ve güven içinde görevlerini yapabilmeleri için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın özerk bir yapıya kavuşturulmasından yanayız. Diyanet İşleri Başkanı atamayla değil, seçimle gelsin. Böylece pek çok problemin çözüleceğine inanıyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin sonuçlarını değerlendirebilir misiniz?

GENEL BAŞKAN: 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinin ardından hiçbir siyasi partinin tek başına iktidara gelememesi nedeniyle devam eden koalisyon arayışları da maalesef sona erdi.  2002 yılından bugüne kadar tek başına iktidarda kalan ve ülkeye büyük hizmetlerde bulunan AK Parti iktidarının bu seçimden almış olduğu sonuçlar düşündürücüdür. Elbette ki ders alınması gereken yanlışları var. Sayın Kurtulmuş’ta açıklamasında alınması gereken dersten bahsetmiştir.

          Din-Bir-Sen olarak, ülkemizin kalkınması, refah düzeyinin yükselmesi ve milletin huzur, güven ve mutluluk içinde yaşaması için uyumlu bir koalisyon hükümetinin kurulması ülkenin ve milletin yararına olacaktı. Ancak bu fırsat kaçırıldı. HDP’nin içinde olacağı geçici bir seçim hükümeti kurulmasından siyasetçiler hicap duymalıdır. Erken seçime gidileceği artık netleşti. 2-3 aylık seçim hükümet ile seçimlere gidilecek. Maddi anlamda ülke zarar ediyor.

ÇELEBİ ÖZTÜRK:Son olarak; diyanet teşkilatı mensupları neden Din-Bir-Sen’e üye olmalıdır?

GENEL BAŞKAN: Kısa ve net cevap vermek istiyorum: Röportajı okuyan din görevlileri neden Din-Bir-Sen’e üye olmaları gerektiğini anlayacaklardır. Din-Bir-Sen söylemlerinde, hareket tarzında farklı bir sendikadır. Diyanet camiasına hareketlilik kazandırmış, farkındalığıyla yön tayin eden bir sendika olmuştur. Haklının yanında yer almış, mağdurların sesi olmuş, mağdurların taleplerini aylarca gündemde tutmuştur. Din-Bir-Sen olarak diyanet camiasını bütün olarak ele alıyor, kimseyi ötekileştirmeden, farklı ve önyargılı düşüncelerle bakmadan, önce insan gözüyle bakıyoruz. Bu nedenle bütün diyanet camiasını Din-Bir-Sen’in çatısı altında toplanmaya çağırıyoruz.

ÇELEBİ ÖZTÜRK: Zaman ayırıp sorularımıza içtenlikle cevap verdiniz. Teşekkür ediyorum.

GENEL BAŞKAN: DESK ve Din-Bir-Sen Genel Başkanı olarak, şahsım, yönetici kadromuz, temsilcilerimiz ve üyelerimiz adına şahsınıza ve Haber2000.com ekibine teşekkür ediyor, yayın hayatınızda başarılar diliyorum.